Ortadoğu gelişmeleri
Geçen hafta korsan İsrail parlamentosunun Batı şeriada Filistinlilere ait onlarca mahalleyi gasp etmeyi yasallaştıran bir yasa tasarısını onaylaması bir kez daha bu rejimin sultacı ve işgalci mahiyetini ortaya koydu.
Korsan İsrail parlamentosu geçen Pazartesi günü bir ön oylamada Batı şerida yeni siyonist yerleşkelerin inşaatı için onlarca Filistinli mahalleyi gasp etmeyi öngören ve sözde yasallaştıran bir tasarıyı onayladı. Söz konusu Filistinlilerin arsalarını işgal etmeyi yasallaştıran bu yasa tasarısı nihai onay için üç aşamada siyonist parlamentoda oylamaya sunulması gerekiyor.
Gözlemciler yeni yasanın siyonist parlamentoda onaylanmasını, eli kanlı rejimin son yıllarda Batı şeriayı tamamen işgal edilen Filistin topraklara ilhak etme yönünde izlediği sinsi politikanın devamı şeklinde değerlendiriyor.
Gerçekte siyonist rejim Filistinli bölgelere yahudi kimlik kazandırmak için bu bölgelerde İslamî eserleri ve mekanları ve hatta Filistin halkının evlerini ve mahallelerini tahrip ediyor ve yerine siyonist yerleşke ve sinagoglar inşa ediyor.
Oysa BM kararnameleri gereği korsan İsrail işgalci bir rejim olarak işgal ettiği bölgelerin nüfus yapısını ve coğrafi durumunu değiştirmekten men edilmiştir. Fakat katil rejim BM kararnamelerini hiçe sayarak sürekli aksi yönde hareket ediyor ve her ne pahasına olursa olsun Kudüs başkentli Filistin devletinin kurulmasını engellemeye çalışıyor ve bu yüzden Filistinli bölgeleri daha önce işgal ettiği Filistin topraklarına ilhak ederek bu politikasını gütmeye çalışıyor. Bu çerçevede Tel aviv daha önce Filistin özerk teşkilatı ile sağladığı anlaşmaya göre Filistinli bölgelere üçe bölerek Filistinli bölgelere karşı sultacı politikalarını adım adım izlemeyi sürdürüyor ve sonuçta mevcut şartlarda Batı şeria bölgesina tam musallat olmak için uğraşıyor.
Bilindiği üzere Ortadoğu uzlaşma süreci sırasında ve Oslo 2 adıyla ün yapan Taba anlaşması gereği Batı şeria bölgesi A, B ve C bölgeleri olmak üzere üç bölgeye bölünde ve korsan İsrail bu anlaşmadan nemalanarak Filistinli bölgelere yönelik yayılmacı ve yıkıcı politikalarını sürdürdü.
Söz konusu anlaşmanın çerçevesinde C bölge Batı şeria bölgesinin %60 kadarını kapsıyor ve korsan İsrail’in hemen hemen tam denetimi altında bulunuyor. Batı şerianın A bölgesi ise Filistin özerk teşkilatının kontrolü altında bulunuyor ve B bölgesi de özerk teşkilat ve siyonist rejim tarafından ortaklaşa yönetiliyor.
Şimdi ise Ortadoğu uzlaşma sürecinden sonra Filistin’de yaşanan gelişmelere bakıldığında, söz konusu komplocu süreç bile siyonist rejimin işgalci huyunu ve şiddet uygulamasını engelleyemediği anlaşılıyor. Nitekim uzlaşma süreci çerçevesinde Filistin özerk teşkilatının denetimine verilen B bölglesi siyonist rejimin yayılmacı politikaları doğrultusunda cirit attığı alana dönüştüğü gözleniyor.
Geçen hafta Suriye gelişmeleri, tekfirci teröristlerin Halep’te sürekli uğradığı hezimetlerin etkisi altında kaldı, öyle ki gözlemciler, bu bölgenin teröristlerden temizlenmesi ve tamamen kurtarılması için geri sayımın pratikte başladığını dillendirmeye başladı. Bu durum ve getirileri ise Suriye, bölge ve dünyada çeşitli çevrelerce yorumlara yol açtı. Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad, Halep kenti teröristlerin Şam ve Humus’ta bozguna uğradıktan sonra Suriye’de son umudu olduğunu, Halep kurtarıldıktan sonra bu ülkede savaşın gidişatı tamamen değişeceğini belirtti. Beşar Esad, Halep kentinin kurtuluşu, Batılı devletlerin ve siyonistlerin bölgeye yönelik sinsi planlarının bozguna uğradığı anlamına geldiğini vurguladı.
Gerçekte Suriye’de ordu birlikleri ve halk güçlerinin teröristlere karşı art arda zafer kazanması hem teröristleri ve ham Arap ve Batılı hamilerini ve yine Türkiye ve siyonist rejim İsrail’i bir yandan şaşkına çevirdiği ve öbür yandan cidden kaygılandırdığı anlaşılıyor. Bu çerçevede siyonist rejim elebaşıları açıkça Suriye ordusunun teröristlere karşı elde ettiği zaferlerden kaygı duyduklarını dile getirmeye başladı.
Gerçekte Tel aviv Batı’nın destekleri ile bölgede sürekli komplocu politikalar izliyor ve utanmadan da bu tür küstahça politikaları izlediklerini itiraf ediyor. Bu çerçevede siyonist rejim savaş Bakanı Avigdor Liberman, Irak ve Suriye’nin parçalanması bölgede yaşanan krizlerin çözüm anahtarı olduğunu belirtti. Bu sözler İsrail’in Ortadoğu bölgesinde ne gibi şom hedeflerin peşinde olduğunu açıkça ortaya koyuyor, ancak ne var ki Irak ve Suriye milletlerinin direnişi ile eli kanlı siyonistlerin bu hayali suya düştüğü anlaşılıyor.
Gerçekte Suriye devleti ve milletine yönelik komploları, Batı eksenindeki ecnebi güçlerin bölge ülkelerini parçalama planları çerçevesinde değerlendirmek gerekiyor. Batı’nın Suriye’ye yönelik komplolarının ekseninde Halep kenti özel yeri bulunuyor. Batı Suriye topraklarını parçalamak ve Halep’i işgal ederek bu kenti Suriye’den kopardığı ve teröristlere teslim ettiği toprakların başkenti ilan etmek istiyor. Fakat Suriye milleti ve ordusunun direniş ve bölgede direniş ekseninin de destekleri bir kez daha sultacı güçleri bozguna uğrattığı gözleniyor. Her halükarda Suriye başta olmak üzere bölge milletlerinin şanlı direnişi bir kez daha Batılı devletlerin ve siyonist rejimin Ortadoğu bölgesine yönelik şom komplolarını etkisiz hale getirdiği anlaşılıyor.
Geçen hafta Bahreyn gelişmeleri, Bahreyn halkının siyasi tutuklara destek doğrultusunda düzenledikleri protesto eylemleri ile devam etti. Bahreyn halkı bir kez daha düzenledikleri protesto eylemlerinde tüm siyasi tutukluların serbest bırakılmalarını istedi.
Gerçekte Bahreyn halkının zalim Halife rejiminin baskıcı politikalarına yönelik barışçıl protesto eylemleri son günlerde de devam etti ve bir kez daha Halife rejiminin halkın haklı kıyamını durduramadığını ortaya koydu.
Bahreyn halkı 14 Şubat 2011’den beri Halife rejimini protesto ediyor ve ülkelerinde siyasi özgürlük, adalet, ayrımcılığa son vermek ve halkın seçtiği bir hükümetin ülkelerini yönetmek gibi taleplerini haykırıyor. Nitekim protesto eylemlerinin devam etmesi, Bahreyn halkının kıyamı devam ettiğini ortaya koyuyor. Halife rejimi ise halkın haklı taleplerine karşılık vermek yerine kendi halkını ifade özgürlüğü, barışçıl protesto eylem hakkı ve siyasi parti kurma hakkı gibi haklardan mahrum ediyor.
Gerçi Bahreyn’de halkın kıyamı yaklaşık beş yıl önce resmen başladı, fakat bu insanların gizli mücadelesi daha derin mazilere dayanıyor. Halife rejimi Bahreyn toplumunun küçük bir kesimini temsil ediyor, fakat yıllardır despot ve etnikçi bir düzen kurarak Bahreyn’in şii çoğunluğunu sömürüyor. Maname rejimi baskılarını artırmakla Bahreyn halkını haklı kıyamından vaz geçirebileceği gibi batıl bir düşünceye kapıldığı gözleniyor. Oysa Bahreyn halkının kıyamının devam etmesi bu mücadelenin özellikle 2016 yılında daha geniş boyutlara ulaştığını gösteriyor. Bahreyn halkı içişleri bakanlığının protesto eylemi düzenleme yasağını hiçe sayarak ülkenin çeşitli bölgelerinde ve özellikle başkent Manamenin çeşitli semtlerinde protesto eylemlerini sürdürüyor.
Bahreyn’de halkın başlattığı kıyamın yeni turu, Bahreyn halkının Halife rejimi ve hamilerinin tüm baskıcı ve sindirmeci politikalarına rağmen hala inisiyatifi kendi elinde tuttuğunu ve ülkelerinde köklü değişiklikler yapılana kadar bu kıyamı sürdüreceklerini gösteriyor.
Bu arada çeşitli kaynaklar, Bahreyn zindanlarında yatan siyasi tutukluların sayısını yaklaşık on bin olarak tahmin ediyor. Bu veri, Halife rejimi nüfusuna oranla dünyada siyasi tutuklu sayısı bakımından birinci sırada yer aldığını gösteriyor. Halife rejimi ise Batılı devletlerin ve bölgede bazı malum Arap rejimlerin geniş çaplı destekleri ve uluslararası kurum ve kuruluşların tepkisizliği sayesinde kendi halkına yönelik cinayetlerini sürdürüyor.
Geçen hafta Yemen’de Suud rejiminin cinayetleri tüm hızıyla devam etti. Arabistan’ın Yemen milletine yönelik cinayetlerini şiddetlendirmesi ise uluslararası camianın tepkilerine yol açtı. Bu çerçevede insan hakları gözetleme örgütü yayımladığı raporunda Suud ordusu Yemen’de onlarca sivilin şehit düşmesine yol açan illegal hava akınlarında Amerikan yapımı bombaları kullandığını açıkladı. İnsan hakları gözetleme örgütü raporunda bu tür saldırıların tüm silah üretici ülkelerin Arabistan’a silah satışını askıya almaları gerektiğini ortaya koyduğunu, BM insan hakları yüksek komiserliği Suud rejimi ve başını çektiği ittifakın Yemen’de işledikleri cinayetleri araştırmak üzere Yemen’e müfettiş heyeti göndereceğini kaydetti.
Raporda Amerika’nın Arabistan’ın silahlarını karşılaması Washington yönetimini de Yemen’e saldıran Suud ittifakının ortağı yaptığı belirtildi ve bundan başka Amerika Suud ordusuna Yemen’de bazı hedefleri vurmak üzere istihbarat sağladığı vurgulandı.
Suud rejiminin Yemen’e yönelik barbarca saldırılarının devamında uluslararası af örgütü de Arabistan’ın Yemen cinayetlerinde misket bombaları kullandığını ispat eden delil ve belgeleri topladıktan sonra bu bombaları İngiliz ve Amerikan firmaların Arabistan’a verdiğini ifşa etti.
Arabistan İngiltere başta olmak üzere Batılı devletlerin bölgedeki en önemli müttefikidir ve bu ülkelerin ve özellikle İngiltere’nin en önemli silah alıcılarından biri sayılır. Ancak misket bombaları 2008 yılında onaylanan salkım mühimmat konvansiyonu gereği yasaktır. Bu konvansiyonu şimdiye kadar 108 ülke imzaladı ve yaklaşık 100 ülke de onayladı. Şimdi bu uluslararası hukuk belgesine bakıldığında, Arabistan rejimi kullanıcı ve Amerika ve İngiltere de misket bombalarının satıcısı olarak savaş suçu, beşeriyete karşı cinayet, barışa karşı cinayet işlemiş sayılıyor.
Suud rejiminin başını çektiği ittifak 26 Mart 2015 tarihinde beri mazlum Yemen halkını bombardıman ediyor. Yemenli çocukların ve kadınların acımasızca katliam edilmesi, bu ülkenin hayati altyapılarının tahrip edilmesi ve ülkeyi yoksulluk ve açlık sarması, Suud rejimi ve başını çektiği ittifakın işlediği sayısız cinayetlerin küçük bir bölümüdür. Bu cinayetlere Yemen milletine havadan ve denizden uygulanan kuşatmayı da eklemek gerekir. Bu kuşatmanın sonucunda başta çocuklar olmak üzere Yemen halkı hayatını kaybediyor.
Bu arada Arabistan’ın adı BM insan haklarını ihlal eden rejimlerin listesinden çıkarılmasından sonra da Suud canileri Yemen topraklarına yönelik saldırıları artmaya başladı. hatırlanacağı üzere Arabistan ve başını çektiği ittifaka bağlı savaş uçakları Yemen’in çeşitli bölgelerine hava akınlarını ve savunmasız Yemen halkını kırmayı sürdürürken BM genel sekreteri Ban Ki Moon Riyad’ın BM’ye mali yaptırımlarını kesme tehdidi üzerine bu rejimin adını Yemen’de çocuk haklarını ihlal eden rejimlerin listesinden çıkardı. Fakat Yemen gelişmeleri Ban Ki Moon’un bu kararı Yemenli çocukların musibetlerini kat kat arttırmaktan başka bir getirisi olmadığını ortaya koydu.