Aralık 26, 2016 16:51 Europe/Istanbul

Geçen hafta Ortadoğu bölgesi çok önemli gelişmelere sahne oldu. Suriye’de Halep kenti beş yılın ardından teröristlerden temizlenerek kurtuluşunu kutladı, teröristler ve hamileri Suriye ordusu ve müttefiklerinin bu zaferini etkilemek için yürüttükleri kampanyalar ise devam etti.

Geçen hafta Lübnan’da yeni hükümetin kurulması bölge medyasında yankı buldu. Öte yandan Lübnan’da kurulan yeni kabinede yer alan bakanların terörle mücadelleye ve direnişe devam etmeye vurgu yapmaları, yeni kabinenin eğilimi korsan rejim İsrail’in tehditlerine karşı direnişin sürdürülmesine destek verdiğini ortaya koydu.

Bu arada terör rejimi İsrail’in Tunus’ta bir mühendise suikast düzenlemesi, eli kanlı rejimin terörist politikalarında hiç bir sınır tanımadığını ve bu bağlamda Batı’nın açık gizli desteklerinden yararlandığını ortaya koydu. Öte yandan siyonist rejimin bölgeye yönelik yayılmacı politikaları ve başta Beytulmukaddes olmak müzere işgal altındaki Filistin topraklarında işgalci konumunu pekiştirme çabaları uluslararası arenalarda geniş tepkilere neden oldu.

Geçen hafta bölgesel gelişmelerle ilgili bir başka önemli konu, bölgede tekfirci IŞİD terör örgütü ile mücadelede bölge ülkelerinde kurulan halk güçlerinin özel konumuydu. Bu konu Irak Cumhurbaşkanı Fuat Masum’un Irak halk güçleri kanununu imzalamasının ardından daha da hukuki bir boyut kazandı ve bölgenin önde gelen devlet adamlarının terörle mücadelede halk güçlerine yasal konum kazandırmakta kararlı olduklarını ortaya koydu.  Gerçekte son zamanlarda Irak ve Suriye’de halk güçlerinin teröristlere karşı direnişe katılmaları eli kanlı tekfirci teröristlerin bölgede daha da hezimete uğramalarına yol açtı. Bu sürecin en somut örneğin Halep’in kurtuluşunda ve şimdi de Musul’u kurtarma operasyonunda göze çarpıyor.

Geçen hafta Ortadoğu bölgesinde Fars körfezinin Güney kıyılarında yer alan Arap emirliklerin geniş çaplı silah alımı ile tırmanan militarist yaklaşımların kaygılara yol açtığı ve bu konu kamuoyunun ilgi odağına oturmasına sebebiyet verdiği gözlendi. Gerçekte Fars körfezi kıyılarında yer alan Arap emirliklerin silah alımını arttırmaları, bu ülkelerin son aylarda ağır bütçe açığı ile karşı karşıya bulundukları bir döneme denk geliyor. Örneğin Arabistan dördüncü yıldır ağır bütçe açığı sorunu ile karşı karşıya bulunduğu halde askeri bütçesini yine arttırma kararı aldı. Suud rejimi Arabistan’ın 2017 yılı için askeri bütçesini 50.8 milyar dolar arttırdı ki geçen yıla oranla %6.7’lik bir artışa denk geliyordu. Arabistan’ın askeri bütçesi, Suud rejimi bu ülkenin 2017 bütçesini 53 milyar dolar bütçe açığı ile onayladı.

Ortadoğu’da kanayan bir başka yara Bahreyn’de de geçen hafta Halife rejiminin bu ülkenin siyasi ve medeni aktivistleri ve İslamî şahsiyetlerine yönelik baskıları ve zalimane yargı kararları devam etti. Halife rejimi kendi halkına yönelik baskıcı politikalarının devamında Bahreyn insan hakları merkezi başkanını 15 yıl hapis cezasına çarptı.

Bahreyn’de 2016 yılının ikinci yarısında insan hakları ihlalleri artan bir şekilde devam etti. Halife rejimi protestoculara karşı şiddet uygulamasından başka bu ülkenin tanınmış etkili şahsiyetlerine yönelik baskılarını da arttırmaya başladı.

Geçen hafta BM güvenlik konseyinin işgal altındaki Filistinli bölgelerde siyonist rejimin yerleşke inşaatını kınayan kararnamesi bir kez daha dikkatleri bu rejimin uluslararası arenalarda daha da münzevi olduğuna çekti. Gerçekte bu kararnamenin onaylanması siyonist rejime yönelik eleştirilerin boyutları bu rejime destek veren Batılı devletlere kadar yayıldığını ortaya koydu.

Geçen hafta Suriye gelişmelerinin başında Halep kentinin dört yılın ardından tekfirci teröristlerin pençesinden kurtuluşu yer aldı. Gerçi teröristler Halep’te hezimete uğradıktan sonra her ne pahasına olursa olsun kentin bir bölümünde kalmak ve böylece hezimete uğradıklarını örtbas etmeye çalıştı.

Geçen hafta Halep dört yıl süren direniş ve mücadeleden sonra tekfirci teröristlerden tamamen temizlendi ve kent özgürlüğüne kavuştu. Ancak Halep’in kurtuluşunun Suriye’de askeri saha üzerindeki etkisi ve yine bölgesel güç dengelerini ve hatta küresel siyasi rekabet denklemlerini alt üst etmesi bakımından arz ettiği önem yüzünden Suriye nizamının muhalifleri ve hamileri bu büyük zaferin kesinleşmesini önlemek içen büyük gayret sarf etti.

Suriyeli muhaliflerin Halep zaferini gölgelemek için baş vurdukları taktiklerden biri ateşkes ilan edilmesiydi. Aslında silahlı muhaliflerin ateşkes talebi Halep halkına insani yardım ulaştırmayı kolaylaştırmak değil, sadece Suriye ordusunun zaferini ve Halep’te ilerlemesini durdurmaktı. Amerika’nın başını çektiği Suriye karşıtı Arap Batı ittifakı Halep kentinin %99 kurtulduğu haberi yayımlandıktan sonra 13 Aralık tarihinde sözde insani bahaneleri ileri sürerek Halep’te ateşkesi gündeme getirdi ve bu hedefine ulaşmak için de medyayı harekete geçirdi. Suriyeli silahlı muhalifler ve yandaş medya organları bu çerçevede bir dizi uydurma ve sahte görüntüleri yayımlayarak Halep’te insani facia yaşandığını telkin etmeye çalıştı. Oysa asıl insani facia teröristlerin kuşattığı şii köyleri Fua ve Keferya’da ve yine IŞİD’in tekrar işgal ettiği Palmira’da yaşanıyordu, fakat teröristlerin yandaş medyası bu facialardan bir tek görüntü bile yayımlamadı.

Suriye karşıtı Arap Batı ittifakının Halep’te Suriye ordusunu engellemek için baş vurduğu bir başka taktik BM güvenlik konseyini devreye sokmak ve böylece Halep’in teröristlerin pençesinden tam kurtuluşunu engellemekti.

Aslında Suriye’de son bir kaç yılda yaşanan gelişmeler, Suriye yönetiminin tüm iyi niyeti ve insani işlerde öncülük ettiği halde BM’nin bu bağlamda sorumluluklarını yerine getirmediğini gösteriyor. Bunun en somut örneği ise BM’nin Suriye’de teröristlerin işgali altında bulunan bölgelere yönelik pasit tutumudur, nitekim bu teşkilat ve ona bağlı olan kurumlar şimdiye kadar teröristlerin bu bölgelerde işledikleri cinayetlere karşı bir tek tedbir bile uygulamadı.

Gerçekte teröristlerin Suriye ve Irak ve Libya gibi diğer bölgelerde sürekli ve art arda hezimete uğramaları, bu canilerin ve hamileri artık başta Halep olmak üzere bölgede uğradıkları yenilgileri örtbas bile edemediklerini ortaya koymaya başladı. bundan bir süre önce Halep kuşatmasının kırılması için büyük hamaset terimini kullanan tekfirci terör örgütleri ve hamileri şimdi büyük hezimete uğradıklarını itiraf ediyor.

Nureddin Zenki hareketi adlı terör örgütü Halep’in Suriye ordusu ve müttefiklerince tam kurtuluşunu teröristler için büyük yenilgi niteledi. Söz konusu terör örgütü Halep’i kaybetmek coğrafi ve siyasi boyutlarda acı yenilgi sayıldığını belirtti. Ahrarul Şam adlı terör örgütü de Halep’in Suriye ordusu tarafından kurtarılmasından sonra silahlı örgütlerin siyasi ve askeri saiklerini kaybettiklerini itiraf etti.

Genelde, teröristlerin başvurduğu hiç bir taktik Halep’in teröristlerin işgalinden tam olarak kurtarılmasına mani olamadığı ve böylece Suriye ordusu ve müttefikleri Halep’te nihai zaferini ilan etti ve kent teröristlerden tamamen temizlendi.

Geçen hafta insan hakları örgütlerinin Arabistan rejimine yönelik eleştirileri yine artmaya başladı. yayımlanan yeni belgeler Suud rejiminin Yemen savaşında halka kaşı Batılı devletlerin ürettiği yasak misket bombalarını kullandığını ortaya koydu.

Gerçekte Arabistan’ın Yemen’de işlediği cinayetler en çok Suud rejiminin Yemen’de yasak misket bombalarını kullanmasının etkisi altında kaldı ve derin kaygılara sebebiyet verdi. BM geçen Çarşamba günü Arabistan’ın Yemen’de misket bombaları kullandığı ile ilgili raporlardan kaygı duyulduğunu açıkladı. Açıklamada, BM Arabistan’ın adını genel sekreterin çocuk haklarını ihlal eden rejimlerin listesine yeniden almasını incelediği belirtildi.

Suud rejimi 2008 yılında onaylanan misket bombaları konvansiyonunda her türlü misket bombasının kullanımı yasaklandığı halde Yemenli sivillere karşı bu yasak mühimmatı kullanmaya devam ediyor. Oysa uluslararası çevreler şimdiye kadar bir çok kez bu tür yasak silahların Arabistan gibi maceracı ve yayılmacı ve insanlıktan anlamayan bir rejime satılmasının tehlikeleri hakkında uyarılarda bulunuyor.

Amerika yönetimi Fars körezinde yer alan Arap emirliklerine geniş çapta silah satınışı, bu silahlar bölgenin güvenliğini ve istikrarını hedef aldığı halde gündeminde tutuyor.

Gerçekte Arabistan gibi bir rejimi Batılı gelişmiş silahlarla donatmak bu rejimin Batı Asya bölgesinde barış ve güvenliğe yönelik çıkışları ile çeliştiği halde gerçekleşiyor. Çünkü tüm işaretler bu rejimi bölgede tekfirci terör örgütlerini açık gizli desteklediğini ve ideolojik açıdan da Arabistan’ın sapkın Vahabi tarikatı tekfirci teröristleri baslediğini gösteriyor. Nitekim başta ABD ve İngiltere olmak üzere Batılı silahların Yemen’de binlerce masum kadın, çocuk ve sivilin katliamında kullanıldığı gözleniyor.

Öte yandan BM’nin küresel krizleri çözümlemekte sergilediği acizliği de bu teşkilatın Yemen milletini korumaya yönelik yükümlülüklerini yerine getirmeyeceğini önceden gösteren bir gerçektir, nitekim bu teşkilat Suud rejimine bağlı lobilerin etki ve nüfuzu altına kalarak Suud hadenadının Yemen milletine karşı işlediği cinayetlere adeta alkış tutuyor.

Hatırlanacağı üzere Arabistan’ın Yemen’de işlediği cinayetlerin doruğunda BM genel sekreteri Ban Ki Moon Arabistan ve Yemen’e karşı kurulan ittifakın adını çocuk katili rejimlerin listesine aldığını ilan etmesinin ardından Riyad’ın baskıları yüzünden bu tutumundan hemen çark etti ve Arabistan’ın adını daha fazla inceleme yapmak üzere bu listeden çıkardığını ilan etti.

BM’nin Arabistan’ın Yemen’de uyguladığı katliamlara karşı pasif tutum gerçekten büyük bir tehlikedir ve bu teşkilatın kuruluş amacına ve yükümlülüklerine aykırı sayılır ve özellikle bu teşkilatı Arabistan’ın Yemen’de işlediği cinayetlerin ortağı yapmıştır.

Gerçekte Suud rejimini Yemen’de cinayetlerini özellikle masum çocuklara karşı sürdürmekte küstahlaştıran en önemli etkenlerden biri BM’nin bu rejime karşı pasit tutumudur. Nitekim BM genel sekreteri Ban Ki Moon’un Arabistan’ın tehditlerine boyun eğerek bu rejimin adını çocuk haklarını ihlal eden rejimlerin listesinden çıkarması da Suud hanedanını cinayetlerini sürdürmekte daha da küstahlaşmıştır.  Şimdi ise BM genel sekreteri sözcü yardımcısının Arabistan’ın adını yeniden çocuk haklarını ihlal eden rejimlerin listesine alabileceklerini açıklaması aslında hiç bir faydası olmayan ve ölen binlerce Yemenli çocuğun haline hiç bir yararı olmayan bir uygulamadır. Nitekim BM’nin siyonist rejim İsrail ve Suud rejimi gibi çocuk haklarını ihlal eden rejimlere karşı pasif tutumu ve bu rejimlerin adını listeden çıkarması, daha sonra da Arabistan’ın petrol dolarları karşısında yeniden teslim olmayacağı için hiç bir güvence vermemektedir.