Ortadoğu gelişmeleri
Geçen hafta Ortadoğu bir çok önemli gelişmeye sahne oldu. Bu gelişmelerin başında Bahreyn rejiminin yeniden muhalifleri idam etmesi yer aldı.
Halife rejiminin üç bahreyni siyasi aktivist genci kurşuna dizmesi bir kez daha gözleri bu rejimin insanlık karşıtı mahiyetine çevirdi.
Geçen hafta Filistin’de siyonist rejim İsrail Paris’te Ortadoğu uzlaşması ile ilgili bir konferans düzenlendiği sırada mazlum Filistin milletini katliam etmeye devam etti. Paris’te Filistin krizi ile ilgili sözde barış konferansı, konferans düzenlenmeden önce de gözlemcilerce faydasız ve sonuçsuz bir adım olarak değerlendirmelerde bulundukları bir sırada sona erdi.
Aslında bir kaç kez ertelenerek düzenlenen Paris konferansının bu şekilde yorumlanmasının sebeplerini, uzlaşma temelinde yürütülen bundan önceki deneyimlerin sonuçlarında aramak gerekir. Filistin’de Ortadoğu uzlaşma süreci Nisan 2014’te korsan İsrail’in Filistinli esirleri serbest bırakma ve yerleşke inşaatını durdurma sözünü yerine getirdiği için askıya alındığı zaman, bu tür uzlaşma eksenli konferansların ve oturumların asla işe yaramadığı açıkça ortaya çıktı. Buna göre Fransa’nın hazırladığı planın ekseninde sözde Ortadoğu barış sürecinin yeniden başlaması için düzenlenen Paris konferansı, siyonist rejim ta baştan bu planı reddettiği halde düzenlendi.
Gerçekte Filistin’de düzenlenen tüm uzlaşma müzakereleri şimdiye kadar hiç bir zaman Filistin milletinin haklarını tanımadığı için Filistin krizini adil bir çözüme kavuşturma kapasitesinden yoksun olmuş ve bu tür müzakerelerin de sürekli çıkmaza sürüklenmesi, Filistin krizinin uzlaşma süreçleri ile çözümlenemeyeceğini ortaya koymuştur. Paris’te uzlaşma eksenin düzenlenen ve Batılı tarafların geniş propagandaları ile birlikte olan bu konferans aynı zamanda Moskova’da bazı Filistinli gruplar milli barış ve vahdet amacıyla bir araya geldiği ve Filistin ülküsünü gerçekleştirmek amacıyla Filistinli grupların işbirliği yolunda aydın bir ufuk belirlemeye çalıştığı bir sırada düzenlendi. Gerçekte Filistinli grupların vahdeti, Filistin’in bütünlüğünü hedef alan komplolarla mücadele için en mantıklı ve en zaruri eğilim olarak görünüyor. Bu şartlarda Filistinli esas taraflar geçen Salı günü Filistin’de yeni milli vahdet hükümetini kurmak üzere yeni bir anlaşmaya vardıklarını duyurdu.
Geçen hafta siyonist rejimde de gelişmeleri en çok bu rejimin yöneticileri arasında hakim olan yaygın fesatla ilgili ifşaatın ve bunun sonucunda katil rejim elebaşılarının sürtüşmelerinin etkisi altında kaldı.
Geçen hafta siyonist rejim polisi Başbakan Benyamin Netanyahu’ya çok sayıda mali fesada karışma suçundan yurt dışına çıkma yasağı uygulamasının ardından işgal altındaki Filistin’de Netanyahu karşıtı protesto eylemleri de şiddetlendi. Protestocular siyonist Başbakan Netanyahu’nun yargı dokunulmazlığının kaldırılmasını istedi. Kuşkusuz bu gelişmeler Netanyahu’nun konumunu daha da kırılgan hale getiriyor ve bu rejimin bir kez daha erken seçime doğru sürüklendiğini gösteriyor.
Aslında İsrail’de son yirmi yılda sürekli siyasi istikrarsızlık hakim oldu ve her siyasi gelişme ve skandalın ardından bu rejimde erken seçime gidildi, ki bu da Tel aviv’de istikrarsızlığın kurumsallaştığını ortaya koydu.
Geçen hafta Irak gelişmeleri de ordu güçleri ve gönüllü seferberlerden oluşan halk güçlerinin tekfirci IŞİD terör örgütüne karşı zaferleri ve Musul’un doğusunu bu örgütün işgalinden kurtarmasının etkisi altında kaldı. Irak Başbakanı Haydar İbadi ise Amerika’nın Irak’ta IŞİD terör örgütünün türemesi ve tekviye edilmesi ve sürekli desteklenmesinde rol ifa ettiğini ve bu da son yıllarda Irak’ta büyük musibetlere yol açtığını belirterek Amerika’dan tazminat talebini gündeme getirdi.
Gerçekte Haydar İbadi’nin Amerika’nın Irak’ta özellikle 2003 yılında askeri saldırısından sonraki cinayetlerinin tam olarak araştırılmasını istemesi ve Bağdat yönetiminin Amerika’nın tüm yanlışları yüzünden Irak milletinin uğradığı zarara karşılık olarak tazminat almalarını temenni etmesi bir kez daha dikkatleri Amerika’nın Irak’a yönelik garez-kar müdahalelerine karşı artan itirazlara çekti.
Irak Başbakanı İbadi Amerika’nın askeri müdahalesi Irak kapılarını dünyanın dört bir yanından gelen tüm terör örgütlerinin yüzüne açtığını ve Irak milleti bunun bedelini çok ağır ve kanı ile ödediğini vurguladı.
Gerçekte son 15 yılda bölgenin tarihi, nerede Amerika doğrudan askeri müdahalede bulunduysa orada her şeyin yok olduğunu ve Amerika’nın işgal ettiği bölgelerde türlü terör örgütleri türediğini gösteriyor.
Geçen hafta Suud rejiminin Yemen milletine yönelik şiddetlenen cinayetleri Yemenli ve uluslararası kurum ve kuruluşların yayımladıkları raporlara geniş düzeyde yansıdı.
Geçen hafta BM’nin Yemen’de insani yardım işleri koordinatörü Jimmy Mc Goldrick, Yemen’e düzenlenen saldırılarda şimdiye kadar on bin kişi hayatını kaybettiğini ve 40 bin kişi de yaralandığını açıkladı.
Son günlerde Suud rejiminin Yemen’de işlediği cinayetleri yansıtan raporlar bir kez daha kamuoyunun dikkatini Arabistan’ın Yemen milletine karşı fosfor ve misket bombaları gibi korkunç yasak silahların üzerine çekti. Suud rejimi Batı’nın hibe ettiği yasak silahlarla başta Yemenli çocuklar olmak üzere sivilleri hedef alıyor ve bu insanların vücudunda yanıklara ve korkunç tümörlerin türemesine sebebiyet veriyor. Hatırlanacağı üzere BM eski genel sekreteri Ban Ki Moon Arabistan’ın adını çocuk haklarını ihlal eden rejimlerin listesinden çıkararak Suud rejiminin Yemen’de cinayetlerini sürdürmekte küstahlaşmasına büyük katkı sağlamıştı.
Şimdi bültenimizin devamında geçen hafta Ortadoğu bölgesinde yaşanan iki önemli gelişmeyi gözden geçirmek istiyoruz. Bu gelişmelerden biri Bahreyn’de idamlar ve muhaliflerin bastırılmasının şiddetlenmesi ve diğeri de Mısır mahkemesinin Kahire yönetiminin Mısır’a ait iki adayı Arabistan’a devretme kararını iptal etmesiydi.
Geçen hafta Halife rejiminin üç bahreyni siyasi aktivist genci kurşuna dizmesi bir kez daha gözleri bu rejimin insanlık karşıtı mahiyetine çevirdi. Bu gelişme Halife rejiminin kendi vatandaşlarına karşı her türlü cinayeti işlemekte asla sınır tanımadığını ortaya koydu. Ancak bu cinayetler bir çok çevrede kaygıların artmasına neden oldu. Uluslararası af örgütü Bahreyn rejimi insan hakları krizi eşiğine geldiğini ve Bahreynli iki siyasi aktivistin idam cezasını derhal değiştirmesi gerektiğini açıkladı. Bahreyn mahkemesi Aralık 2014’te Muhammed Ramazan ve Hüseyin Ali Musa adındaki iki vatandaşını mesnetsiz iddialarla idam cezasına çarptı.
Uluslararası af örgütü bundan önce de idam edilen üç Bahreynli aktivistin idam cezasına itiraz etmişti. Halife rejimi geçen pazer günü söz konusu üç siyasi aktivisti kurşuna dizerek infaz etti. Halife rejimi idam ettiği üç genci Mart 2014’te düzenlenen protesto eylemi sırasında polis gücüne saldırmakla suçlamıştı. Ancak üç gencin idam edilmesi iç ve dış arenalarda geniş itirazlara yol açtı.
Bahreyn şubat 2011’den beri halkın Halife rejimine karşı protesto eylemlerine sahne oluyor. Bahreyn halkı ükelerinde siyasi reform, ifade özgürlüğü, adaletin inşa edilmesi, ayrımcılıklara son verilmesi ve ülkelerinde seçilmiş bir yönetimin işbaşına gelmesi gibi taleplerde bulunuyor. Ancak Halife rejimi bu taleplere şiddet uygulayarak karşılıkl veriyor.
Halife rejimi Bahreynli vatandaşlara şiddet uygulamak ve muhalifleri sindirmek ve özellikle korkunç bir cinayete imza atarak üç siyasi aktivist genci infaz ederek her türlü itiraz sesini susturmaya çalışıyor. Ancak Halife rejiminin bu tür uygulamaları iç ve dış arenalarda ciddi tepkilerle karşılaşıyor. Nitekim BM ve uluslararası af örgütleri de Halife rejimini protesto ederek bu tür uygulamalarını kınıyor.
İkinci önemli gelişme, geçen hafta Mısır’da Arabistan rejiminin bu ülkeye yönelik aşırı taleplerine karşı tepkilerin artmasıydı. Geçen hafta Mısır yüksek mahkemesi Suud rejimine Tiran ve Sanafir adalarının devredildiği dosya hakkında verdiği kararda bu iki adanın Mısır topraklarının ayrılmaz parçaları olduğunu belirterek devir kararını iptal etti.
Aslında Mısır yüksek mahkemesinin bu kararı Suud rejiminin bölgeye yönelik aşırı talepleri ve Mısırlı yetkililerin Riyad rejimine karşı pasif tutumuna büyük bir hayır niteliğindeydi. Karar bölgenin siyaset ve medya çevrelerinde geniş yankı buldu.
Tiran ve Sanafir adaları 60 yıldan beri Mısır’ın denetiminde bulunan iki adadır. Arabistan rejimi ise bu iki adanın mülkiyet hakkı osmanlı dönemine ait olduğunu ileri sürüyor, fakat bu bağlamda herhangi bir belge de sunamadığı anlaşılıyor.
Tiran ve Sanafir adalarının Mısır’a ait olduğu ile ilgili tarihi geçmişlerine karşın Arabistan’ın hasta kralı Salman Nisan 2016 tarihinde Mısır’a çok tartışılan bir ziyaret gerçekleştirdi. Kahire yönetimi bu ziyaret sırasında Tiran ve Sanafir adalarını bir anlaşma çerçevesinde Suud rejimine devretti. Kahire yönetiminin bu adaları Arabistan’a bağışlamaya karşılık olarak Riyad’dan 20 milyar dolar alması kararlaştırıldı. Ancak bu karar Mısır’ın siyaset ve medya çevrelerinde büyük tepki uyandırdı ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ülkesine ihanet etmek ve vatan topraklarını satmakla suçlandı.
Mısır halkı bu iki adanın ülkelerine ait olduğunu bildiği için General Sisi’nin Arabistan’a karşı verdiği bu tavizden öfkeliydi ve bir çok kez protesto eylemi düzenleyerek Kahire yönetiminin ülkenin topraklarını korumaya karşı pasit tutumuna itirazda bulundu.
Mısır anayasasının 151. Maddesine göre ülke egemenliğini ilgilendiren her türlü anlaşmanın referanduma sunulması ve halk tarafından onaylanması gerekiyor. Oysa söz konusu iki ada sadece siyasi bir alış veriş çerçevesinde Suud rejimine devredilmişti, ki bu da Mısır halkının geniş itirazlarını tetikledi. Bazı kaynaklar itirazların Mısır yargısı başta olmak üzere yönetimin çeşitli kademelerine kadar yayıldığını ve Mısır halkının itiraz seslerinin duyulmasına sebebiyet verdiğini ve Mısır yüksek mahkemesinin de Kahire yönetiminin kararını iptal etmesini bu çerçevede değerlendirmek gerektiğini belirtiyor. Nitekim bazı çevreler de Mısır mahkemesinin kararını Mısır halkının itirazları sonucunda Kahire yönetimi ile koordineli bir şekilde Arabistan ile teamülü yeniden gözden geçirme şeklinde yorumluyor ve son dönemde Mısır ve Arabistan ilişkilerinde yaşanan soğukluğu da bu görüşü doğruladığını vurguluyor.