Ortadoğu gelişmeleri
Geçen hafta Filistin gelişmeleri korsan rejim İsrail’in yayılmacı politikalarının şiddetlenmesi ve Tel aviv’in bağımsız Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkmasının gölgesinde kaldı.
Tel aviv’in bu küstahlığı Amerika’nın BM’ye atadığı yeni elçisi tekrar kesin bir tavırla ülkesinin siyonist rejime tam desteğine vurgu yapmasının ardından gündeme geldi, çünkü bu açıklama eli kanlı rejime yeni bir yeşil ışık yakma anlamına geliyordu ve katil siyonistlerin cinayetlerini daha büyük bir küstahlıkla sürdürmesine yol açtı.
Geçen hafta Arabistan halkı da Suud rejiminin artan baskı ve şiddet uygulamalarına şahit oldu. Bu çerçevede geçen hafta Suud elebaşıları Arabistan’ın doğusunda, Katif bölgesinde şii müslümanlara ait olan tarihi bir köyü yıkmaya başladı. Suud rejimi geçen haftanın başında bu köyü geliştirme bahanesi ile halkın evlerini ve arsalarını gasp ederek, iki bin nüfuslu ve 4 asırlık mazisi olan El Masure köyünün yıkımına başladı ve köy halkının itirazını bastırmak ve evlerini boşaltmaya zorlamak için de köyün suyunu ve elektriğini kesti.
Aslında Arabistan’da başta şii müslümanlar olmak üzere halkın çeşitli kesimlerinin ifade özgürlüğü ve en temel medeni ve sosyal haklardan mahrum bırakılmaları, Suud hanedanı petrolden ve diğer kaynaklardan elde edilen gelirlere el koyarak bu paraların sapkın Vahabi ideolojisinin propagandası yolunda harcadığı bir sırada gündeme geliyor. Suud rejimi gerici ve sapkın Vahabi ideolojisi temelinde terörist ve tekfirci düşünceleri yaygınlaştıran ve davranışları ortaçağ döneminin insanlık dışı uygulamalarına dayanan bir rejimdir. Nitekim bu rejimin muhaliflere ve Arabistan’da yaşayan dini ve etnik azınlıklara karşı tutumu da tamamen etnikçi ve ırkçı bir tutumdur ve siyonist ırkçı rejim İsrail’in uygulamalarını çağırıştırır.
Ortadoğu bölgesinde bir başka önemli gelişme, Suud rejiminin Yemen milletine yönelik cinayetlerini şiddetlendirmesiydi. Bu durum uluslararası çevrelerin tepkisine yol açtı ve bu çevreler Arabistan’ın savaş çığırtkanlığı ve Yemen topraklarını kuşatma altına almasından doğan vahim durumun daha da kötüleşmesi konusunda uyarılarda bulunmaya başladı.
Bu arada üzerinde durulması gereken nokta, Yemen milletinin Suud rejiminin tüm cinayetlerine karşı birlik ve beraberlik içinde direnmesi ve eli kanlı Suud rejimini Yemen savaşında izlediği hedeflerine ulaşmasını başarısız bırakmasıdır. Gerçekte Yemen milletinin Ensarullah hareketi eksenindeki direniş güçlerinin ezici darbeleri Arabistan’ın askeri savaş düzeninin bir bölümünün yok olmasına vesile olmuş ve pratikte Arabistan’ın Yemen bataklığına saplanmasına ve bu bataklıkta battıkça batmasına yol açmıştır.
Geçen hafta bölge gelişmeleri çerçevesinde konuşulan bir başka konu, Fars körfezinde yer alan Arap emirliklerinde iktisadi krizlerin daha vahim boyutlara ulaşmasıydı ki bir kez daha kamuoyunun ilgisini bölgede tekfirci terör örgütlerini destekleyen ve Batı’nın kuklası olan bu ülkelerin içine düştüğü vahim durumun üzerine çekti.
Bu gerçevede geçen hafta Fars körfezi işbirliği konseyi FKİK ülkeleri 2016 yılında mali kaynak yetersizliği yüzünden 39 milyar dolar değerinde tahvil bastırdığı açıklandı.
Aslında FKİK üyelerinin iktisadi vahim durumu, bu konseyin üye ülkelerin iktisadi durumunu iyileşterme hedefinde başarısız olduğunu gösteriyor.
İktisadi araştırmalar bu konseyin sırf Arabistan’ın yanlış siyasetleri yüzünden ağır bir şekilde zarara uğradığını ve pratikte iktisadi sorunların içine sürüklendiğini ortaya koyuyor.
Gerçekte Suud rejiminin FKİK’i bölgede teröristlere destek merkezine dönüştürmesi ve konsey üyelerinin Arabistan’ın Yemen’e dayattığı savaşta Suud rejimine eşlik etmesi, Arabistan’ın bölgeye yönelik hezimete uğrayan politikalarında yalnız kalmamasına ve az çok FKİK üyelerini de bu hezimetlere ortak etmesine yol açtığı gözleniyor. Bu arada iktisadi raporlar FKİK üyelerinin 2017 yılında da iktisadi krizleri yaşamaya devam edeceğini gösteriyor, ki bu da FKİK için karanlık bir ufkun sergilenmesine yol açtığı anlaşılıyor.
Geçen hafta Ortadoğu bölgesinde yaşanan gelişmelerin arasında iki önemli gelişme olan korsan İsrail’in Filistinli bölgelere karşı yayılmacı politikalarını şiddetlendirmesini ve yine Suud rejiminin Yemen milletinin direnişine karşı hezimete uğraması ve öfkesine hakim olamadığı için mazlum Yemen milletine karşı cinayetlerini arttırmasını gözden geçirmek istiyoruz.
Geçen hafta siyonist rejim İsrail açıkça bağımsız Filistin devletinin kurulmasına müsaade etmeyeceklerini ilan etti. Gerçekte eli kanlı rejimin bağımsız Filistin devletinin kuruluşuna karşı çıkması bu rejimin Filistin milletinin haklarını tamamen hiçe saydığını ortaya koyuyor, nitekim Tel aviv türlü yollara baş vurarak Filistin devletinin kurulmasını engellemeye çalışıyor.
Aslında korsan İsrail’in yeniden ve Amerika’nın yeni Başkanı Donald Trump’ın yeşil ışık yakmaları ile açık bir şekilde bağımsız Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkması, bir kez daha katil rejimin Filistin’de izlediği politikaların Amerika ve Tel aviv’in Filistin milletine karşı aldıkları ortak kararların ürünü olduğunu gözler önüne serdi. Bu tutum aynı zamanda Amerikalı yetkililerin mazlum Filistin milletine karşı düşmanlığının derinliğini ortaya koydu.
Siyonist rejimin mazlum Filistin milletinin haklarını çiğneme girişimleri, BM genel kurulu geçtiğimiz yıllarda Filistin halkının kendi kaderini belirleme hakkı doğrultusunda bir kaç kararname onayladığı halde gündeme geliyor. Bu kararnamelerde Filistin milletinin başta bağımsız Filistin devleti olmak üzere kendi kaderini belirleme hakkı gibi haklara vurgu yapılıyor. Ancak eli kanlı rejim İsrail’in bu şartlarda sergilediği son tutumu, bu rejimin savaş yanlısı ve barış karşıtı mahiyetini gün ışğına çıkarıyor. Kuşkusuz bu süreçte Filistin özerk teşkilatının uzlaşmacı tavırları ve teşkilatın önde gelen yetkililerinin uzlaşma sürecine gönül vermeleri mazlum Filistin milletinin haklarının daha da çiğnenmesinden başka hiç bir işe yaramadığı kesindir ve bu yüzden özerk teşkilatın cidden bu tür davranışlarını gözden geçirmesi gerekir.
Aslında Batı’nın ve siyonist rejimin Filistin milletinin haklarını yok saymaya yönelik tüm girişimleri ve kamuoyunu bu milletin haklarından saptırma çabalarına karşın uluslararası arenada gelişmeler Filistin düşmanlarının isteklerinin tam tersi istikametinde gelişiyor ve Filistin direnişi sayesinde uluslararası arenalarda ve siyasi alanlarda Filistin milletinin lehine bazı gelişmeler yaşanıyor. Bu çerçevede Filistin’in 90. Büyükelçiliği geçen hafta İslamabad’da ve Filistinli ve Pakistanlı yetkililerin katıldığı törenle açıldı. Kuşkusuz bu başarılar Filistin direnişinin hem siyasi ve hem askeri alanda siyonist düşmana karşı elde ettiği zaferlerin sayesinde gerçekleşiyor.
Bu arada dikkat çeken bir konu, uluslararası arenalarda Filistin milletine yönelik oluşan destek hareketi, siyonist rejimin baş hamisi ve bağımsız Filistin devletinin kurulmasına sürekli karşı çıkan devleti yani Amerika devletini de zor durumda bıraktığıdır. Bu şartlarda hatta Amerika yönetimi kamuoyunun artan baskılarından çekinerek BM güvenlik konseyinde siyonist rejimin Filistinli bölgelerde inşa ettiği yerleşkelerin illegal olduğunu belirten ve kınayan 2334 sayılı kararnameyi veto etmemesi ve çekimser oy vermesi ve ilk kez bu bağlamda geri adım atması, uluslararası arenada da geniş yankı buldu.
Uluslararası gelişmeler ve uluslararası camianın her geçen gün biraz daha Filistin milletinin haklarına destek vermesi aynı zamanda Amerika yönetiminin Filistin karşıtı izlediği politikaların hezimete uğradığının işaretidir. Bugün Amerika ve korsan İsrail’in Filistin meselesini marjinalleştirme ve kamuoyunu bu konudan saptırmaya yönelik tüm komplolarına ve çabalarına rağmen uluslararası camia daha fazla Filistin meselesi ve özellikle Filistin milletinin bağımsız devlet kurma hakkı üzerinde odaklanıyor. Nitekim dünyanın çeşitli ülkelerinde her gün yeni bir Filistin büyükelçiliğinin açılması ve Filistin’in BM’de konumunun yükselmesi ve çeşitli uluslararası kurum ve kuruluşta üye olarak benimsenmesi, bağımsız Filistin devletinin kurulması yönünde aydın bir ufuk gözler önüne seriyor.
Bugünkü bültenimizin ikinci önemli gündemi, Yemen’de Suud rejiminin artan cinayetleri yüzünden beşeri krizi şiddetlenmesidir. Bu durum BM’nın açık ve net tepkisine neden oldu. Bu çerçevede BM Arabistan’ın Yemen topraklarına tecavüzünü savaş suçu mısdakı ilan etti. BM yayımladığı raporda Arabistan’ın Mart – Ekim 2016 tarihleri arasında Yemen topraklarına düzenlediği on hava akınında 300 Yemenli sivilin hayatını kaybettiğini açıkladı. Raporda Suud rejiminin hava akınlarında Yemen’in askeri hedefleri hedef alındığına dair hiç bir delil ve işaret bulunmadığı vurgulandı. BM raporunda ayrıca Suud rejimini uluslararası yasalara karşı yükümlülüklerini gözardı ettiği konusunda uyardı.
Suud rejimi Mart 2015’ten beri Amerika ve bazı Batılı ve Arap rejimleri destekleri ile Yemen topraklarına saldırarak Yemen’in istifa eden kaçak Cumhurbaşkanı Mansur Hadi’yi yeniden bu ülkede iktidarın başına getirmek istedi.
Suud rejiminin cinayetleri yüzünden o günden beri binlerce Yemenli kadın, çocuk ve sivil hayatını kaybetti, on binlerce kişi da yaralandı ve milyonlarca kişi de evinden barkından oldu. Bu savaşta Yemen’in altyapı tesisleri, hizmet ve sağlık sektörleri ciddi hasara uğradı.
Aslında Arabistan’ın Yemen’de cinayetlerini facia boyutunda arttırması, Yemen’e dayattığ topyekün tek yanlı savaşla ulaşmak istediği hedeflerine ulaşamadığını ve bu yüzden kudurarak bu cinayetleri işlediğini gösteriyor. Nitekim Yemen gelişmeleri Suud rejiminin kaçak Cumhurbaşkanı Mansur Hadi’yi başkent Sana’da iktidarın başına getirmediği gibi, askeri alanda da ciddi bir şekilde bozguna uğradığını ortaya koyuyor.
Bu şartlar BM’nin Arabistan’ın savaş suçu işlediğini yansıtan raporu, bu kurumdan ve özellikle yeni genel sekreteri Antonio Guterres’ten beklentileri arttırdığı gözleniyor. Ancak bundan önce BM’nin küresel krizlerin çözümünde izlediği pasif tutuma bakıldığında, küresel barış ve güvenliği korumakla yükümlü olan bu teşkilatın Suud rejimine bağlı lobilerin etkisi altında kalarak sürekli Arabistan’ın cinayetlerine ve saldırılarına eşlik ettiği anlaşılıyor. Gerçekte BM’nın Yemen milletinin Suud ordusu ve işbirlikçileri tarafından katliama maruz kalmasına karşı pasif tutumu bu teşkilatın misyonu ve hedefleri ile çelişmektedir ve BM’yi adeta Arabistan’ın Yemen cinayetinin ortağı yapmıştır. Nitekim BM’nın Yemen krizi hakkındaki açıklamaları ve tutumu da bu teşkilatın Amerika ve Arabistan’ın zorbalıklarına boyun eğdiğini gösteriyor. BM bu tutumu ile Yemen krizinde sınıfta kaldığı ve Arabistan’ın Yemen’de cinayetlerini engellemediği anlaşılıyor.
Ancak Suud rejiminin Yemen’de cinayetlerini bu ülkenin cesur milletinin direnişine karşı uğradığı hezimetlerin ardından şiddetlendirmesi dikkatlerden kaçmıyor, nitekim bu konu, Suud rejiminin Yemen’den başka Irak ve Suriye’de de bozguna uğradığı anlaşılıyor.
Arabistan 2015 yılında Yemen’e yıldırım hızı ile saldırarak bu ülkeyi dize getirmek istiyordu ve saldırının ilk günlerinde Yemen direniş güçlerini bastırarak en geç iki hafta içinde bu savaşı bitireceklerini ileri sürüyordu, fakat Yemen milletinin şanlı direnişi işgalci Suud rejimini bozguna uğratmakla kalmadı, aynı zamanda Yemenli grupların arasında birlik ve vahdet ruhunu de güçlendirdi. Nitekim Arabistan’ın zannettiği gibi savaş iki haftada bitmedi ve Mansur Hadi de Sana’da yeniden cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturamadı ve şimdi bu savaş tam 23 ay gibi uzun bir süredir devam ediyor.
Suud rejiminin Yemen savaşında bozguna uğramasının asıl nedeni, Riyad’ın Ensarullah direniş güçlerini ve bu hareketin Yemen’in iç siyasi arenasındaki siyasi ve diplomatik gücünü gözardı etmesiydi. Ensarullah hareketi Yemen milletinin direniş teşekkülünün simgesi olarak 23 aydır Suud rejiminin savaş makinesi karşısında direnmekle beraber Suud ordusuna ve Yemen içindeki işbirlikçilerine ağır darbe indirmeyi başardı.
Gerçekte Yemen savaşı Arabistan rejiminin en gelişmiş silahları ve Yemen direnişinin en ilkel silahlarına bakıldığında eşit olmayan bir savaştır, fakat ileri teknoloji askeri teçhizat hiç bir zaman iman gücüne karşı etkili olamamıştır ve Ensarullah hareketi bunun en somut örneğidir. Nitekim bu özellik Yemen milletinin büyük bir bölümünün Ensarullah saflarına katılmasına ve Suud rejimini dize getirerek Yemen’in zafer kazanmasına vesile olmuştur.