Ortadoğu gelişmeleri
Geçen hafta Filistin gelişmeleri, korsan rejim İsrail parlamentosunun bu rejimin Gazze’ye dayatılan 50 günlük savaşta yenildiklerini itiraf etmesi ve Filistin milletinin direnişinin getirilerinin yankılarının etkisi altında kaldı.
Geçen hafta ayrıca Suriye ordusunun tarihi Palmira kentini bir kez daha tekfirci IŞİD terör örgütünün işgalinden kurtarması bölge medyasının ilgi odağına oturan bir başka gelişmeydi. Bu arada Suriye’de Türkiye’nin Suriye topraklarına yönelik tecavüzlerini sürdürmesine yönelik itiraz sesleri daha yüksek sesle duyulmaya başladı.
Suriye’de Türkiye ordusu bazı bölgeleri işgal etmesinin ardından İdlib halkı Türkiye sınırında düzenledikleri protesto eylemlerinde işgal edilen toprakların ülkelerine iade edilmesini istedi. Bu arada Suriye halkının TSK ve Türkiye’nin desteklediği terör örgütlerine yönelik itirazları bölge medyası ve siyaset çevrelerinde de geniş yankı uyandırdı.
Geçen hafta Suriye topraklarının El-bab kenti başta olmak üzere bazı bölgeleri TSK ve desteklediği terör örgütlerinin işgaline uğradı. Ancak Türkiye’nin işgalci politikasını sürdürmesi Suriye halkının geniş tepkisine yol açtı.
Türkiye yönetimi terörle mücadele iddiası ile geçen 24 Ağustos tarihinde Suriye topraklarında Fırat kalkanı adı altında bir operasyon başlattı. Ancak operasyonun gerçek amacı Şam yönetimine karşı savaşan silahlı teröristleri desteklemekti. Bu durum Suriye milleti ve devlet adamlarının geniş itirazlarına yol açtı.
Suriye yönetimi Ağustos 2016’dan beri BM genel sekreteri ve güvenlik konseyi başkanına ayrı ayrı yazdığı mektuplarda TSK’nın Suriye’nin kuzeyinde düzenlediği operasyonu kınadı ve operasyonun Suriye’nin milli egemenliğinin ihlali ve savaş suçu ve beşeriyete karşı cinayet olduğunu belirtti.
Bilindiği üzere Suriye krizi 2011 yılında Arabistan, Amerika ve Türkiye gibi terör hamileri devletlerin terör örgütlerine geniş çaplı destekleri ve Suriye’nin yasal Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetimini devirmek amacıyla bu ülkeye dayatıldı.
Bu arada son aylarda Suriye milleti ve devletinin Türkiye’nin işgalci tutumuna ve Suriye’nin milli egemenliğini ve toprak bütünlüğünü ihlal etmesine yönelik yükselen itiraz sesleri, Ankara’nın maceracı ve gerginlik yaratan dış politikasına yönelik muhalefetini ve Suriye milletinin sabrının bir sonu olduğunu ortaya koyuyor.
Öte yandan geçen hafta Amerika yönetiminin Yemen topraklarına müdahalesi ve stratejik Babul Mendeb bölgesine musallat olma çabaları Yemenli yetkililerin tepkilerine yol açtı. Bu bağlamda Yemen temsilciler meclisi Amerika yönetimini Yemen’in Miyon adasında askeri üs kurma konusunda uyardı ve Amerika’nın BAE ve Mısır ile Babul Mendeb boğazının Miyon adasında askeri üs kurma yönündeki anlaşması uluslararası yasalara aykırı olduğunu belirtti.
Konu ile ilgili bir bildiri yayımlayan Yahya Ali Rai başkanlığındaki Yemen temsilciler meclisi, Miyon adası Babul Mendeb boğazı yakınında yer aldığını ve Yemen’e ait olduğunu açıkladı. Miyon adası Yemen’in güneybatısında Taaz eyaletinde yer alıyor. Her halükarda Amerika ve bazı Arap rejimlerin Yemen’e yönelik çıkarçı tutumları Yemen milleti ve uluslararası camianın tepkisine yol açtığı anlaşılıyor. Bu bağlamda Çin yönetimi Amerika’nın Yemen’e yönelik maceracılığını ve Babul Mendeb boğazını kontrol altına alma çabasını şiddetle kınadı.
Geçen hafta Cenevre’de düzenlenen BM insan hakları konseyinin oturumunda konseyin Arabistan’da insan hakları ihlallerinin devam etmesini eleştirmesi bir kez daha gözleri bu ülkede insan hakları ihlallerine çevirdi.
34. BM insan hakları konseyi oturumunda konseye üye bazı ülkelerin temsilcileri Arabistan’da idam cezasının uygulanmasını, bu ülkede ifade özgürlüğünün yokluğunu ve siyasi aktivistlerin ve insan hakları savunucularının hapse atılmasını şiddetle kınadı.
Bu eleştiriler Suud rejimi iki dönem art arda konseyin üyesi olarak seçildiği ve hatta bir ara konseyin Başkanı olduğu bir sırada gündeme geliyor. Öte yandan bazı insan hakları örgütleri Arabistan’ın BM insan hakları konseyine üyeliğinin askıya alınmasını istedi.
Arabistan bir süre önce BM’ye baskı uygulayarak adını bebek katili rejimlerin listesinden sildirmişti. Bu arada uluslararası af örgütü 2 Mart Perşembe günü yaptığı açıklamada, Bahreyn, Arabistan ve BAE’inde idam cezaları işkence altında alınan itirafların temelinde verildiğini ifşa etti.
Uluslararası af örgütü Cenevre’de düzenlediği yıllık oturumunda Bahreyn, Arabistan ve BAE’inde uluslararası yasalarda men edilmesine karşın tutuklulara işkence ve kötü muamele uygulandığını belirtti.
Gerçekte uluslararası konvansiyonlarda ve hukuk belgelerinde insan hakları temel kuralları adı altında bir takım ilkeler bulunuyor, öyle ki bu ilkelerden sapmanın mümkün olmadığı ifade ediliyor. Bu ilkelere işkence yasağı, ayrımcılık yasağı, yasaların geçmişteki durumları kapsamaması, ifade özgürlüğü, inanç özgürlüğü ve yaşam hakkı gibi ilkeleri örnek vermek mümkün. Ancak ne var ki bu ilkelerin tümü Arabistan rejimi tarafından hiçe sayılıyor.
Bültenimizin devamında Ortadoğu bölgesinin iki önemli gelişmesine, yani siyonist rejim İsrail’in Gazze şeridine dayattığı 50 günlük savaşta hezimete uğradığını itiraf etmesi ve Suriye ordusu ve halk güçlerinin tarihi Palmira kentini kurtarmakla zaferlerine bir yenisini eklemesinin yankılarına değinmek istiyoruz.
Geçen hafta siyonist rejim parlamentosu gözlemci üyesi Yusuf Şabira Başbakan Netanyahu ve eski savaş Bakanı Moşe Yalon ve güvenlik konseyi üyelerini sert bir biçimde eleştirdiği raporunda, İsrail ordusu 2014 savaşında resmen yenildiğini ilan etti.
Bundan önce de siyonist rejim konut Bakanı Yoav Gallant eski savaş Bakanı Moşe Yalon’un 2014’te Gazze şeridine dayatılan 50 günlük savaşta uygulamalarını sert bir dille eleştirmişti.
Bilindiği üzere korsan rejim İsrail 7 Temmuz 2014 tarihinde Gazze şeridine yıkıcı bir savaş dayattı. 50 gün süren savaşta 2322 Filistinli şehit düştü, 11 bin Filistinli de yaralandı.
Ancak korsan İsrail Başbakanı Netanyahu siyasi geleceğini güvence altına almak için şimdiye kadar 2014 savaşının detaylarının ifşa edilmesini engelliyordu. Netanyahu sırf siyasi geleceği tehlikeye girmemesi için bu savaşta İsrail ordusunun hezimetini örtbas ediyordu. Ancak şimdi bu savaşın gizli detaylarının ifşa edilmesi Netanyahu’nun başını derde sokacağı ifade ediliyor.
Hatırlanacağı üzere bundan bir kaç ay önce de bu rejimin eski savaş bakanının istifası, 2014’te Gazze şeridine dayatılan savaşta İsrail ordusunun uğradığı hezimetin sonuçlarından biri olmuştu. Gerçekte siyonist rejim ordusu söz konusu savaşta hezimete uğraması Yalon’un diğer bazı güvenlik yetkilileri gibi istifa etmesine neden oldu.
Aslında şimdi siyonist rejimin 2014’te Gazze şeridine dayattığı savaşta hezimete uğramasından doğan siyasi krizin boyutları daha da genişlemeye başladığı anlaşılıyor. Yine yayılmacı rejimin Gazze savaşında ateşkese boyun eğmek zorunda kalması son yıllarda direniş cephesi karşısında uğradığı art arda hezimetlere eklenmesi bu rejimin içinde çatlakları daha da derinleştirdi ve bazı yetkililerin siyaset arenasından çekilmelerine yol açtı. Siyonist rejim ordusu 50 günlük savaşta beklemediği düzeyde kayıp vererek Gazze şeridinden geri çekilmek zorunda kaldı.
Öte yandan korsan İsrail’de 50 günlük savaşın ardından çok sayıda yetkilinin istifa etmesi ve yerlerine başkalarının atanması bu rejimin temellerinin iyice sarsıldığını yansıtıyor. Siyonist rejimde başta siyasi ve askeri alanlarda yaşanan gelişmeler bu alanların da Gazze şeridine dayatılan 50 günlük savaştan şiddetle etkilendiğini ve şimdi de bu etkilerin artçı depremleri arttığını gösteriyor, ki bu durum da aslında siyonist rejim elebaşıları arasındaki ihtilafların tırmandığını gösteriyor.
Korsan İsrail elebaşıları bu rejimin Gazze şeridine dayattıkları üçüncü yıkıcı savaşta aşağılanarak hezimete uğradıklarını itiraf ederken, bu rejimin başta Başbakanı olmak üzere bir çok güvenlik ve askeri yetkililerine yönelik eleştirileri de tırmandırdığı gözleniyor.
Siyonist rejim ordusu 8 Temmuz 2014’te Gazze şeridine karşı geniş çaplı saldırı başlattı ve 50 gün sonra 26 Ağustos 2014’te Mısır’ın arabuluculuğu ile Kahire’de Filistinli direniş grupları ile vardığı ateşkes anlaşmasının ardından direnişi silahsızlandırmak ve Gazze şeridini yeniden işgal etmek gibi hiç bir temel hedefine ulaşmadan saldırılarını durdurmak ve geri çekilmek zorunda kaldı.
Siyonist rejimde yaşanan gelişmeler bu rejimin önde gelen elebaşılarının Filistin milletinin direnişi ve özellikle Kudüs intifadasına karşı büyük şaşkınlık içinde olduklarını ve bu durum bu rejimi yeni bir siyasi krizle karşı karşıya getirdiği ve sonuçta Netanyahu kabinesinde ciddi çalkantılar ve değişiklikler yaşanmasına yol açtığı anlaşılıyor. Bu çerçevede korsan İsrail yönetiminin muhalefet kanadının lideri olan siyonist birlik adlı ittifakın Başkanı İshak Hertzug bu rejimin baş müfettişinin 50 günlük savaşla ilgili raporu yayımlandıktan sonra Netanyahu’nun istifa etmesini istedi.
Geçen hafta Suriye ordusunun tarihi Palmira kentini tekfirci IŞİD terör örgütünün işgalinden kurtarması bölge medyasında geniş yankı uyandırdı. Suriye ordusu geçen Perşembe günü tarihi Palmira kentini tekfirci IŞİD terör örgütünün işgalinden tamamen kurtardığını ve kenti geri aldığını duyurdu. Suriye ordusunun bildirisinde bu zaferin önemi, tarihi Palmira kentinin özel konumu ve bu zaferi Suriye ordusunun Halep eyaletinin kuzeydoğusunda terör örgütlerine karşı ağır darbe vurduğu diğer zaferleri ile eş zamanlı elde edilmesinden kaynaklandığı belirtildi.
Suriye’nin merkezinde bulunan ve tekfirci terör örgütü IŞİD teröristlerince bir çok tarihi binası tahrip edilen tarihi Palmira kenti Aralık 2016’da ikinci kez tekfirci örgütün işgaline uğradı. IŞİD ilk kez geçen yılın Mart ayında bu kenti işgal etmişti.
Merkezi Londra’da bulunan Suriye insan hakları gözetleme merkezi tekfirci IŞİD terör örgütü üyeleri geçen Perşembe günü Palmira’daki son mevzilerini terk ederek kentten kaçtıklarını duyurdu.
Her halükarda Suriye’de özellikle Halep’in kurtuluşundan sonra yaşanan gelişmeler, Suriye ordusu ve halk güçlerinin teröristlerle mücadelede büyük moral kazandıklarını ve her gün teröristlere daha ağır darbeler indirdiklerini gösteriyor. Suriye gelişmeleri, 2017’nin başından beri teröristlerin hezimete uğrama süreci ivme kazandığını ve Suriye’nin Beşar Esad liderliğindeki yasal yönetimi konumu daha da güçlendiğini gösteriyor.
Suriye’de ordu birlikleri ve halk güçlerinin daha fazla toprakları tekfirci teröristlerin işgalinden kurtarması bir nevi Beşar Esad’ın Suriye milleti arasında halk desteğinin arttığını ve Beşar Esad’ın teröristlerle mücadelede gücünün yettiğinin kabul edildiğini gösteriyor. Kuşkusuz Suriye’de askeri sahada yaşanan bu gelişmeler Şam yönetiminin muhaliflerle siyasi müzakerelerde elini güçlendirmiş ve teröristleri de daha zor durumda bırakmıştır. Suriye yönetiminin muhaliflerle müzakere etmenin yanında terörle kesin mücadeleye vurgu yapması, Suriye krizinin siyasi yollardan çözümlenmesine paralel olarak teröristlere ya Suriye ordusuna teslim olmak veya kaçmaktan başka çare bırakmadığı ve bu durum teröristlerin daha da şaşkına dönmesi ve hüsrana uğramasına yol açtığı ve bu yüzden Suriye’de art arda hezimete uğramalarına sebebiyet verdiği anlaşılıyor