İran'ın son siyasi gelişmeleri
Geçen hafta bilgeler meclisi zirvesinin düzenlenmesi, BM insan hakları konseyi raportörünün İran’la ilgili eski iddiaları tekrarlaması, uluslararası İslam dünyası şehitlerini anma kongresinin düzenlenmesi ve şehitler günü etkinliğine Irak, Lübnan, Suriye, Pakistan, Tunus ve Bosna Hersek’ten 30 kadar konuğun Meşhed kentinde katılması ve Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in Doha’yı ziyaret etmesi İran’ın bazı önemli gelişmeleriydi.
Geçen hafta ayrıca İran’ın UAEK daimi temsilcisi Rıza Necefi, ajans yönetim kurulunun oturumunda yaptığı konuşmada İran İslam Cumhuriyeti Bercam nükleer anlaşmasındaki yükümlülüklerini yerine getirdiği bir kez daha UAEK tarafından onaylandığını belirterek, buna karşı karşı tarafın anlaşmadaki yükümlülüklerini yerine getirmediğini belirtti.
Geçen hafta 5. dönem bilgeler meclisinin ikinci oturumu başkent Tahran’da gerçekleşti. Bilgeler meclisi üyeleri iki gün süren oturumun sonunda yayımladıkları bildiride, Amerika yönetiminin İran İslam inkılabına yönelik izlediği politikalarda nüfuz ve sulta stratejileri hakkında uyarıda bulundu. Bilgeler meclisi üyeleri bildiride İslamî nizamın düşmanlarının en önemli hedeflerinden biri gençlerin dini ve inkılapçı inançlarını etkilemek ve İslam inkılabının getirilerine kaşı soğutmak ve ülkenin karar merkezleri ve karar mekanizmaları üzerinde etki yapmak olduğunu belirterek bu durumla mücadele için yetkililerin uyanık olmaları gerektiğini kaydetti.
Bilgeler meclisi üyeleri zirvenin sonunda İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei ile bir görüşme gerçekleştirdi.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei geçen Perşembe günü bilgeler meclisi Başkanı ve üyeleri ile görüşmesinde İslam cumhuriyetinin dünya genelinde ve özellikle Batı Asya bölgesinde stratejik derinliği ve genişliği son kırk yılda İslamî nizamın en önemli ilerlemeleri olduğunu belirterek şöyle konuştu: İran’ın artan nüfuzu ve milletlerin İslamî nizamı desteklemeleri, bizim en güçlü dayanağımızdır ve bu gerçek, Amerikalı yetkilileri öfkelendiriyor ve uzmanlarını İran’ın artan nüfuzu ile mücadele için bir çare bulmaya zorluyor.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei konuşmasının devamında Amerika’nın İran’daki seçimleri eleştirmesine işaretle, bölgede en şom ve insanlık karşıtı rejimlerle dostane ilişkileri olan Amerika kendi seçimlerinde yaşadıkları son fiyaskonun ardından İran milletinin gerçekleştirdiği seçimleri karalamaya çalıştığını vurguladı.
Gerçekte Amerika yönetimi Bercam nükleer anlaşmasını imzalamasına karşın hala bölgede İranofobia projesini sürdürüyor. Bu süreç yıllardır aynı şekilde devam ediyor. İran milletini İslam inkılabının hedefleri konusunda soğutmak ve seçimlere katılımını azaltmak, Amerika’nın İran’a karşı yürüttüğü politikalardan biridir. Amerika bu politikası ile İslam Cumhuriyeti nizamının temellerinde ve ideolojisinde sarsıntı yaratmaya çalışıyor. İktisadi açıdan da yaptırımların kaldırılmasından sonra yeni şartların oluşması ve bir çok ülkeden heyetlerin İran’ı ziyaret etmesine karşın ideal noktaya ulaşmak için hala uzun bir yol katedilmesi gerektiğini anlaşılıyor. İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei’nin de vurguladığı üzere gerçi Batılı ülkelerden heyetler İran’ı ziyaret ediyor, fakat bu ziyaretlerin şimdiye kadar ciddi bir etkisi olmadığı gözleniyor ve asıl pratikte bu ziyaretlerin ne gibi tesirleri olduğunu bekleyip görmek gerekiyor.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei’nin beyanatı aslında tehditleri aşmak için inkılapçı ruhu ve cihatçı hareketi ve milli ve İslamî izzeti ve kimliği koruma zaruretine bir vurgudur. Ayetullah Hamanei bu bağlamda yetkililerin direniş ekonomisi gibi önemli bir meselenin üzerinde ciddiyetle durmaları gerektiğine vurgu yapmanın yanında küresel sulta düzeninin İslamî nizamla düşmanlığının çeşitli boyutlarını beyan etti ve küresel zorbaların İslamî İran ile husumetlerinin çeşitli yönlerine de değinerek, iktisadi ağır baskı, kültürel alanda geniş ama sessizce saldırı gibi durumların da düşman cephesinin planları ve operasyonlarının temel eksenlerinden sayıldığını ve esas amacı halkı İslamî nizama yönelik umutsuzluğa sürüklemek ve bu temel desteği düşman karşısında duran yetkililerin elinden almak olduğunu vurguladı.
Ayetullah Hamanei, güçlü ve karşı atağa ve mantığa dayalı mücadele, müstekbirlerin cephesinden çıkan komplolara ve planlara karşı koymanın esas yolu olduğunu ve insan hakları, ve terörizm ve savaş suçu başta olmak üzere tüm alanlarda Batı’nın karşısında taarruz pozisyonuna geçmek gerektiğini ifade etti.
Geçen hafta Batı’nın İranofobia projesi çerçevesinde İran’ın insan hakları konusunda ileri sürdüğü iddiaların devamında BM insan hakları konseyinin yeni İran raportörünün ilk raporu yayımlandı.
Peki, yeni raportör raporunda nelere yer verdi?
Bilindiği üzere BM insan hakları konseyinin oturumu bir kaç gündür Cenevre’de devam ediyor. Ancak bu oturum, BM insan hakları konseyinin bazı tutumları yüzünden bu kurumu esas yöneticileri Amerika ve müttefikleri olan bir tiyatro salonuna dönüştürdüğü gözleniyor.
Bu sürecin devamında BM insan hakları konseyinin İran’da insan hakları konusu ile ilgili atadığı yeni raportörü Asıma Cihangir İran’la ilgili ilk raporunu geçen hafta konseyin oturumuna sundu ve İran’a yönelik bir dizi muğlak ve tekrarlı iddiaları ileri sürerek İran’ı insan hakları ihlalleri ile suçladı.
Gerçekte BM insan hakları konseyinin yeni İran raportörü Asıma Cihangir’in raporu illegal ve haksız bir temele dayanması bir yana, insan hakları meselesine bir malzeme gibi bakıldığını yansıtan çelişkili eğilimlerin ifadesiydi.
BM insan hakları konseyi raportörü İslamî toplumların dini ve kültürel kriterlerini gözetmeksizin aslında Batı’nın insan hakları konusunu suiistifade etmesine hizmet etmeye başladığını ortaya koydu. Cihangir ilk raporunda İran’a uyuşturucu madde kaçakçılığı ile mücadele kanununu ıslah etmesini ve idam cezası yerine başka cezalar uygulamasını önerdi. Cihangir kırbaç cezası ve kısas gibi hükümlerin işkenceyi yasaklayan konvansiyonun ihlali niteleyerek bu tür cezaların durdurulmasını istedi.
BM insan hakları raportörü Cihangir raporunun bir başka bölümünde de İran’da yargı kurumunun bağımsızlığını sorguladı ve İran İslam cumhuriyetini ifade özgürlüğünü ve diğer bazı bireysel özgürlükleri ihlal etmekle suçladı.
Kuşkusuz insan hakları meselesi zaruri ve hayati önem arz eden bir meseledir, fakat BM insan hakları konseyi pratikte bağımsız ülkeleri suçlamak ve iftira atmak ve ihtilaf yaratmak yerine dönüştüğü gözleniyor. Bu durum BM insan hakları konseyinin İran’la ilgili atadığı önceki raportörü Ahmet Şehid’in raporlarında da göze çarpıyordu. Ahmet Şehid de tarafsızlık ilkesini hiçe sayarak ve Batı medyası ile koordineli bir şekilde gözlerini gerçeklere kapatmış ve kendisinden kapkara bir karne geride bırakmıştı.
İran yargı kurumu insan hakları merkezi Başkanı Muhammed Cevad Laricani özel raportörün İran aleyhinde sergilediği tutumunu eleştirerek raportörün raporlarında münafıklar terör örgütü ve Rigi terör örgütü gibi örgütlerin üyelerini ve 2009 fitnesinin ateşini yakanları insan hakları savunucuları ilan ettiğini belirtti.
Kuşkusuz Batı insan hakları meselesini baskı malzemesi olarak kullandığı müddetçe ve BM insan hakları mekanizmaları da bu zümrenin hedeflerine hizmet etmeyi sürdürdükçe BM insan hakları konseyi dünyada insan haklarını geliştirmekte başarılı olamayacağı kesindir. Çünkü insan hakları meselesi siyasileşmesi durumunda Batılı devletlerin siyasi yaklaşımları yüzünden insan haklarına destek yolunda ciddi engeller çıkacaktır.
Gerçekte BM insan hakları konseyinin Filistin, Yemen, Myanmar, Afganistan ve hatta Kanada, Amerika ve Avrupa’da insan haklarının bariz bir şekilde ihlal edilmesine karşı acizliği, Amerika, Kanada, İngiltere ve Arabistan gibi insan hakları ihlalcilerinin bu konseyde üyeliğinin sonucudur ve bu durum konseyin pratikte hiç bir şey yapamamasına yol açmıştır.
Geçen hafta Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif Katar’ı ziyaret etti.
Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif gittiği Kadar’da bu ülkenin Emiri Şeyh Tamim bin Hamd Al-i Sani ile görüştü.
İkili ilişkilerin ele alındığı görüşmede taraflar ticari ve iktisadi ilişkilerinin gelişmesine vurgu yaptı. Taraflar ayrıca bölgesel dosyaları ve ortak kaygıları ele aldı.
Bu görüşme bundan yaklaşık bir ay önce Cumhurbaşkanı Dr. Hasan Ruhani de Umman ve Kuveyt’e bir ziyaret gerçekleştirdiği bir sırada gerçekleşti. Bu ziyaretlerde gerçekleşen temaslarda taraflar komşularla daha yakın ilişki ve bölgesel işbirliğine vurgu yaptı.
Gerçekte bölgenin şimdiki şartları İran ve Fars körfezi bölgesinde yer alan Arap ülkeleri ilişkilerini tüm alanlarda geliştirmelerini gerektiriyor. Nitekim İran ve Katar ve diğer Arap ülkeleri arasındaki ilişkileri geliştirmek için bir çok kapasite de bulunuyor.
Ancak bu doğrultuda bazı sorunların da bulunduğu belirtilmelidir. İlk sorun, Arabistan’ın dışlayıcı politikaları ve bölgedeki Arap ülkelerine İran ile ilişkileri üzerine baskı yapmasıdır. İkinci sorun ise Fars körfezinde yer alan bazı Arap ülkelerinin Amerika ve İngiltere gibi bölge dışı güçlere kucak açmalarıdır ki bu da bölgenin istikrarına ve toplu güvenliğine zarar veren bir durumdur. Bölgenin karşı karşıya bulunduğu üçüncü sorun, tekfirci terördür ki tüm bölgeyi tehdit etmektedir ve bu sorunla mücadele için bölge ülkeleri el ele vermeleri kaçınılmazdır.
Zarif Katar Emiri’nin yanı sıra Katarlı mevkidaşı ile de bir görüşme gerçekleştirdi.