Nisan 21, 2017 14:40 Europe/Istanbul

Geçen hafta Filistin gelişmeleri korsan İsrail’in başta Beytülmukaddes olmak üzere işgal altındaki topraklara yönelik sultacı ve yayılmacı politikalarının etkisi altındaydı.

Bu çerçevede siyonist rejim Kudüs’ü pratikte İsrail ordusunun askeri kışlasına çevirdi, ki bu konu da bir kez daha uluslararası camianın dikkatini bu rejimin Beytülmukaddes’e yönelik sultacı emellerine çekti.

Geçen hafta Ortadoğu bölgesinin gelişmelerini etkileyen bir başka gelişme, Suriye gelişmeleriydi. Suriye gelişmeleri geçen hafta Amerika’nın Suriye topraklarına saldırısı ve Şam yönetimini kimyasal silah kullanma yaftası ve iddiası ile suçlamasından etkilendi. Amerika yönetimini Suriye’ye yönelik propagandaları ve bu bahane ile bu ülkeye müdahale etmesi, bölgesel ve uluslararası arenalarda tepkilere neden oldu ve sonuçta Suriye krizi ile ilgili haberler bölge ve dünya medyasında manşetlere taşındı.

Geçen hafta Yemen gelişmeleri ve Arabistan’ın bu ülkede işlediği artan cinayetleri de bölge ile ilgili haberlerin başında yer alıyordu. Bu çerçevede Arabistan’ın işlediği cinayetlerin uluslararası mahkemelere taşınmasına yönelik çabalar arttığı gözlendi.

Geçen hafta kamuoyunun ilgisini çeken bir başka konu, Suud rejiminin 2017 yılında kendi vatandaşlarına yönelik baskıcı ve şiddet içerikli politikalarını şiddetlendirmesiydi. Bu mesele, Suud rejiminin sadece Yemen’de işlediği cinayetler ve yaktığı savaş ateşi ile yetinmediğini ve kendi vatandaşlarına yönelik cinayetlerini arttırdığını ortaya koydu.

Image Caption

Arabistan’ın işlediği cinayetlere tepki gösteren Avrupalı – Arabistanlı insan hakları örgütü yaptığı açıklamada, Suud rejiminin içişleri bakanlığı zırhlı araçlarla kendi vatandaşlarına saldırması gibi insan hakları ihlallerini sürdürdüğünü, öyle ki bu örgüt Mart 2017’de Katif ve Avamiye bölgelerinde Suud ordusuna ait yığınla askeri araç tespit ettiğini duyurdu.

Bu durumun önemli nedenlerinden biri, Suud hanedanının sapkın Vahabi tarikatının öğretileri çerçevesinde esasen insan hakları, vatandaşlık hakları ve demokrasi gibi ilkelere inanmaması ve dünyada en büyük insan haklarını ihlal eden ülkeye dönüşmesidir.

Gerçi Arabistan’da Suud rejiminin insan hakları ihlallerinden tüm vatandaşlar etkileniyor, fakat bu durum Arabistanlı Şii Müslümanları daha derinden etkiliyor. Suud rejimi politika yönelik etnikçi ve mezhepçi yaklaşımı yüzünden Şii Müslümanlara ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapıyor. Bu bakış Arabistanlı Şii Müslümanların en ilkel haklarından mahrum kalmasına ve Suud rejiminin ayrımcı politikalarından etkilenmesine yol açıyor.

Biraz önce de belirtildiği üzere Suud rejiminin Yemen’de artan cinayetleri bir dizi tepkilere neden oluyor. Yemen milleti ve bölge kamuoyu Arabistan’ın işlediği cinayetlerin uluslararası mahkemelerde ele alınmasını istiyor. Bu bağlamda gündeme gelen artan taleplerin ardından Yemen başsavcısı Abdulaziz Bağdadi yaptığı açıklamada, Arabistan rejiminin işlediği cinayetleri uluslararası mahkemelerde gündeme getirmek üzere kayda aldıklarını açıkladı. Başsavcı Bağdadi, Suud rejimi ve Amerika’nın Yemen’de işlediği cinayetlerin kayda alındığını belirterek, bu çerçevede yargı kurumları görevlerini yerine getirmeleri ve saldırgan Suud rejiminin cinayetlerini içeren dosyayı uluslararası mahkemelere sunmaları gerektiğini belirtti.

Öte yandan Yemen siyasi yüksek konseyi başkanvekili Kasım Lebuze de yaptığı açıklamada, Suud rejimi Arap ve Batılı müttefiklerinin destekleri ile Yemen topraklarını yıkıcı bombalarını deneme arenasına çevirdiklerini belirtti.

Lebuze, Suud rejimin ve müttefiklerinin yasak ve bilinmeyen silahlarla işlediği cinayetlerinin ayıbı tarih sayfalarından asla silinmeyeceğini ve beşeriyetin alnında büyük bir leke olarak kalacağını belirtti.

Image Caption

Arabistan rejimin Mart 2015’ten bu yana başta Amerika ve İngiltere olmak üzere Batılı müttefikleri ve bölgedeki bazı malum Arap rejimlerin işbirliği ile Yemen topraklarına karşı saldırıya geçti. Suud rejimi bu savaşı dayatarak Yemen’in istifa eden kaçak Cumhurbaşkanı Mansur Hadi’yi yeniden iktidarın başına geçirmek istedi. O günden beri on binlerce Yemenli sivil hayatını kaybetti, Yemen’in altyapı milyarlarca dolarlık zarara uğradı. Suud rejimi o tarihten beri şimdiye kadar bir çok kez Yemen milletine karşı misket bombaları kullandı ve bu ülkeyi patlamamış misket bombaları alanına çevirdi. Bu şartlarda BM’nin Arabistan rejimine karşı yapabileceği en önemli hareketlerden biri, Suud rejiminin cinayet dosyasını beşeriyete karşı suç ve savaş suçu ve barışa karşı cinayet suçları çerçevesinde uluslararası ceza mahkemesine sevk etmektir. Ancak ne var ki BM bu konuda sürekli duyarsız davranmaya devam ediyor ve hatta Arabistan’ın BM insan hakları konseyindeki üyelik süresini uzatarak eli kanlı Suud rejimine destek vermeye sürdürüyor. Oysa uluslararası camia Suud rejiminin işlediği cinayetlerin aydınlatılması üzerinde ısrar ediyor.

Geçen hafta bölge gelişmelerinin odağında bulunan bir başka konu, Filistin ile ilgili gelişmelerdi. Filistin Dışişleri Bakanlığı uluslararası camiayı, korsan İsrail’in türlü bahaneleri ileri sürerek Beytülmukaddes ve Gazze sınırında güvenlik tedbirlerini şiddetlendirmesine karşı duyarsız davranması yüzünden sert bir dille eleştirdi.

Yahudilerin çeşitli bayramlarının düzenlenmesi siyonist rejimin başta Kudüs olmak üzere Filistinli bölgelere yönelik sultacı politikalarını uygulamasına bahane oluşturuyor. Bu çerçevede geçen hafta siyonist rejim başta Kudüs olmak üzere çeşitli Filistinli bölgelerde güvenlik tedbirleri bahanesi ile hareketliliğini ve baskıcı politikalarını şiddetlendirdi, ancak uluslararası camia her zaman olduğu gibi eli kanlı rejimin illegal uygulamalarına karşı sessiz kalmaya devam etti.

Image Caption

Siyonist rejim Yahudilerin bayramları sırasında Müslümanların Mescid-i Aksa’ya girişini engelliyor. Aslında bu rejim yılın bir çok gününde yahudilerin özel günlerini bahane ederek Müslümanlara Mescid-i Aksa’ya girmelerine izin vermiyor. Oysa katil rejimin Mescid-i Aksa’ya yönelik saldırıları bir yandan uluslararası yasaların ihlali sayılırken, öbür yandan bu rejimin Filistin konusunda Arap rejimlere karşı üstlendiği yükümlülüklerin de hiçe sayılması sayılıyor. 1994 yılında İsrail ile Ürdün arasında imzalanan anlaşmada siyonistler Mescid-i Aksa külliyesinde ibadet etmekten men edilmişti. Ancak şimdi Tel aviv’in Mescid-i Aksa’ya yönelik bu kutsal mekanı zaman ve mekan ekseninde müslümanlarla yahudilerin arasında paylaştırma girişimi gibi hareketleri işgalci rejimin bölgede yayılmacı politikalarını sürdürdüğünü gösteriyor

Oysa BM’nin 242 ve 338 sayılı kararnameleri ve Cenevre’nin dördüncü konvansiyonu siyonist rejimi işgal ettiği Filistin topraklarına her türlü müdahaleden men ediyor. Ancak katil rejimin işgal ettiği bölgelerde İslami mekanları tahrip etmesi veya Kudüs’ten ve diğer Filistinli bölgelerden Filistin halkını tamamen ihraç etmesi bu rejimin ilahi dinlerin mensuplarına ve ibadet özgürlüklerine asla saygı göstermediğini ortaya koyuyor.

Geçen hafta Suriye gelişmeleri Amerika’nın bu ülkeye yönelik füze saldırısının etkisi altında kalmaya devam etti. Bu konu her şeyden önce dikkatleri Suriye’ye yönelik uygulanan yeni komploların amaçlarına yöneltti.

Aslında Suriye gelişmeleri Amerika’nın ileri sürdüğü iddiaların içi boşluğunu ve beyaz sarayın Suriye’ye saldırısını ve bu ülkede işlediği beşeri faciaları haklı göstermeye çalıştığını gözler önüne serdi. Nitekim kamuoyu Amerika’nın Han Şeyhun’de düzenlenen şaibeli saldırıdan Suriye ordusunu sorumlu tutmasına ciddi derecede kuşku gözüyle bakıyor. Bu kuşku hatta Batı kamuoyunda da açıkça dile getiriliyor. Çünkü kamuoyuna göre Suriye yönetimi askeri sahada onca zafer elde ettiği bir sırada kimyasal silah kullanması kesinlikle mantıklı gözükmüyor ve bu yüzden bu saldırının araştırılması için bağımsız bir komisyonun kurulması gerektiğini düşünüyor.

Image Caption

Ancak Donald Trump yönetimi Han Şeyhun bölgesinde düzenlenen kimyasal saldırıdan Suriye hava kuvvetlerini sorumlu tutarak Humus’un Şairat hava üssüne füze saldırısı düzenledi. Fakat Amerika’nın bu iddiası dünyanın bir çok ülkesi tarafından kabul görmezken, şimdi hatta beyaz sarayın Avrupalı müttefikleri de bu iddiayı sorgulamaya başladığı gözleniyor.

Gerçekte Şam yönetiminin kimyasal silah kullanmakla suçlanması, Amerika’nın kamuoyunu gerçeklerden saptırmaya ve Suriye ordusunun teröristlere karşı zaferlerini gölgelemeye yönelik girişimiydi.

Gerçek şu ki Amerika ve bazı malum Avrupalı ortakları Suriye’yi kimyasal saldırı ile suçlayarak bu ülkeye karşı askeri operasyon düzenlemek ve Suriye ordusunun hızını kesmek istiyor. Üstelik Amerika’nın Suriye yönetimi ile mücadele bahanesi ile bu ülkede beslediği terör örgütlerine askeri ve mali yardımlarını haklı göstermeye çalıştığı anlaşılıyor. 

Amerika ve bazı Batılı ülkelerin oluşturduğu böyle bir atmosferdi Rusya’nın kimyasal silahları men eden kurumdaki daimi temsilcisi Aleksandır Şulgin, Suriye yönetimi, uluslararası uzmanların Şairat hava üssüne gelmeleri ve Han Şeyhun’daki şaibeli kimyasal saldırı üzerine araştırma yapmaları konusunda işbirliği yapmaya hazır olduğunu açıkladı.

Bilindiği üzere 4 Nisan Salı günü Han Şeyhun’de düzenlenen şaibeli kimyasal saldırıda yüz kişi öldü, dört yüz kişi yaralandı. Bu şaibeli hadisenin ardından Suriye’de teröristleri destekleyen Amerika elebaşılığındaki Arap Batı ittifakı hemen Suriye yönetimin suçladı, ancak Şam yönetimi suçlamaları kesin bir ifade ile reddetti. Fakat bu şaibeli olay Amerika’ya Şairat hava üssüne, yani IŞİD ve el Nusra gibi tekfirci terör örgütleri ile mücadele üssüne 59 füze ile saldırması için bahane oluşturdu. Amerika bu saldırıyı sözde Suriye ordusunun kimyasal silah kullanma yeteneğini yok etmek amacıyla yaptığını ileri sürdü, ama acaba gerçekten böyle bir amaç mı güdüyordu? Çünkü gerçekte bundan önce İran milleti gibi bir çok milleti Batı’nın ürettiği kimyasal silahların kurbanı olmuştu. Amerika Saddam’ın İran’a dayatıtğı sekiz yıllık savaşta bu silahlardan bol bol Saddam’a verdi ve Saddam da bu silahları Halepçe halkı ve İran’da Serdeşt halkına kullanarak büyük facialara sebebiyet verdi. Amerika bizzat Vietnam savaşında kimyasal silahlarını Vietnam halkına karşı kullandığı halde şimdi kendisini dünya polisi olarak görüyor.

Image Caption

Suriye’de askeri ve siyasi sahalarda yaşanan gerçekler, Şam yönetiminin kesinlikle kimyasal silah kullanmasına ihtiyacı olmadığını ve bu hadisenin ipuçlarını karşı tarafta aramak gerektiğini gösteriyor. Gerçekte Beşar Esad’ı iktidardan uzaklaştırmak için her şeyini ortaya koyan çevreler şimdi de Beşar Esad’ın iktidardan çekilmesi öncelikleri olmadığını dillendiriyor. Kuşkusuz Suriye’de işlenen bu tür cinayetlerin failleri IŞİD ve el Nusra gibi terör örgütleri ve azmettiricileri de onları destekleyen malum ülkelerdir. Bu tür saldırıların tek amacı Suriye’de kaos yaratmak ve bu ülkeyi yıkmaktır. Bu çerçevede Amerika ve desteklediği teröristler el ele Suriye milletine yönelik cinayetlerini şiddetlendiriyor. Oysa Amerika’nın Suriye’ye yönelik müdahaleleri ve tek yanlı operasyonları BM izni olmaksızın yapılıyor ve bu müdahalelerin Donald Trump döneminde şiddetlenmeye başladığı gözleniyor. Bu durum Suriye krizinin daha karmaşık ve aynı zamanda bölge ve dünya için daha tehlikeli boyutlara taşındığı kaygılarını beraberinde getiriyor.