Mayıs 06, 2017 04:42 Europe/Istanbul

Geçen hafta Filistin gelişmeleri, Amerika Başkanı Donald Trump’ın işgal altındaki Filistin topraklarına ziyaretinin tarihi yaklaştığı bir sırada korsan rejim İsrail’in yayılmacı politikalarının etkisi altında kaldı.

Bu çerçevede geçen hafta siyonist rejimin konut bakanlığı işgal altındaki Kudüs ve çevresinde siyonist yerleşkeciler için 25 bin yeni konut inşa edeceklerini açıkladı.

Amerika Başkanı Donald Trump 22 Mayıs’ta işgal altındaki Filistin’i ziyaret ediyor. Geçen hafta Amerika’dan 25 kişilik bir heyet Trump’ın ziyaretinin ön hazırlığı çerçevesinde Tel aviv’e geldi.

Kuşkusuz Amerika’nın siyonist rejime verdiği destek ve özellikle Amerika Başkanı Donald Trump’ın eli kanlı rejimin siyasetlerine açıkça destek vermesi Tel aviv elebaşılarına başta Kudüs olmak üzere işgal altındaki Filistinli bölgelerde yayılmacı politikalarını sürdürmeleri yönünde yakılan yeşil ışıktır. Amerika’nın Batı şeria bölgesinde yerleşke inşaatına mali ve siyasi destek vermesi, Washington’un Amerika’nın işgal altındaki Filistin’deki büyükelçiliğini Tel aviv’den Kudüs’e en kısa sürede taşıyacağını açıklaması ve Tel aviv’e Yahudi bir elçi atanması ve yine siyonistlerle Filistinli tarafların arasındaki müzakerelere de bir Yahudiyi temsilci olarak göndermesi, Donald Trump’ın siyonistlere yönelik destek bağlamında politikaları sayılır.

Image Caption

Gerçekte Donald Trump’ın korsan İsrail’in Beytulmukaddes’e yönelik yayılmacı politikalarını desteklediğini vurgulaması, siyonist rejim elebaşılarını en çok sevindiren sözlerdir, nitekim bu sözlerin ardından Tel aviv’in Kudüs’te yeni yerleşkelerin inşaatı ile ilgili en büyük projesini açıklaması da Trump ve Netanyahu’nun Filistin milletine yönelik komplolarında uyumlu hareket etmelerinin sonucu sayılır.

Geçen hafta Ortadoğu bölgesinde bir başka gelişme, Lübnanlı yetkililerin Amerika’nın Lübnan Hizbullah hareketine yönelik hasmane politikalarına gösterdikleri tepkiydi. Bu gelişme dikkatleri Amerika’nın bölgede direniş cephesine yönelik hasmane uygulamalarını şiddetlendirmesi ve ister tekfirci teröristler ister terör rejimi İsrail olsun, terör ile mücadelede en ön saflarda yer alan ülkelerin yetkilileri ve kamuoyunun tepkisine çekti.

Bu bağlamda Lübnan meclis Başkanı Nebih Berri, ABD kongresinin Lübnan Hizbullah hareketine karşı zalimane yaptırımlarını ağırlaştırma çabasını eleştirerek, Amerika Lübnan’ı iç fitneye doğru sürüklemeye çalıştığını belirtti.

Amerikan kongresi bölgede direniş cephesine yönelik baskılarını arttırmak ve teröristleri desteklemek amacıyla para aklama bahanesi ileri sürerek Lübnan bankalarının Hizbullah ile işbirliğini önlemeye çalışıyor. Amerika kongresi bu doğrultuda Lübnan’ın bankacılık sistemine daha fazla uygulamak için yeni karar tasarıları hazırlıyor.

Bundan önce de Amerikan kongresi 2015 yılında Lübnan Hizbullah hareketi ile bağlantılı olarak kurumlara ve özel kişilere karşı bazı yaptırım kararları alarak bu kurumlar ve özel kişilerle her türlü işbirliğini yasak ilan etmişti.

Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Aun de meclis Başkanı Nebih Berri gibi Amerika’nın Lübnan Hizbullah hareketi yönelik yaptırımları şiddetlendirme kararını eleştirdi.

Image Caption

Aslında Batı ve bölgedeki bazı irticai Arap rejimlerin Lübnan Hizbullah hareketine karşı çıkması yeni bir konu değildir, fakat bu muhalefetin şimdiki şartlarla şiddetlenmesi, üzerinde durulması gereken bir noktadır. Lübnan Hizbullah hareketi Ortadoğu bölgesinde direniş ekseninin en temel aktörlerinden biridir. Hizbullah hareketinin Amerika ve Arabistan gibi muhalifleri sürekli bölgenin bu güçlü aktörü ile mücadele etmeye çalışmıştır. Öte yandan Hizbullah hareketinin Suriye krizine müdahil olması ve tekfirci teröristlere karşı Beşar Esad’ın yasal yönetimini desteklemesi ve özellikle Lübnan’da Arabistan ve Amerika’nın beslediği teröristlerle amansız mücadelesi, düşmanların bu harekete karşı düşmanlığını daha da derinleştirdiği anlaşılıyor.

Lübnan Hizbullah hareketi tamamen Lübnan milletinin içinden çıkan ve bu ülkenin siyasi yapısında temel direklerden biri sayılan bir harekettir. Bu hareket Lübnan meclisinde önemli sayıda milletvekili bulundurduğu ve bir çok hükümette de bakanları ile ortak olduğu ve hatta Lübnan’da belediye başkanlığı seçimlerinde de ülkenin güneyi ve doğusunda en çok belediye Başkanı çıkardığı halde Amerika ve bölgenin bazı malum Arap rejimlerince terör örgütü olarak adlandırılıyor.  Kuşkusuz Amerika bu tür provokatif uygulamaları ile Hizbullah hareketinin Lübnan ve bölge kamuoyundaki sempatisini asla etkileyemez ve Washington’un Lübnan’ın içişlerine müdahaleleri de Lübnan halkı ve kamuoyunun Amerika’dan daha fazla nefret etmelerinden başka getirisi olamaz.

Geçen hafta korsan rejim İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırıları da kamuoyunun dikkati çeken bir başka gelişmeydi. Siyonist rejimin Suriye’nin Kunaytere eyaletinin Han Ernebe sitesinin çevresinde Suriye ordusunun mevzilerinden birine saldırmasının ardından bu rejim bir kez daha Suriye ordusunun Şam havaalanı yakınlarında mevzilerinden birini vurdu. Suriyeli askeri bir kaynak, geçen Perşembe günü Şam havaalanının güneybatısında askeri bir mevzinin İsrail füzelerinin hedefi olduğunu ve füzelerin isabet etmesinin ardından yaşanan patlamalar bazı maddi hasarlara yol açtığını açıkladı.

Siyonist rejimin BM üyesi bağımsız bir ülkeye sürekli saldırıları uluslararası yasaların ihlalidir ve korsan İsrail’in Suriye’ye yönelik bu saldırıları ancak tekfirci teröristlere destek verme yönünde düzenlenen saldırılar şeklinde yorumlanmaktadır. Suriye krizi başladığı günden beri geçen yaklaşık altı yıl boyuncu siyonist rejim teröristlere destek vermek amacıyla bir kaç kez Suriye’nin çeşitli bölgelerinde Suriye ordusunun mevzilerine hava akını düzenledi. Bugün Suriye Batı ve küresel siyonizm ve bölgedeki işbirlikçilerinin komploları yüzünden ciddi bir iç krizle karşı karşıyadır. Bu komploların çerçevesinde siyonist rejim ve Beşar Esad karşıtı bazı Batılı devletler ve Arap rejimleri Suriye halkının bazı itirazlarından nemalanarak Suriye’de teröristleri desteklemeye ve isyancıları isyan etme yönünde teşvik etmeye başladı. Bu arada eli kanlı rejim Suriye’nin çeşitli bölgelerine ve özellikle başkent Şam’a yakın olan bölgelere yönelik saldırılarını arttırarak teröristlerin Suriye’nin stratejik merkezlerinde faaliyetlerini sürdürmelerine zemin oluşturmaya çalışıyor. Ancak İsrail’in bu hareketleri Suriyeli güçlerin ve siyonizme karşı savaşan direniş cephesinin tepkileri ile karşılaşıyor ve pratikte korsan İsrail ve desteklediği teröristlerin daha da hezimete uğramalarına sebebiyet veriyor.

Image Caption

Geçen hafta Washington yönetiminin Iraklı sivilleri katliam etmesi yüzünden yargılanması yönünde taleplerin artması, Amerika’nın başını çektiği sözde IŞİD karşıtı uluslararası ittifakın cinayetlerinin şiddetlenmesine denk geldi. Bu cinayetlere gösterilen tepkilerin devamında Irak parlamentosunun ıslah cephesi Bağdat yönetiminden 2003 yılında Irak topraklarına saldırısı sırasında sivillere karşı işlediği cinayetleri yüzünden Amerika yönetimi aleyhinde uluslararası mahkemelerde dava açmasını istedi.

Bilindiği üzere Amerika ve İngiltere 2003 yılında Saddam rejiminin elinde kitle imha silahları bulundurduğunu bahane ederek Irak topraklarına saldırdı. Amerika bu saldırının ardından Irak topraklarını işgal etti ve bu süreçte on binlerce Iraklı vatandaş hayatını kaybetti veya yaralandı, yüz binlercesi de mülteci durumuna düştü. Üstelik bu saldırı Irak milletine güvenlik getirmediği gibi tekfirci IŞİD terör örgütleri gibi cani terör örgütlerinin türemesine yol açtı.

Amerika’nın Irak topraklarında işlediği cinayetlerin aydınlatılmasına yönelik artan talepler, Irak Başkanı Haydar İbadi’nin de bir süre önce Amerika’nın 2003 yılında Irak topraklarına düzenlediği saldırının araştırılmasını istediği bir sırada gündeme geliyor. Başbakan İbadi söz konusu saldırının Irak’ta istikrarsızlık ve kaosa yol açtığını belirterek Amerika’nın işlediği tüm hataları yüzünden tazminat almalarını umduklarını belirtti.

Uluslararası bağımsız kurum ve kuruluşların raporlarına göre Amerika’nın saldırısı ve dayattığı savaş ve ardından gelen işgal Iraklı yüz binlerce vatandaşın ölümüne neden oldu. Üstelik Amerikalıların ileri sürdüğü kitle imha silahları gerekçesi de yalan olduğu anlaşıldı, nitekim Amerika ve İngiltere de Irak’ta aramadıkları tek şey, kitle imha silahlarıydı. Çünkü evvela Amerika ve İngiltere bizzat Saddam rejimini kitle imha silahlarıyla donatan devletlerdi ve eğer bu iki ülke gerçekten Saddam’ın kitle imha silahlarına karşı koymak isteseydi, Saddam rejiminin İran milletine dayattığı sekiz yıllık savaşta bu tür silahları İran milleti ve hatta kendi halkına karşı kullandığı sırada tepki göstermeleri gerekirdi, oysa her iki ülke sessizlikleri ile pratikte Saddam’a bu tür silahları kullanma yönünde yeşil ışık yakmış oldu.

Amerika 2011 yılının sonunda Irak’taki askerlerini geri çektikten sonra da Bağdat yönetimini ciddi bir şekilde desteklemediği gibi bazen Irak’ın merkezi yönetimini zayıf düşürme yönünde girişimlerde bulundu. Nitekim bunun sonucunda tekfirci IŞİD terör örgütü Haziran 2011’de Irak’ın çeşitli bölgelerine girdi ve bu olay, Amerika’nın desteklediği bazı Iraklı hainlerin işbirliği ile gerçekleşti. Amerika Irak’a yönelik yıkıcı müdahalelerinin devamından Eylül 2014’te de sözde IŞİD karşıtı uluslararası ittifakı kurdu ve bu bahane ile bir kez daha Irak’a asker gönderdi. Fakat bu ittifak hiç bir önemli harekette bulunmadığı gibi Iraklı yetkililerin defalarca ifşa ettiği gibi Irak’ta IŞİD teröristlerine silah, mühimmat, askeri teçhizat ve gıda maddeleri yardımı yaptı. Nitekim Amerika’nın bu çakma ittifakı kurarken sergilediği tutumu da esas amacı IŞİD’i yok etmek olmadığını ve sadece bu ittifakın yardımı ile söz konusu terör örgütü yönetmek ve yönlendirmek istediğini ortaya koydu.

Gerçekte Ortadoğu bölgesinin son 15 yıllık tarihi, nerede Amerika doğrudan askeri müdahalede bulunduysa orada her şeyin mahvolduğunu ve Amerika’nın işgal ettiği bölgelerde yıkıcı terör örgütleri mantar gibi baş çıkardığını gösteriyor.

Geçen hafta Arabistan’ın Yemen topraklarına yönelik saldırıları daha da şiddetlendi ve Suud rejiminin korkunç cinayetlerinin boyutları daha da büyüdü, öyle ki bu durum bölge ve dünya kamuoyunun kaygılarını beraberinde getirdi.

Öte yandan uluslararası bazı çevrelerin Yemen’de insani durumun vahameti hakkında yayımladıkları raporları bir kez daha Yemen gelişmelerini ilgi odağına yerleştirdi. Bu arada BM’nin de bölgesel ve küresel krizlere yönelik çifte standart tutumu yüzünden Suud rejiminin hiç bir ciddi engelle karşılaşmaksızın Yemen’de cinayetlerini sürdürmesi kamuoyunun sert tepkilerine yol açtı.

Aslında Suud rejiminin Yemen’de işlediği cinayetler hatta Amerika’nın önceki yönetimini kamuoyunun baskıların yüzünden Arabistan’a askeri yardımlarını kısıtlamaya zorlamıştı, ancak Amerika’nın yeni Başkanı Donald Trump yönetimi Arabistan’ı güdümlü bombalar gibi en yeni ve en modern silahlarla donatmayı arttırarak Suud rejiminin cinayetlerini haklı göstermeye çalıştı, üstelik bunu Yemen halkının katliamını önlemek için yaptıklarını iddia etti. Oysa Suud rejimi Amerika’dan aldığı bu tür silahlarla Yemen’de adeta soykırım uyguluyor ve Amerika da bu cinayetin ortağı oluyor.

Image Caption

Yemen’de hangi çeşit silah kullanılırsa kullanılsın en başta bu ülkenin hayati ve önemli altyapı tesislerini tahrip ediyor ve bu tahribatın sonucunda Yemen milli daha da yoksullaşıyor ve açlık ve sağlık hizmetleri krizi gibi krizlerle tedrici ölüme mahkum ediliyor.

Yemen milletinin doğrudan veya dolaylı katliamı savaş suçudur ve Suud rejimi Amerika ve İngiltere gibi insan hakları iddiasında bulunan devletlerin yardımı ile üç yıldır bu suçu işlemeyi sürdürüyor.

Öte yandan Arabistan’ın Yemen savaşında başarısızlığı Suud rejimi için iç arenada bazı yankıları olduğu anlaşılıyor. Yemen savaşının uzaması ve Suud rejiminin başarısızlığının devam etmesi yüzünden geçen hafta Arabistan kara kuvvetleri komutanı görevden alındı ve yerine Fehed bin Türki yeni kara kuvvetleri komutanı olarak atandı.

Bundan başka Arabistan’ın Yemen’e karşı kurduğu ittifakın sözcüsü Ahmet Asiri de bu görevden alındı ve Arabistan istihbarat örgütü Başkan yardımcılığına atandı.

Arabistan’da yaşanan bu gelişmeler ve bazı yetkililerin görevden alınması aslında Yemen savaşında başarısızlığın artçı depremleri sayılır ve bu durum aynı zamanda Suud hanedanı için Yemen maceracılığı üzerine yaşanan iktidar kavgasının tırmandığını yansıtır.

Gerçekte Suud rejiminin askeri ve güvenlik yetkililerinin son iki  yılda sürekli değiştirilmesi Suud hanedanının Yemen milletinin direnişine karşı şaşkına döndüğü ve hanedan içinde birbirine düştüklerinin işaretidir. Bu durum hiç kuşkusuz saldırgan Suud hanedanının despot rejiminin konumunu daha da kırılgan hale getirmiştir, nitekim iç arenada artan itiraz sesleri ve Yemen milletinin sergilediği direnişin etkisi Suud rejiminde gayet açık ve net bir şekilde göze çarpmaktadır.