Ortadoğu gelişmeleri
Geçen hafta Filistin gelişmeleri Amerika Başkanı Donald Trump’ın işgal altındaki Filistin topraklarına ziyaretinin etkisi altında kaldı.
Bu ziyaret aynı zamanda siyonist rejimin Amerika’nın dış politikasında özel konumunu yansıtıyordu. Amerika Başkanı Donald Trump’ın da bu ziyaret esnasında Amerika’nın İsrail’e çok yönlü destek verdiğini vurgulaması da beyaz saraydakilerin her daim Tel aviv elebaşılarına yalakalıklarının bir yansımasıydı. Gerçi bu tür sözler ve destek ifadeleri eli kanlı siyonistleri bölgede cinayetlerini işlemekte ve yayılmacılığını sürdürmekte daha da küstahlaştırdığı gözleniyor. Bu şartlarda siyonist rejim Başbakanı Benyamin Netanyahu, Amerika’nın İsrail’e askeri ek yardım olarak 75 milyon dolar daha vereceğini, bu karar Donald Trump’ın işgal altındaki Filistin’i ziyaretinin ardından alındığını açıkladı. Bu yardımın Amerika’nın her yıl İsrail’in füze programına yaptığı yıllık yardımdan başka olduğu belirtildi.
Korsan İsrail Başbakanı Netanyahu geçen Çarşamba günü Amerika yönetimi İsrail’e bu rejimi Ortadoğu bölgesinde askeri açıdan üstün hale getirme sözü verdiğini açıkladı. Bu çerçevede Amerika’nın önceki Başkanı Barack Obama ve Netanyahu Eylül 2016 tarihinde Amerika’nın İsrail’e askeri yardımını 2018 ila 2028 yılları arasında kalan on yıllık süre için 38 milyar dolara yükseltmeyi kararlaştırdı. Oysa aynı yardım 2008 ila 2018 yılları arasında kalan dönem için sadece 30 milyar dolardı. Beyaz saray yetkilileri bundan başka 33 milyar dolar askeri teçhizat alımı ve 5 milyar dolar da İsrail’e füze savunma sistemi temin etmek için harcanacağını ve Donald Trump da tüm bu anlaşmaları onayladığını açıkladı.
Amerika’nın korsan İsrail’e çok yönlü destekleri, bu rejim bağımsız Filistin devletinin kurulmasına şiddetle karşı çıktığı ve yayılmacı politikalarını şiddetlendirdiği ve büyük bir küstahlıkla Kudüs başkentli Yahudi bir devlet kurma üzerinde ısrarla durduğu halde gündeme geliyor.
Aslında siyonist rejimin Amerika’nın bu tür destekleri sayesinde baskıcı politikalarını şiddetlendirmesi ve Filistinlileri esir alarak onlar için çok vahim şartlar oluşturması uluslararası camiayı şiddetle kaygılandırdığı gözleniyor. Fakat Amerika Başkanı Donald Trump işgal altındaki Filistin topraklarına ziyareti ve siyonist rejim elebaşıları ile görüşmelerinde Tel aviv’in cinayetlerini örtbas etme doğrultusunda Filistinli esirlerin vahim durumuna hiç işaret etmediğini Filistin milletinin direnişini terör olarak tanımladı ve Filistin direnişinin durdurulmasını istedi ve Amerika İsrail’e Filistin direnişini susturma yönünde yardımcı olacağını belirtti. Bu çerçevede Amerikalı yetkililer siyonist rejimin baskıcı politikalarını takviye ederek bölgede her türlü direnişi yok etmek ve Filistin milletini de teslim olmaya zorlamak istediği anlaşılıyor.
Bu şartlarda Donald Trump esas amacı Filistin milletinin tüm haklarını tamamen gözardı etmek olan Ortadoğu uzlaşma sürecini yeniden ihya etmek istiyor. Siyaset meseleleri uzmanlarına göre Donald Trump bölgede yeni bir siyasi ve diplomatik hareketlilik başlatmak ve bölgede bazı Arap emirlerini Ortadoğu uzlaşma sürecine çekmekle Filistin’i işgal eden siyonistlere bu topraklarda ırkçı ve radikal emellerini tamamlamak üzere yeni bir fırsat sunmaya çalışıyor.
Aslında Donald Trump Amerika’nın Filistin milletine yönelik düşmanlığının en derin noktasını gözler önüne serdi ki bu da Filistin milletinin öfkesine yol açtı ve bu yüzden Trump’ın Filistin ziyareti sırasında bu bölge Amerika karşıtı protesto eylemlerine sahne oldu, ki bu da başlı başına Filistinlilerin Amerika’ya yönelik nefretini ve Amerika’nın bölge milletlerinin gözünde ne denli menfur olduğunu ortaya koydu.
Geçen hafta Ortadoğu bölgesinin gelişmelerini gölgede bırakan bir başka gelişme Donald Trump’ın Arabistan’da garez-kar istişareleriydi. Bu hareket uluslararası camianın dikkatini Suud hanadanının Amerika’nın bölgeye yönelik komplocu politikalarında konumuna çekti.
Aslında Trump’ın Başkan seçildikten sonra ilk yurt dışı ziyaretini Riyad’a yapması Ortadoğu bölgesinin Amerika başkanının maceracı ve fitneci dış politikasında konumunu yansıtıyor Amerika’da son 70 yılda işbaşına gelen başkanlar sürekli Ortadoğu bölgesinde yeni bir plan uygulamaya çalıştı, böylece bu zümre bir yandan bölgede Amerika’nın konumunu takviye etmeye ve öbür yandan da İsrail’e meşruiyet satın almaya çalıştı. Ancak buna karşın tüm bu komplolar bölgede ecnebi sultasına karşı sergilenen direniş yüzünden bir bir bozguna uğradı.
Gerçi Ortadoğu bölgesinde yaşanan gelişmeler son yıllarda Batılı devletlerin müdahaleleri yüzünden sürekli inişli çıkışlı bir süreç olmuştur, fakat gerçekte ecnebi güçlerin bölgedeki işbirlikçilerinin yardımı ile kurdukları kumpaslar hiç bir zaman onları istedikleri sonuca götüremedi ve bir başka ifade ile siyonist rejim İsrail elebaşılarının Nil’den Fırat’a büyük İsrail yaftası ile andıkları sultacı emelleri hiç bir zaman gerçekleşmedi ve bozguna uğradı. Bu yüzden gözlemciler Trump’ın Arabistan ve İsrail ziyaretleri de ABD’nin önceki başkanlarının propaganda şovunun akibetine düşeceği tahmin ediliyor.
Öte yandan Donald Trump’ın Arabistan ziyareti yüklü silah satışından elde edilen büyük iktisadi rantın dışında başka bir hedefi de vardı ki o da bölgede yeni bir güvenlik sistemi kurmaktı. Dünyanın 55 ülkesinin üst düzey yetkilileri ile düzenlenen zirvede ABD Başkanı Donald Trump Arap NATO’su şeklinde sözü edilen yeni bir bölgesel güvenlik tertibatından terörle ve İran’ın bölgesel nüfuzu ile mücadele için söz etti. Bu projenin temel taşı ise Arabistan ve ABD ilişki tarihinde en büyük silah satışı anlaşmasının imzalanması ile atıldı.
Ancak bölgede Arap NATO’su adı altında kurulacak yeni güvenlik tertibatı ancak Washington’un bölgedeki çıkarlarına hizmet edecek ve bölgesel krizleri tırmandırmaktan başka hiç bir işe yaramayacaktır. Nitekim FKİK üyesi ülkelerin kendi aralarında süregelen ihtilaflara bakıldığında bu tür bir güvenlik tertibatının esasen etkili olabileceği soru işaretleri ile karşılaşacağı anlaşılıyor.
Aslında bölgede sanal kutuplaşmaları körüklemek ve Arap ve İslam ülkeleri arasında tefrika yaratmak bölgede hiç bir tarafın lehine olmayacağı ve bölgede barış ve güvenlik sağlayamayacağı açıkça ortadadır. Buna göre Amerika ve Arabistan’ın izledikleri politikaları bölgede güvenliği tehdit eden ve bölgede terör, şiddet, radikalizm ve katliamları arttıran politikalar olmuştur. Bu şartlarda Riyad oturumu da gerçekleri tahrif etmek ve kamuoyunu Amerika ve Arabistan’ın bölgede terör yaygınlaştırma yönünde ifa ettikleri yıkıcı rollerinden saptırmak için düzenlemiştir. Aslında Ortadoğu bölgesinde güvenlik sorunlarının temel taşı Suud rejiminin yıkıcı politikaları ve bölgenin gerçeklerini ters yüz göstermesi ve Amerika ve siyonist İsrail’in bu tür politikaları desteklemesidir. Bu şartlarda Riyad zirvesinin amacı bölgede bazı Arap İslam ülkelerinin liderlerini Suud rejiminin yanına çekmektir. Bu yüzden bölge ülkeleri uyanık olmaları ve Suud – Siyonist – ABD şer üçgeninin fitne tuzağına düşmemeleri gerekir.
Bu konu bölgenin üst düzey siyasi şahsiyetleri ve alimlerinin açıklamalarında da açıkça göze çarpıyor. Bu bağlamda Lübnan Hizbullah hareketi genel sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah Donald Trump’ın Riyad ziyaretini ve bu zirveyi büyük skandal olarak niteledi. Zira Suud rejimi resmen ABD’ye rüşvet vererek terörü destekleme suçlamasından aklanmaya çalıştı. Gerçekte Nasrullah’ın bu ziyareti büyük skandal nitelemesi de bu ziyaret hakkında kullanılan en doğru tabirdir. Zira Arabistan rejimi insan haklarından kaynaklanan baskıları ve ABD’nin önceki yönetiminin kongrede çıkardığı Jasta kanunundan Suud rejimine yöneltilen baskıyı hafifletmek ve aynı zamanda Amerika’nın yeni yönetiminin Arabistan’a yönelik bakışını değiştirmek için Trump’ın Riyad ziyareti için 65 milyon dolar para harcadı ve aynı zamanda Trump ve ailesine çok pahalı hediyeler hibe edildi.
Hizbullah hareketi lideri Seyyid Hasan Nasrullah Trump’ın ziyaret hakkında yaptığı değerlendirmede, Riyad zirvesi Donald Trump’a yalakalık etmek için yapıldığını, oysa Arabistan rejimi ABD başkanları arasında en çok İslam ümmetine ve Müslümanlara ve Araplara ve hatta Arabistan’ın kendisine en çok saygısızlığı ve nezaketsizliği sergileyen bir Başkanı ağırlamıştır, dedi.
Her halükarda Suud hanedanının bölgeye yönelik ihanet dolu politikaları son bulmuyor ve İslam dünyası sürekli bu kukla ve rezil rejimin komploları ile uğraşmak zorunda kalıyor. Fakat burada üzerinde durulması gereken konu, Arabistan’ın Amerika’ya onca haraç vermesine karşın sonuçta ve sonunda Amerika’nın bölgeye yönelik komplo planlarının hedefi haline geleceğidir. Bu bağlamda Newyork Times gazetesi bi makale yayımlayarak Arabistan’ın yeni Ortadoğu projesi çerçevesinde bölünmesi kesin olduğunu ve bundan kaçış olmadığını ifşa etti. Bu durum Suud rejiminin Amerika ve batıya yalakalık etmesi bölgeye faydası olmadığı gibi Arabistan’ın kendi başını da yakacağını ortaya koyuyor.
Geçen hafta bölge gelişmelerini etkileyen bir başka haber, Bahreyn ve Halife rejiminin şii seçkin alim Ayetullah İsa Kasım’ın Maname’nin Daraz semtindeki evine baskı düzenlemesi ve evi askeri kuşatma altına almasıydı.
Halife rejiminin Ayetullah Kasım’a ev hapsi uygulama kararının sonucu olan bu uygulaması Bahreyn halkının sert itiraz ve tepkisi ve kamuoyunun kınamasıyla karşı karşıya geldi. Gözlemciler Ayetullah Kasım’ın evine düzenlenen baskını ve ev hapsine alınmasını Riyad’da ABD Başkanı Donald Trump ve Arap İslam ülkeleri liderlerinin katılımı ile düzenlenen komplocu zirvenin ilk sonucu olarak yorumluyor. Fakat her halükarda Halife rejiminin bu uygulamaları bölge ve dünya genelinde tepki ile karşılaştı.
BM genel sekreteri sözcücü Stephen Docarik teşkilatın Bahreyn halkının barışçıl protesto eylemi düzenleme hakkında destek verdiğini belirterek bir kez daha Halife rejiminden son aylarda Bahreyn’de siyasi aktivistlere karşı şiddet uygulamalarının artması konusunda araştırma yapmasını istedi.
Bahreyn 2011 yılında beri halkın protesto eylemleri ve Halife rejiminin baskıcı politikaları ile karşı karşıya bulunuyor. bu arada Bahreyn halkının kıyamında ulemanın önemli rol ifa ettikleri ve bu yüzden Halife rejiminin baskıcı ve şiddet içerikli politikalarına maruz kaldıkları anlaşılıyor. Fakat her halükarda Halife rejimi Bahreyn halkının itiraz sesini susturmakta başarılı olmadığı ve bu yüzden halkın liderlerini silerek itirazları durdurabileceğini düşündüğü gözleniyor. Bu yüzden de Halife rejiminin Bahreyn milletinin büyük bir bölümünün manevi babası sayılan Ayetullah İsa Kasım’ı ortadan kaldırmayı gündemine almış bulunuyor.
Halife rejimi Haziran 2016’da Ayetullah İsa Kasım’ı milli güvenliğe tehdit oluşturduğu suçlaması ile vatandaşlıktan çıkardı. Fakat Halife rejime bu seçkin din adamına karşı bununla yetinmedi ve Ayetullah Kasım’ı silmek için para aklama ve yabancıların çıkarlarına hizmet etme ve Bahreyn’de etnik ihtilaç çıkarma ve şiddet olaylarını tırmandırma gibi aslı astarı olmayan suçlarla suçlamaya başladı.
Halife rejimi bir kaç gün önce Ayetullah Kasım’ı bir yıl hapis ve mal varlığına el koyma cezasına çarptı, ancak bu kararın açıklanması Bahreyn halkının sert tepkisine neden oldu.
Aslında Bahreyn’de son günlerde yaşanan gergin anlar, Amerika ve Arabistan’ın Halife rejimine yeşil ışık yakması ile oluyor. Halife rejimi kendi halkını haklı taleplerini bastırarak Bahreyn’i insan haklarının geniş çapta ihlal edildiği alana çevirmiş bulunuyor. bugün tüm dünya Halife rejiminin korkunç ve baskıcı bir rejim olarak biliyor ve dünya çapında bu rejime gösterilen tepkiler de bu iddiayı doğruluyor.
Bu arada Bahreyn halkının geniş çapta Daraz semtine akın etmesi ve Halife rejiminin güvenlik güçlerine karşı direnmesi ve Ayetullah Kasım’ı savunması Halife rejimine ciddi bir uyarı niteliğindedir.