Ortadoğu gelişmeleri
Geçen hafta Filistin gelişmeleri korsan rejim İsrail’in Arap ülkeleri ile 1967 yılında giriştiği savaşın ellinci yıldönümü ve uluslararası camianın savaş çığırtkanlığı yapan bu rejime gösterdiği tepkinin etkisi altında kaldı.
Geçen hafta bazı Arap liderlerin siyonist rejim elebaşıları ile artan ilişkileri ve irtibatlarının ifşaatı ise bölge kamuoyunda uzlaşmacı Arap liderlerin siyonist düşmana karşı izlediği politikalarına yönelik sert eleştirileri tetikledi.
Bir başka gelişme ise Katar ile Arabistan ve müttefikleri arasında gerginliklerin yeniden tırmanması ve bazı sonuçlara yol açmasıydı. Bültenimizde bu konudan başka her hafta olduğu gibi Irak ve Suriye’de sahada yaşanan son gelişmeleri ve teröristlere karşı elde edilen zaferleri gözden geçirmek istiyoruz.
Geçen hafta Filistin gelişmeleri korsan rejim İsrail’in Arap ülkeleri ile 1967 yılında giriştiği ve bazı Arap ve Filistinli toprakların siyonistlerce işgal edilmesine yol açan savaşın ellinci yıldönümü ve uluslararası camianın savaş çığırtkanlığı yapan bu rejime gösterdiği tepkinin etkisi altında kaldı.
Aslında bu tepkiler uluslararası camianın siyonist rejim ve hamilerinin bu rejimin işgalciliğini kabul ettirme yönündeki baskılarına boyun eğmeyeceklerinin işaretidir. Bu bağlamda BM insan hakları komiseri Zeyd bin Raad, Filistin milletinin siyonist rejimin işgalciliği ve askeri gücünün sultası yüzünden yaklaşık 70 yıldır çektiği acılar inkar edilemeyeceği belirtti.
Öte yandan geçen hafta BM genel sekreteri Antonio Guterres bütün dünya yetmiş yıldır beklediği isteği dile getirerek açıkça bağımsız Filistin devletinin kurulmasını istedi. Bu arada uluslararası çeverlerin siyonist rejim İsrail’e karşı tavır koymaları Tel aviv elebaşılarını öfkelendirdiği gözleniyor. Siyonist rejim şimdiye kadar sürekli uluslararası kurum ve kuruluşları ve uluslararası camiayı suçlamak ve provokatif hareketlerde bulunmakla Filistin’deki işgalciliği hakkında karar alınmasına engel olmaya çalışmış ve sultacı emellerini uluslararası camiaya yutturmak istemiştir.
1948 yılında Filistin topraklarının bir bölümünü işgal ederek şom varlığını ilan eden Korsan İsrail daha sonraki adımda da 1967 yılında Arap ülkeleri ile yeni bir savaş başlattı ve bu bahane ile Filistin’in Batı şeria bölgesini ve Beytulmukaddes’i ve Suriye’nin Golan tepeleri gibi bazı bölgeleri işgal etti ve böylece işgalci ve savaş çığırtanlığı yapan şom mahiyetini daha da gün ışığına vurdu. Bu durum tabi ki BM bünyesinde siyonist rejime karşı ciddi tepkilere neden oluyor. Nitekim bu durum siyonist rejim elebaşılarını derinden kaygılandırıyor. Son zamanlarda siyonist rejim elebaşılarının edepsizce açıklamaları ve BM yetkililerine hakaret etmeleri ve BM’nin İsrail’in Filistin topraklarında işgalciliğine son verilmesi üzerine vurgu yapmasına tepki göstermesini bu çerçevede değerlendirmek gerekir.
Öte yandan Korsan İsrail’in bölgede ve özellikle Arap ülkelerine karşı yayılmacı ve sultacı emelleri iyice geliştiği bir sırada, bazı Arap rejimlerin iktisadi ve siyasi ve kültürel ve medya gibi alanlarda bu rejimle işbirliği yapması bölgede kamuoyunun sert itirazları ile karşılaştığı gözleniyor. Bu bağlamda Suud rejiminden bir uzmanın medyada siyonist yayın organları ve sosyal paylaşım siteleri ile görüşmesi büyük yankı uyandırdı. İsrail’in ikinci TV kanalı, Riyad’da bir medya merkezini yöneten Abdulhamid Hekim adında Arabistanlı bir uzmanla Riyad ve Doha arasındaki diplomatik krizi görüşmesinin ardından Arap medyasında ve sosyal paylaşım sitelerinde Arabistan ile İsrail ilişkilerinin normalleşmesine tepkiler yağmaya başladı.
Gerçekte Arabistanlı yetkililer korsan İsrail TV kanallarına rahatça çıkabiliyor, ancak İsrail ile ilişkileri normalleştirmek Arap milletleri ve Filistin milleti gözünde ister işgal altındaki topraklarda yaşasın ister mülteci olsun büyük bir hassasiyeti uyandıran bir durumdur. Filistin ve Arap dünyası kamuoyu korsan İsrail ile ilişkilerin her türlü normalleştirilmesini kesinlikle reddediyor. Ancak siyonist rejimle bölgedeki irticai Arap rejimlerine bağlı medya organları arasındaki işbirliği, bir Suud yetkilinin İsrail’e ait bir TV kanalında açıkça Filistinli direniş gruplarını tehdit edebilecek kadar ilerlediği anlaşılıyor. Bu arada korsan İsrail Fars körfezinde yaşanan son krizlerden nemalanarak Arap ülkeleri ile ilişkilerini bir an önce normalleştirmeye çalışıyor.
Siyonist rejim bölgedeki Arap rejimlerin politikalarını kendi fitneci politikaları ile eşgüdümlü hale getirmek ve böylece bu rejimlerin kapasitelerinden kendisini takviye etme ve direniş eksenini zayıflatma ve sonuçta Ortadoğu bölgesine tam musallat olma hedefi doğrultusunda yararlanmak istiyor. Bu arada BAE de bölge ülkelerine yönelik fitneci müdahaleleri ve İsrail’in bu ülkenin güvenlik ve iktisadi yapısına sızma girişimlerine karşı tepkisizlikle pratikte bölge gelişmeleri üzerinde Amerika ve korsan İsrail’in yağmacı ve sultacı şom emelleri doğrultusunda etki yapma yolunda atım attığı anlaşılıyor. Nitekim son günlerde BAE ile İsrail arasındaki işbirliğinin yeni boyutlarının ifşa edilmesi bölge ve dünya medyasında geniş yankı uyandırdı ve bir kez daha dikkatleri uzlaşmacı Arap liderlerin Amerika’nın arabuluculuğu ile tekrar siyonist düşmanın kucağına ve tuzağına düştüğünü ortaya koydu.
Bu arada BAE’nin Amerika büyükelçisi Yusuf Atibe’nin hackerlerce çalışan emailleri arasında ortaya çıkan belgeler de Ebu Dabi ile Tel aviv arasında sıkı ilişkilerin bulunduğunu, bu ilişkilerin Amerika’da demokrasiyi savunma müessesesi tarafından iki ülke arasında koordine edildiğini ortaya koydu. Bu arada Riyad, Ebu Dabi ve Tel aviv’nin Filistin ve Lübnan’da İslamî direniş hareketlerine yönelik ortak düşmanlıkları da tarafların aleni bir şekilde birbirine yakınlaşmalarında etkili oluyor, nitekim bu çerçevede Fars körfezi kıyısında yer alan Arap emirliklerin liderlerinin açıklamaları ile korsan İsrail elebaşılarının Filistin direnişi aleyhinde sarf ettiklerin sözler bile büyük ölçüde birbirine benzemeye başladığı anlaşılıyor.
Geçen hafta Ortadoğu bölgesinde adeta bir bomba düşmüş gibi etki yapan önemli bir gelişme FKİK üyeleri arasında yaşaşan ihtilafların tırmanmasıydı. Bu gelişme Arap ülkeleri arasındaki sürtüşmeleri körükledi ve yeni saflaşmalara yol açtı. Böyle bir ortamda Arabistan, Bahreyn, BAE ve Mısır ülkeleri Katar ile ilişkilerini kestiklerini ilan etti ki bu da FKİK üyeleri arasında ihtilafların ne denli derin ve şiddetli olduğunu ortaya koydu.
Katar ile Arabistan arasındaki ihtilaflar için üzerinde durulan gerekçe, Amerika’nın yeni yönetiminin izlediği Ortadoğu politikasıdır. Arabistan’ı süt veren ineğe benzeten ve mümkün mertebe içindeki dolarları ve altınları sağmak gerektiğini savunan ABD Başkanı Donald Trump Riyad’a yaptığı ziyaretinde Suud rejimi ile 400 milyar dolara kadar yükseltilmesi mümkün olan 110 milyar dolarlık silah anlaşması imzalayarak kendi tabiri ile Suud ineğinin sütünü iyice sağdı.
Ancak Amerika ve Arabistan arasında imzalanan silah anlaşması Katar gibi ülkelerin kaygısına neden oldu çünkü Arabistan gerektiği takdirde bu silahları Katar gibi Riyad’a boyun eğmeyen ülkelere karşı da kullanabilir. Nitekim Arabistan Dışişleri Bakanı Adil Cubeyr Katar’ı askeri saldırı ile tehdit etti.
Her halükarda Arabistan izlediği yanlış ve tekelci ve sultacı politikaları Arap ülkelerini bir araya getirmek bir yana mevcut dayanışmayı ve birliği de bozduğu anlaşılıyor. Bu çerçevede Arap birliği üyelerinin Katar ile Arabistan arasındaki gerginlik hakkında tavır koymaları bu zümrenin kendi aralarında bir kaç gruba bölündüğünü ortaya koydu, üstelik sergilenen tavırlar da Arabistan’ın bu tür durumlarda sadece bir kaç zayıf Arap ülkesinin kendi saflarına çekebildiğini gösterdi ki bu da Arabistan’ın bölgesel gücünü iyice kaybettiğinin işaretidir.
Arap birliğinin 22 üyesindan sadece 7 üye Katar ile ilişkilerini kestiklerini ilan etti. Gerçekte bölgede yaşanan gelişmeler Arabistan’nı tekelci ve sultacı politikaları ancak Arap ülkelerinin bu rejimden uzaklaşmalarına hizmet ettiğini gösteriyor.
Geçen hafta bölgede dikkat çeken bir başka gelişme, Irak ordusu ve halk güçlerinin askeri sahada elde ettikleri zaferlerdi. Bu zaferlerin ardından ise Iraklı yetkililer Musul’un kurtuluşu için geri sayım başladığını açıkladı. Haşedul Şaabi güçleri önümüzdeki günlerde Musul’un batısı tamamen kurtarılacağını açıkladı. Başbakan Haydar İbadi de bir süre önce Iraklı güçlerin IŞİD ile mücadelede Musul’u kurtarmanın son aşamasına geldiklerini ve Musul’un batısı IŞİD teröristlerinin işgalinden kurtuluş eşiğine geldiğini belirtti.
Musul yaklaşık üç yıl önce IŞİD tarafından işgale uğradı ve terör örgütü daha sonra da bu kenti hilafet merkezi ilan etti. Şimdi Musul’un kurtuluşu ile beraber Irak’ta IŞİD ve terör dosyası tamamen kapanacak, ayrıca Suriye ve bölge genelinde tekfirci akımlar ölümcül bir darbe almış olacak, hatta Arabistan gibi IŞİD’i ve tekfirci terörü destekleyen malum rejimler de IŞİD’in Musul’de bozguna uğramasının sonuçlarından nasibini alacaktır.
Musul’un doğusu 24 Ocak 2017 tarihinde IŞİD teröristlerinin işgalinden tamamen kurtarılmıştı ve batısını kurtarma operasyonu da 19 Şubat’ta start aldı. Şimdi Musul’un batısını tamamen kurtarmak için düğmeye basılması Irak ordusu ve halk güçlerinin terörle mücadelede azim ve kararlılığını gösteriyor.
Gerçekte Musul’u kurtarma operasyonda Iraklı tüm kesimlerin gücü ve IŞİD ile mücadelede birlikteliğinin simgesidir. Musul Irak’ta IŞİD’in hayatının son bulduğu noktadır. Her halükarda Irak’ın Musul kentini IŞİD teröristlerinden temizleme operasyonu Suriye’de Halep’in kurtarılmasından sonra düzenlenen temizlik operasyonuna paralel olarak yürütülmesi, bölgede teröristlerin yok olma sürecinin ivme kazandığının işaretidir. Bu arada başta Amerika ve Arabistan olmak üzere bölgede yıllardır IŞİD ve diğer terör örgütlerine destek veren malum devletler şimdi şaşkın bir şekilde destekledikleri teröristlerin nasıl bozguna uğradıklarını seyrediyor. Nitekim Amerika ve irticai Arap rejimlerin Riyad’da düzenlediklerin son fitneci gösteri de aslında bölgede uğradıkları hezimetleri örtbas etmeye yönelik bir hareketti.
Geçen hafta Suriye gelişmeleri, Suriye ordusu ve halk güçlerinin zaferleri ve teröristlerin ana üslerinden biri olan Rakka eyaletine girmelerinin gölgesi altında kaldı. Bu gelişme ise Halep kentinin kurtuluşundan sonra bölgede teröristleri temizleme operasyonu devam ettiğini gösteriyor.
Suriye ordusu ilerlemelerinde Humus’un doğusunda Abbasiye bölgesinin kontrolünü ele geçirdi. Suriyeli güçlerin Humus’un diğer bölgelerde ilerlemesi devam ediyor. Aslında Suriye ordusunun IŞİD ve diğer tekfirci terör örgütlerinin üslerini bir bir basması bu ülkede de teröristlerin sonu iyice yaklaştığını gösteriyor. Gerçekte teröristlerin Halep kentinde bozguna uğramaları Suriye ordusunun yeni başarılara koşmasına zemin hazırladı. Bu yüzden teröristlerin Suriye ordusu karşısında hezimete uğramasını bölgede terörle mücadelede iyi bir ufuk belirlendiği şeklinde yorumlamak mümkün.
Irak ve Suriye başta IŞİD terörü olmak üzere terörün türlü şekilleri ile mücadelenin esas meydanı sayılır. Irak ve Suriye halkı ve ordusu terörle mücadelenin bayraktarları olarak başta IŞİD olmak üzere tüm tekfirci terör örgütleri ile mücadelesini sürdürüyor. Buna göre Irak ve Suriye’de teröristlere karşı elde edilen her zafer dünya milletleri için terör tehlikesinin biraz dah renksizleştiğini işaretidir. Kuşkusuz Irak ve Suriye’nin terörle savaşta zafer kazanmaları tüm dünyanın zafer kazanması demektir.