Ortadoğu gelişmeleri
Geçen hafta Ortadoğu bölgesinin gelişmeleri dünya Kudüs günü çerçevesindeki etkinliklerin ve düzenlenen muhteşem yürüyüşlerin etkisi altında kaldı.
Geçen hafta ayrıca Arabistan’ın iç gelişmeleri de siyaset ve medya çevrelerinin ilgi odağındaydı.
Geçen hafta Arabistan’ın siyaset arenasında yaşanan gelişmeleri siyaset çevreleri kral Salman ailesinin Suud hanedanına karşı yumuşak darbe girişimi şeklinde değerlendirdi. Kral Salman’ın Arabistan’da iktidarı veliaht prensi Muhammed bin Naif’i azlederek oğlu Muhammed bin Salman’ı yeni veliaht prensi ilan etmesi bir kez daha dikkatleri kral Salman ve oğlunun otoriter politikaları ve aynı zamanda Suud hanedanı içinde gizli iktidar savaşına çekti.
Geçen hafta bölge gelişmeleri arasında dikkat çeken bir başka gelişme Bahreyn’de Halife rejiminin baskıcı politikalarını şiddetlendirmesi ve Bahreyn insan hakları merkezinin bu konuda uyarıda bulunmasıyla ilgiliydi.
Bu arada geçen hafta Amerika’nın başını çektiği sözde IŞİD karşıtı ittifakın terörle mücadele bahanesi ile Suriye’de sivilleri katliam etmeyi sürdürmesi dünya kamuoyunun kaygılarını arttırdı.
Bültenimizin başında da belirtildiği üzere dünya Kudüs günü uluslararası bir etkinlik olarak Filistin milletinin siyonistlerle mücadelelerinde her zaman bir dönüm noktası olmuştur.
Geçen hafta dünya Kudüs günü, son aylarda Amerika’da Donald Trump’ın Başkan seçilmesinin ardından Kudüs siyonist rejimin bir dizi sultacı komploları ile karşı karşıya geldiği ve bu komplolardan İsrail’in Kudüs’e tam musallat olma yönünde nihai adımları şeklinde söz edildiği bir sırada anıldı. Bu şartlarda siyonist rejimin Batılı hamileri başta İslam dünyası ve Arap ülkeleri olmak üzere uluslararası camiayı pasifize ederek Filistin krizini hiç bir tepki ve itirazla karşılaşmaksızın siyonist rejim lehine kapatmaya çalışıyor. Ancak dünya Kudüs günü her yıl olduğu gibi bu yıl yine siyonist rejimin ve hamilerinin tüm hesaplarını ve tedbirlerini boşa çıkardı. Nitekim dünya bir kez daha siyonist rejim karşısında İslamî direnişe ve Kudüs’ü işgal eden rejimi kınamalara şahit oldu, ki bu da başlı başına Filistin halkının intifadası dünya Kudüs günü gibi etkinliklerden aldığı destekle asla durmayacağını ortaya koydu.
Şimdi geçen hafta Ortadoğu bölgesinde dünya Kudüs gününden sonra en çok konuşulan bir başka konuya geçmek istiyoruz. Evet, kral Salman ve oğlu Muhammed’in Riyad’da darbe gibi hareketinden söz ediyoruz.
Geçen hafta Arabistan’da hasta kral Salman, veliaht prensi Muhammed bin Naif’i azlettikten sonra oğlu Muhammed’i veliaht ilan etti.
Gözlemciler kral Salman’ın bu hareketini oğlunu kendisinden sonra saltanat tahtına oturtma planının bir parçası olarak değerlendirdi.
Kral Salman aynı zamanda oğlunun savunma bakanlığı görevini yürütmesine karar verdi. Muhammed bin Naif ise içişleri bakanlığı ve bakanlar konseyi Başkan yardımcılığı gibi görevlerden de azledildi.
Aslında Arabistan’da yaşanan bu gelişmeler bu ülkede bedevi rejimin hala daha fazla istibdat ve tekelci sisteme doğru ilerlemekte kararlı olduğunu ve bu ülkenin siyaset arenası bir türlü Suud hanedanı içinde iktidar savaşından kurtulamadığını ve Arabistan halkının da bu ülkenin siyasi gelişmelerinde asla hesaba katılmak istenmediğini gösteriyor.
Arabistan’da kral Salman’ın oğlu, Suud rejiminin kurucusu Abdulaziz’in vasiyetine göre oğulları hayatta olduğu sürece iktidarın kardeşten kardeşe devredilmesi gerektiği halde veliaht prensi seçildi.
Arabistan’da iktidar yapısında şimri ve sediri adında iki kanat arasında sıkı bir rekabet sürüyor ve bu rekabet, sediri kanadına mensup olan kral Salman’ın iktidarı kendi tekelinde tutmasına engel oluyor. Bu yüzden şimdi kral Salman’ın siyaset arenasında yeni çıkışı Suud hanedanı içinde iktidar savaşını daha da şiddetlendireceği anlaşılıyor. Nitekim bu anlaşmazlığın ve rekabetin tırmanmaya başladığı ve pratiğe de yansıdığı ifade ediliyor. Bu bağlamda Arabistan’ın önde gelen prensler kral Salman’ın tekelci tutumuna itiraz etmek amacıyla bir tomar imzaladıkları ve yine Arabistan’ın yeni veliaht prensi ile biat oturumunda bazı gerginlikler yaşandığı ve görevden azledilen veliaht prense Muhammed bin Naif’in ev hapsinde tutulduğu ifade ediliyor ki tüm bunlar Suud hanedanı içinde ihtilafların şiddetlendiğini ve bu ülkenin siyasi şartları daha da karmaşık hale geldiğini ortaya koyuyor.
Arabistan’da son zamanlarda yaşanan gelişmeler lise bu ülkenin gittikçe daha çok vahabi tarikatı ve etnikçilik bataklığına sürüklendiğini gösteriyor. Bu durumun yansıması ise iç siyaset arenasında ülkenin çeşitli kesimlerini bastırmak ve dış arenada da başka ülkelerin içişlerine karışmak ve bu ülkelerde fitne çıkarmak ve maceracılığa atılmak şeklinde kendini gösteriyor. Kuşkusuz bu sonuçlar başlı başına Arabistan’ın daha çok içine düştüğü bataklığa basmasına neden oluyor.
İran’ın nizamın maslahatını belirleme kurumu sekreteri Muhsin Rıza ise instagram sayfasına düştüğün notunda şu değerlendirmede bulundu:
Arabistan’da yaşanan gelişmeler Irak’ın İran’a saldırmadan önce yaşadığı gelişmelere benziyor. Saddam İran’a saldırmadan önce darbe yaparak Hasan el Bekir’i iktidardan uzaklaştırdı ve onun mevkiini işgal etti ve ardından Ayetullah Sadr’ı şehit etti ve daha sonra Ürdün’de Berjinski ile görüştü. Muhammed bin Salman da Ayetullah Nemer Bakır Nemer’i şehit etti, Washington’da Trump ile görüştü ve şimdi Suud hanedanı iktidarında muhaliflerin bir kenara itmeye başladı. Onların bu hareketlerinin amacı ya Fars körfezinin güneyinde yer alan tüm Arap emirliklere ve Arap ülkelerine yani Kuveyt, Bahreyn, Katar, BAE’ine musallat olmak ya da Fars körfezinde yeni bir maceracılığa atılmaktır.
Her halükarda bu yorumdan da anlaşıldığı üzere Suud elebaşıları ve özellikle Muhammed bin Salman’ın her türlü hesapsız hareketi onu Saddam’ın başına gelen şom akibete düşüreceğidir.
Bu arada Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Arabistan kralı ve oğlunu telefonla arayarak kutladığı belirtildi.
Cumhurbaşkanlığı özel kalem müdürlüğünden yapılan açıklamada, Erdoğan Arabistan kralı ile ayrıca Katar meselesini görüştüğü ifade edildi.
Açıklamada ayrıca Erdoğan kral Salman ve oğlu Muhammed bin Salman’ı kutladığı ve Katar krizini sonlandırmak için çabaları arttırmayı kararlaştırdıkları kaydedildi.
Geçen hafta Bahreyn’de Halife rejiminin kendi halkına yönelik şiddet uygulamalarını arttırması dünya kamuoyu ve hukuk çevrelerinin kaygılarını arttırdı. Bu çerçevede Bahreyn insan hakları merkezi twitterdeki resmi sayfasında yayımladığı raporunda Bahreyn’de çevik kuvvetin Bahreyn halkına karşı orantısız güç kullanmasını şiddetle eleştirerek bu tür insanlık dışı uygulamalara son verilmesini istedi. Bahreyn insan hakları merkezinin raporuna göre 12 ila 18 Haziran 2017 tarihlerinde Bahreyn’in 13 bölgesinde 22 protesto eylemi düzenlendi, ancak Bahreyn’in güvenlik güçleri bu protesto eylemlerine geniş çapta saldırıda bulundu.
Bahreyn’de her türlü siyasi faaliyetin yasaklanması ve bu ülkeye zalim ve etnikçi bir hakimiyetin musallat olması, bu ülkenin geçmiş yıllara kıyasla daha karanlık bir döneme doğru sürüklendiğini Halife rejiminin despot politikalarının ağırlaşması da uluslararası tepkilere yol açtığını ortaya koyuyor. Hatırlanacağı üzere Halife rejimi muhaliflere yönelik baskıcı tutumunun devamında 2015 yılında protestocuları bastırmak amacıyla terörle mücadele adında yeni bir yasa çıkardı. Bu yasanın ardından Halife rejimi türlü bahaneleri ileri sürerek bu ülkede siyasi aktivistleri ve teşekkülleri daha da sert bir şekilde bastırmaya başladı. Halife rejimi bu çerçevede sürekli terörle mücadele yasasına istinat ederek Bahreyn’de şartları daha da boğucu hale getirdi.
Gerçekte Halife rejimi geniş çaplı insan hakları ihlalleri ve halkın haklı taleplerini bastırmakla bu ülkeyi insan hakları ihlalleri bakımından zirveye taşıdı. Bu şartlarda Bahreyn halkı da içişleri bakanlığının her türlü toplantı ve protesto eylemini yasaklayan genelgesini hiçe sayarak ülkenin başta başkenti Maname olmak üzere çeşitli bölgelerini protesto eylemlerinin arenasına dönüştürdü. Nitekim Bahreyn halkının başlattığı inkılabın devam etmesi daha da Halife rejimini meşruiyet krizi ile karşı karşıya geldiğini ortaya koydu. Gerçekte Bahreyn halkının başlattığı kıyamın yeni dönemi de Bahreyn halkının Halife rejimi ve hamilerinin tüm baskıcı politikalarına rağmen hala inisiyatifi kendi ellerinde bulundurduklarını ve bu kıyamı Bahreyn’de köklü değişiklikler yapılıncaya dek sürdürmekte kararlı olduklarını gösteriyor.
Şimdi Suriye ve IŞİD krizine geçiyoruz. Geçen hafta sözde IŞİD ile mücadele için ABD elebaşılığında kurulan ittifaka bağlı savaş uçakları Suriye’de sivil halka yönelik işledikleri cinayetlerin ve katliamların devamında El Meyadin kentinde bir okulu bombardıman etti.
Geçen hafta Pazar günü ABD savaş uçakları Suriye’nin doğusunda yer alan Deyrizzur eyaletinde Suriye'li mültecilerin barındığı bir okulu bombardıman ederek beş Suriyeli sivili katletti, çok sayıda sivili de yaraladı.
Suriye insan hakları gözetleme örgütü ise ABD’nin başını çektiği ittifakın son bir ayda Suriye’ye yönelik hava operasyonlarında en az 500 Suriyeli sivili katlettiğini açıkladı. Merkezin Başkanı Rami Abdurrahman katledilen sivillerin arasında 137 çocuğun da bulunduğunu belirtti.
Amerika’nın başını çektiği ittifakın 23 eylül 2014’ten bu yana Suriye topraklarına yönelik hava operasyonları ile ilgili yayımlanan raporların arasında son verilerin en yüksek rakamlar olduğu anlaşılıyor.
Aslında Ortadoğu bölgesinde halkın katliamı, güvensizlik, altyapıların tahrip edilmesi ve türlü terör örgütlerinin türemesi, ABD’nin bölgeye yönelik müdahaleci politikaları ve sinsi komplolarının ürünüdür.
Her halükarda Amerika’nın bu tür cinayetleri bu rejimin gerçek mahiyetini daha da gün ışığına çıkarıyor. Amerika sinsi hedeflerine ulaşmak için bölgede hiç bir sınır tanımıyor ve uygulamaları da kan ve ölüm ve yıkımdan başka bir getirisi olmuyor.
Bu arada Suriye’de yaşanan gelişmeler Suriye halkının terörle mücadelede ve ülkelerini teröristlerin kirli varlığından silme yolunda sarf ettikleri emeklerde başarılı olması, teröristleri ve hamilerini hüsrana uğrattığı ve bu yüzden bu caniler Suriye halkından intikam alarak Suriye’de uğradıkları hezimeti örtbas etmeye çalıştıkları anlaşılıyor.