Temmuz 14, 2017 12:28 Europe/Istanbul

Bültenimizin başında ilkin korsan rejim İsrail’in Beytulmukaddes’e yönelik sultacı politikalarının şiddetlenmesinden etkilenen Filistin gelişmelerini gözden geçirmek istiyoruz.

Öte yandan Arap ülkelerinin arasında tırmanan gerginliğin devam etmesi ve bu ülkelerin arasında yeni saflaşmaların oluşması özellikle Katar ile Arabistan arasındaki krizin şiddetlenmesi ve Arap birliği genel sekreterinin Arap dünyasında durumun vahameti hakkında uyarıda bulunması gibi Arap dünyasının önemli gelişmelerini gözden geçireceğiz.

Geçen hafta siyonist rejimin Beytulmukaddes kentinde Filistinlilere yeni kısıtlamalar getirerek bu kente yönelik sultacı politikalarının şiddetlenmesine şahit olduk. Bu çerçevede korsan İsrail Batı Şeria ve Beytulmukaddes’te siyonist yerleşke inşaatına ivme kazandırmaktan başka Mescid-i Aksa’nın kapılarını Filistinli Müslümanların yüzüne kapattı.

Korsan İsrail’in namaz kılmak üzere Mescid-i Aksa’ya gelen Filistinli Müslümanların girişine engel olması, aslında bu rejimin Filistinlilerin ve daha genelde Müslümanların bu İslamî kutsal mekana girişini engellemek ve şartları siyonistlerin bu mekandan daha fazla yararlanmalarını sağlamak ve böylece Mescid-i Aksa’da kendi konumunu pekiştirmeye yönelik değerlendiriliyor.

Blindiği üzere son yıllarda siyonist rejim türlü bahaneleri ileri sürerek yılın önemli bir bölümünde Filistinli Müslümanların Mescid-i Aksa’ya girişine izin vermiyor. Oysa eli kanlı rejimin bu tür uygulamaları Filistin halkının dini haklarının açık ihlalidir ve aynı zamanda uluslararası yasalara ve hukuka ve tüm beşeri ve ahlaki değerlere aykırıdır.

Gerçekte siyonist rejimin Beytulmukaddes üzerindeki sultacı emellerini şiddetlendirmesi bu rejimin ilahi dinlere yönelik sultacı ve ırkçı tutumu ve politikalarının işaretidir ve aynı zamanda Amerika Başkanı Donald Trump’ın Beşar Esad bağlamda bu rejime ışık ışık yakması ve desteklerinin sonucudur, nitekim eli kanlı rejim Beytulmukaddes’e yönelik ırkçı politikalarını daha da küstahça sürdürmektedir.

Ancak siyonist rejimin bu tür uygulamaları Filistin milleti ve başta UNESCO olmak üzere uluslararası çevrelerin tepkisi ile karşılaşmıştır. Son haftalarda Filistin’de yaşanan gelişmeler ve dünya Kudüs günü gerçekleşen etkinlikler ve ardından Filistin halkının namaz kılmak üzere Mescid-i Aksa’ya daha yoğun bir şekilde gelmeleri, Filistin milletinin siyonist rejimin sultacı politikalarına daha fazla direndiğini sergiliyor. Bu süreçte siyonist rejimin başarısızlığı ve uluslararası çevrelerin de son yıllarda sürekli eli kanlı rejimin sultacı politikalarına tepki göstermesi de uluslararası camiada İsrail’in Beytulmukaddes’e yönelik sultacı emellerine karşı muhalefetlerin arttığının işareti sayılır.

Bu çerçevede UNESCO bir kararname yayımlayarak korsan İsrail’in Beytulmukaddes üzerinde hiç bir hakimiyet hakkı bulunmadığını ve Kudüs, bu rejim tarafından işgale uğrayan bir kent olduğunu belirtti ve İsrail’in Kudüs’taki kazı çalışmalarını kınadı. Gerçekte BM kurumları açısından siyonist rejim çakma ve işgalci bir rejimdir ve uluslararası toplumda hiç bir yeri yoktur.

Son günlerde Arap ülkelerinin arasında Arabistan’ın tekelci tutumu yüzünden baş gösteren ve bu ülkelerin arasında ayrışma sürecini hızlandıran ihtilafların ortaya çıkması gözlemcilerle Arap ülkelerinin teşekkülleri ve Arap birliğine sıkılan son kurşun şeklinde yorumlanıyor ve genelde bu ülkelerin arasındaki uzun vadeli dayanışma sürecini etkileyerek Arap dünyasının çöküşü şeklinde telakki ediliyor. Bu gerçek ise Arap birliği yetkilileri ve bazı bölgesel ve uluslararası kurum ve kuruluşların da itiraf ettiği bir gerçektir.

Bu çerçevede Arap birliği genel sekreteri Ahmet Ebulkayt Katar ile Arabistan, BAE, Mısır ve Bahreyn arasında tırmanan krizin şiddetlenmesi konusunda uyarıda bulundu ve Arap dünyası facia boyutunda bir durumla karşı karşıya geldiğini belirtti.

Arap birliği genel sekreteri ayrıca dolaylı bir şekilde bu birliğin Arap ülkelerinde yaşanan hiç bir krizde rol ifa etmediğini kaydetti. Genel sekreter Ebulkayt sözlerini şöyle sürdürdü: Maalesef Arap dünyasının durumu facia boyutundadır ve Arap birliği de çok zor şartlar altında sayılır. Gerçekleri gizlemek ise Arap birliği, Arap devletleri ve milletlerinin zararınadır. Arap birliği 2017 yılının bütçesinden sadece %25 kadarını almıştır, oysa biz şu anda yılın ikinci yarısındayız. Arap birliği bu şartlarda nasıl sorumluluklarını yerine getirebilir?

Arap birliği genel sekreteri Ahmet Ebulkayt, neden Arap ülkeleri Arap birliğinde üyelik hakkını ödemediği ile ilgili soruya da şöyle karşılık verdi: Arap ülkelerinin durumu genelde çok zordur. Etkili olan güçler de Arap birliği bütçesinde onlar için öngörülen payı ödemeye pek sıcak bakmıyor. Bir başka mesele  şu ki Arap birliği sadece siyasi rol ifa etmiyor. Bu birlik iktisadi ve sosyal ve hukuki alanlarda da geniş faaliyet yürütüyor.

Arap birliği genel sekreteri Ahmet Ebulkayt ayrıca birliğin bazı üyeleri Suriye krizinde rol ifa etmesine engel olduklarını da hatırlattı.

Arap birliği genel sekreteri Ahmet Ebulkayt, birliğin Yemen’de yedi milyon aç insan için ne yaptığı ile ilgili soruya de şöyle karşılık verdi: Yemen’in şartları büyük bir musibettir. Arap birliğinin insani yardımlar için fonu yoktur. Yemen halkı gıda maddelerinden başka içme suyu sıkıntısı ile karşı karşıyadır.

Uzmanlar da Arap dünyası bir çok nedenden ötürü resmen dağıldığını ve Arabistan’ın Katar’a daha fazla baskı ve yaptırım uygulama çabası da beyhude olduğunu belirtiyor.

Ortadoğu meseleleri uzmanı Abbas Hameyar Amerikalı yetkililerin Donald Trump’ın eski iddialarına karşın tutum değiştirdiklerini  belirterek şöyle diyor: Amerika, Fransa ve Türkiye Katar’da askeri üsleri bulunuyor, ki bu da Katar’a karşı sert tutumlarından geri adım atmalarına yol açtı, çünkü eğer Arabistan’ın lehine baskılarını arttırsaydı, pratikte Katar’daki üslerini kaybedecekti.

Ortadoğu meseleleri uzmanı Abbas Hameyar, Katar yönetimi ustaca bir şekilde zaman kazandığını ve böylece kamuoyunu Arabistan’a karşı aydınlatmayı başardığını belirterek şöyle devam ediyor: Suud rejimi bölgesel krizlerin yüzünden ihtişamını kaybetti. Suud rejimi yaptıkları tehditle 24 saat içinde Katar meselesinde şartları kendilerinin lehine çevirebileceğini zannetti, fakat başarılı olamadı ve daha da aşağılandı.

Suud rejimi bu kararı ile Katar’ı hızla kuşatma altına alabileceğini de zannettiğini belirten Ortadoğu meseleleri uzmanı Abbas Hameyar sözlerini şöyle sürdürüyor: Doha’ya gıda maddeleri sevkiyatı ile birlikte Arabistan’ın Katar’a karşı şom planı boşa çıktı. Şimdi ise Arap dünyası adını uluslararası edebiyattan silmeliyiz, zira bugün Arap dünyasında şahit olduğumuz ayrışma Arapların arasında açık bir çelişkiyi gösteriyor ve bu yüzden Arap dünyasını çökmüş bir düzen olarak tanımlamalıyız. 1980 yılında Fars körfezi işbirliği konseyi kuruldu, fakat konseyin kuruluşu üzerinden geçen 40 yılda hiç bir hedefi gerçekleşmediği gibi Arap dünyasının sorunları da çözümlenemedi, bilakis daha da karmaşık hale geldi, ki bu da Arap dünyasının çöktüğünün açık işaretidir.

Irak son günlerde ordu birlikleri ve halk güçlerinin Musul’u tekfirci IŞİD terör örgütünün Irak’taki son üssü olarak temizlemelerine şahit oluyor. Gerçekte Irak’ta tekfirci IŞİD terör örgütünün tam olarak yenilgiye uğraması için geri sayım başlamıştır. Bu şartlarda Irak gelişmeleri bu ülkenin terörle mücadele merhalesinden IŞİD sonrası döneme girmek üzere olduğunu gösteriyor.

Aslında Irak’ta IŞİD Musul operasyonunun sonuna yaklaştıkça ve kentin büyük bir bölümünün kurtarılması ile beraber son nefeslerini çekmeye başladı ve şimdi gözler Irak’ta IŞİD sonrası döneme çevrildi. Bu konu Irak’ın önümüzdeki günlerde nasıl bir tablo ile karşılaşacağına da ışık tutuyor.

Irak’ta IŞİD’in yolun sonuna gelmesi ile birlikte Amerika’nın da bu ülkede sözde IŞİD ile mücadele çerçevesinde kurduğu uluslararası ittifakın da işine son verilmesi bekleniyor. Ancak Amerikalı yetkililerin açıklamaları türlü bahaneleri ileri sürerek Irak’taki askeri varlığını sürdürmek istediklerini ortaya koyuyor. Bu durum hiç kuşkusuz Amerika’nın Irak’ta tehlikeli komploların peşinde olduğunu gösteriyor. Gerçekte Amerika mevcut şartlarda ve IŞİD’in bugün yarın tamamen bozguna uğraması ile birlikte Irak’a yönelik tüm hesaplarının bozulduğunu düşünüyor ve bu yüzden Irak’a yönelik komplolarını uygulamak için Irak’taki askeri varlığını korumaya ve IŞİD sonrası dönemde de Irak’ın içişlerine müdahalelerine devam etmeye çalışıyor. Oysa Amerika’nın Irak’a yönelik işgalci ve müdahaleci politikaları şimdiye kadar bu ülkede katliamlar, fitneler ve terör ve radikalizmin tırmanması gibi olumsuz sonuçlardan başka hiç bir getirisi olmamıştır. Gerçekte Amerika’nın bu tür müdahalelerinin tehlikesi teröristlerin faaliyetlerinden daha az tehlikeli değildir ve bu yüzden Irak kamuoyu ülkelerinde teröristlerin tam hezimetinin işaretleri ortaya çıkmaya başlamasının ardından Amerikalı askerlerin de artık Irak’tan çekilmelerini istiyor.

Öte yandan Irak’ın kutsal Necef kentinin Cuma hatibi Şeyh Sadreddin Kapancı tekfirci IŞİD terör örgütünün işgalinden kurtarılan bölgelerin yeniden inşa edilmesi için ulusal ve uluslararası boyutlarda katılıma vurgu yaptı. Necef Cuma hutbelerinde bu konuya değilen Şeyh Kapancı, Irak genelinde çeşitli halk kesimleri arasında milli vahdete ve kurtarılan bölgelerin yeniden inşa edilmesinde da uluslararası işbirliği ve katılıma vurgu yaptı.

Necef Cuma hatibi Şeyh kapancı Ayetullah Sistani’nin tavsiyelerine uyma zaruretine işaret ederek, Musul halkı evlerine geri dönmeleri ve IŞİD teröristlerinin nüfuzu konusunda uyanık olmaları gerektiğini belirtti.

Bundan önce de Irak milli koalisyon Başkanı Ammar Hekim de BM özel temsilcisi ile görüşmesinde uluslararası camiadan Irak’ın kurtarılan bölgelerinde yaşayan insanlara karşı ahlaki ve insani sorumluluklarını yerine getirmelerini istedi.

Geçen hafta Suriye gelişmeleri bu ülkede devam eden krizin çözümü yönünde düzenlenen Astana müzakerelerinin etkisi altında kaldı. Geçen hafta Astana’da Suriye barış müzakerelerinin beşinci turu düzenlendi. Müzakereler Suriye ordusu ve halk güçlerinin teröristlere karşı önemli zaferler ettiği bir sırada düzenlendi. Gerçekte Suriye ordusu ve direniş ekseninin stratejik Halep kentini silahlı teröristlerin elinden kurtarması Suriye’de tüm dengeleri hem siyaset ve hem askeri arenada değiştirdi ve bu ülkenin yaşadığı krize doğru yöneltti.

Suriye’de ilan edilen ateşkeslerin pekiştirilmesi ve tarafların arasında kalıcı barışın sağlanması için düzenlenen Astana müzakereleri aslında Suriye krizinin siyasi çözümünün temeli sayılır. Bu yüzden Astana zirvesi hala Suriye krizinin siyasi çözümünde etkili bir adım olarak gündemdedir.  Nitekim Astana müzakerelerinin yeni turu başlar başlamaz uluslararası arenada Suriye ateşkesi konusunda bazı anlaşmaların gerçekleşmesine şahit olundu. Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov Amerika ve Rusya liderleri Suriye’nin güneyinde ateşkes ilan edilmesi üzerine anlaşmaya vardıklarını açıkladı.

Geçen hafta bölgenin bir başka önemli gelişmesi, Bahreyn halkının zalim Halife rejiminin siyasi aktivistlere yönelik şiddetlenen cinayetlerine karşı itiraz seslerini yükseltmesiydi ki bu da kamuoyunda geniş yankısı oldu. Bahreyn’de siyasi tutuklular Halife rejimince en ağır biçimde işkence ediliyor ve bu yüzden bu tutuklular türlü yollardan mazlumiyet seslerini tüm dünyaya duyurmaya çalışıyor. Bu çerçevede siyasi tutukluların yeni bir greve başladığı anlaşılıyor.

Bahreyn’den gelen raporlar Halife rejimine bağlı güvenlik güçlerinin siyasi aktivistlere karşı tutumu kaygı verici boyutlara ulaştığını gösteriyor. Halife rejimi kendi halkına karşı en sert biçimde davranıyor ve siyasi aktivistlere yönelik tutuklamalar her geçen gün daha da geniş ve kaygı verici boyutlara ulaşıyor.

Raporlar bugün Bahreyn zindanlarında 4 bin kadar siyasi aktivistin yattığını gösteriyor. Halife rejimi Bahreyn halkının insan haklarını ihlal ederek ve halkın haklı taleplerini bastırarak bu ülkeyi büyük bir hapishaneye dönüştürdüğü ve bu yönde Suud rejiminin desteklerinden yararlandığı anlaşılıyor.