Ortadoğu gelişmeleri
Bültenimize ilk önce siyonist rejim İsrail’in sultacı ve yayılmacı politikaları ve bu yönde Filistinli bölgelerdeki hareketliliğinin etkisi altında kalan Filistin gelişmeleri ile başlıyoruz ve ardından Bahreyn, Irak, Mısır ve Lübnan gelişmelerini gözden geçireceğiz.
Geçen hafta Filistin gelişmeleri şiddetli bir şekilde siyonist rejimin yayılmacı politikalarının etkisi altında kaldı. Ancak bu durum Filistin milleti ve uluslararası camianın da sert itirazları ve tepkileri ile karşılaştı. Bu çerçevede bazı uluslararası çevreler işgal altındaki Filistin’de siyonist yerleşke inşaatının ivme kazandığı yönünde uyarılarda bulundu.
Bundan önce de BM güvenlik konseyi bir süre önce işgal altındaki Filistin topraklarında siyonistlerin yerleşke inşaatı illegal olduğunu açıklamıştı. Oysa eli kanlı rejim bu uyarıları dikkate almak yerine siyonist yerleşkelerin inşaatına ivme kazandırmanın yanında bir de Filistinli çeşitli bölgelerde ara duvarı inşaatını da arttırdığı gözleniyor.
Siyonist rejim ordusu bundan bir kaç ay önce Gazze şeridi ile işgal altındaki Filistin arasında yeryüzünde ve yeraltında kalın bir beton duvarın inşaatını başlattı. Gerçekte siyonist rejim son yıllarda Mısır sınırı, Suriye’nin işgal altında bulunan Golan tepeleri ve Ürdün ile işgal altındaki toprakların ortak sınırlarının bir bölümünde ara duvar inşa etmeyi gündemine almış bulunuyor. Irkçı ara duvarlar Tel aviv açısında bir nevi işgal altındaki toprakların sınırlarını belirlemeye de yarıyor ve bu yüzden siyonist rejim elebaşılarının işgal ettikleri toprakların sınırlarında utanç duvarını inşa etmeye başladığı anlaşılıyor. Ancak Tel aviv bu hareketi ile kendini bir nevi bu duvarların ortasında mahsur bıraktığı da gözleniyor.
Öte yandan işgalci rejim İsrail ırkçı duvarları inşa etmekle bir yandan ırkçılık temelindeki politikalarını gütmekten başka bir dizi sinsi hedefleri de gözetliyor. Filistinli bölgelere yönelik ablukaları ağırlaştırmak ve Filistinli bölgeleri işgal altındaki Filistin topraklarına ilhak ederek sultacı emellerini gütmek ve Filistin topraklarında işgalciliğini pekiştirmek, Tel aviv’in bu politika ile güttüğü bazı amaçlarıdır, ancak bu konu Filistin milletinin sert tepkileri ile karşılaşmaktadır.
Geçen hafta Bahreyn’de Halife rejimi baskıcı ve sultacı politikalarının devamında Daraz bölgesinde Şii Müslümanların Cuma namazını yine engelledi.
Gerçekte Halife rejimi Bahreyn halkına yönelik hasmane politikalarından bir türlü el çekmek istemiyor. Bilindiği üzere Daraz semti, Bahreynli büyük Şii alim Şeyh İsa Kasım’ın evinin bulunduğu bölgedir. Bu bölge aynı zamanda Şeyh Kasım’ın taraftarlarının onu korumak için düzenledikleri oturma eyleminin mekanı da sayılıyor. Oturma eylemi 2016’nın Haziran ayında ve Şeyh İsa Kasım’ın yargılanması ve ardından Bahreyn vatandaşlığından çıkarılması ve Şeyh Kasım’ın evinin kuşatma altına alınmasının ardından başladı. Şimdi ise yaklaşık bir yılı aşkın bir süredir Halife rejimi Bahreynli Şii Müslümanların en büyük Cuma namazının düzenlenmesini engelliyor.
Geçen Cuma günü yine Daraz bölgesinde yaşayan ve Cuma namazını kılmak üzere Şeyh Kasım’ın bulunduğu bölgeye gelen Müslümanlar Halife rejimi tarafından engellendi ve böylece Müslümanlar Cuma namazına katılamadıkları için protesto eylemi düzenledi.
Aslında Halife rejiminin kendi vatandaşlarına karşı baskıcı uygulamalarını sürdürmesi bu rejimin şiddet içeren mahiyetini tüm dünyanın gözleri önüne serdi. Halife rejimi kendi halkını barışçıl itirazlarına en sert biçimde karşılık veriyor, nitekim Bahreyn halkı ve alimlerin barışçıl protesto eylemlerinin en zalimane biçimde bastırılması, bu ülkenin Şii çoğunluğunun mazlumiyeti ve mahrumiyetinin doruk noktasını yansıtıyor.
Bahreyn’de Halife rejiminin baskıcı tutumu bu rejimin sadece Bahreyn halkının siyasi özgürlüklerini kısıtladığını göstermiyor, aynı zamanda bu insanların hatta dini özgürlüklerini ve özgürce ibadet hakkını da çiğnediğini ortaya koyuyor.
Halife rejiminin Bahreyn’de temel politikası bu ülkenin nüfusunun çoğunluğunu oluşturan Şii Müslümanlara yönelik şiddet uygulamak ve onları ezmeye yöneliktir. Halife rejimi ayrıca bu kesimin dini özgürlüklerine de en sert kısıtlamaları uyguluyor. Halife rejimi Şii Müslümanların camilerini yıkmak ve mukaddesatına saldırmakla bu insanları zalim saltanat rejimine karşı itirazlarını bastırmaya ve başlattıkları kıyamdan vazgeçirmeye çalışıyor. Ancak Halife rejiminin bu tür uygulamaları ve İslamî mukaddesata saldırıları ve saygısızlığı, Bahreyn halkını başlattıkları kıyamı sonuca ulaştırmakta daha da kararlı hale getirdiği anlaşılıyor.
Geçen hafta Irak’ta Tel Afer kentinin tekfirci IŞİD terör örgütünün işgalinden kurtarmak için geri sayım başladı. Bu çerçevede Haşed-ul Şaabi halk güçleri Sözcüsü Ahmet Esedi, Tel Afer operasyonuna Haşed-ul Şaabi’nin 20 bin gücü katılacağını açıkladı.
Sözcü Esedi ayrıca, Tel Afer’i kurtarma operasyonunun kesin tarihini Başbakan Haydar İbadi açıklayacağını kaydetti.
Tel Afer bölgesinde bulunan IŞİD teröristlerine değinen Haşed-ul Şaabi Sözcüsü Esedi, elde ettikleri istihbarata göre teröristlerin arasında ecnebilerin de bulunduğunu, fakat şimdilik kimlikleri tespit edilmediğini vurguladı.Esedi, Tel Afer operasyonu pek fazla sürmeyeceğini ve bu kent bir kaç hafta içinde kurtarılacağını ifade etti.
Haşed-ul Şaabi sözcüsü Ahmet Esedi açıklamasının devamında ayrıca Sadr hareketi lideri Muktada Sadr’ın Irak’ta silahların ancak Bağdat yönetiminin denetimi ve kontrolünde bulunması gerektiği yönündeki sözlerine işaret ederek, Haşed-ul Şaabi hareketi de Muktada Sadr’ın görüşünü onayladığını, ancak Haşed-ul Şaabi hareketinin Bağdat yönetiminin bir parçası olduğunu da unutmamak gerektiğini kaydetti.
Sözcü Esedi, Haşed-ul Şaabi kanununa işaretle bu kanun Irak parlamentosunda milletvekillerinin en az üçte ikisi olumlu oy kullandığı tek kanun olduğunu belirtti.
Tel Afer kenti Türkmenlerin yoğunlukta yaşadığı Irak kentlerinden biridir. Türkiye yönetimi ise şimdiye kadar bir çok kez Haşed-ul Şaabi güçlerinin bu kenti kurtarma operasyonuna katılması konusunda uyarıda bulundu.
Bu arada Irak Nuceba hareketi genel sekreteri Şeyh Ekrem Kaabi, Amerika’ya bu hareketin Irak ve Suriye’deki güçlerine saldırı izni vermeyeceklerini açıkladı.
Şeyh Kaabi, Amerika’nın bu harekete karşı saldırılarına en ezici şekilde karşılık vereceklerini vurguladı.
Nuceba hareketi Irak ve dünyada zulüm ile mücadele amacıyla kurulduğunu kaydeden Şeyh Kaabi, Amerika, Türkiye ve Arabistan’ın baskılarına rağmen Haşed-ul Şaabi hareketi Tel Afer’i kurtarma operasyonuna katılacağını ifade etti.
Şeyh Kaabi, teröristlerin hamileri Haşed-ul Şaabi’nin Tel Afer operasyonuna katılmasını engellemek istediklerini, zira IŞİD elebaşıları bu kentte saklandığını ve bu zümre onları kaçırmayı planladıklarını vurguladı.
Irak’ın Ninova eyaleti Arap aşiretlerin grubu resmi sözcüsü Muzahim Havit geçen hafta yaptığı açıklamada, Amerikalı askerlerin bir süredir Ninova eyaletinin Zamar bölgesine bağlı Kehriz köyü yakınlarında en büyük askeri üslerinin inşaat çalışmalarına başladıklarını belirtti. Sözcü Havit, Amerikalı askerler bu eyalette dört askeri üs daha inşa edeceklerini kaydetti.
Bu arada Irak halk güçleri Haşed-ul Şaabi, Amerika ve Türkiye gibi ecnebi ülkelerin Irak’ın çeşitli bölgelerini IŞİD işgalinden kurtarma operasyonuna katılmalarına karşı çıkıyor, zira bu ülkelerin varlığı pratikte teröristlerin işinin bitirilmesine engel oluşturuyor.
Geçen hafta bu kez Mısır topraklarından üç parçayı Kuveyt emirine sattığı ortaya çıkan Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi geniş çaplı itirazlarla karşılaştı. Mısır Cumhurbaşkanı Sisi imzaladığı bir kararla Mısır’ın Şarkiye eyaletinde üç bölgeyi Kuveyt emiri Şeyh Cabir Ahmet Sabah’a devretti. Görünen o ki bu satış Mısır Cumhurbaşkanı Sisi’nin geçen Mayıs ayında Kuveyt’e yaptığı ziyareti sırasında ve iki ülkenin çeşitli alanlarda işbirliğini takviye etme yönündeki anlaşmaları çerçevesinde gerçekleşti.
Sisi’nin kararı Mısır’ın resmi gazetesinde yayımlandı. Bu karar Mısır Cumhurbaşkanı Sisi’nin geçen sene Ekim ayında Bahreyn kralı Şeyh Hamd bin İsa Al-i Halife’ye de bir Mısırlı vatandaş gibi davranarak toprak satması ve buna göre Şermül Şeyh kentinin Nimet körfezinde bazı arsaları ve villaları Bahreyn kralına satması gibi bir durumdu.
Cumhurbaşkanı Sisi’nin Mısır topraklarından bazı arsaları satması, bundan önce Suud rejimine Kızıldeniz’de yer alan Tiran ve Sanafir adalarını 20 milyar dolar mali yardım karşılığında devretmesi Mısırlı çevrelerin sert itiraz ve tepkilerine yol açtığı bir sırada gündeme geliyor. Sisi’nin cumhurbaşkanlığı yetkisi kullanarak bu tür kararları vermesi, aslında son yıllarda iktisadi ağır krizden acı çeken ülkesini Fars körfezindeki Arap emirliklerin sermayelerini Mısır’a çekerek kurtarma yönünde çabaları şeklinde yorumlanıyor.
Mısır son otuz yılın en ağır enflasyonunu yaşıyor, öyle ki geçen Temmuz ayında bu ülkede enflasyon oranının %33 arttığı ifade edildi. Fars körfezinde yer alan Arap emirlikleri ise Mısır’ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi yönetimi devrildikten sonra şimdiye kadar Kahire yönetimine 20 milyar dolar yardım yaptığı ve bu yardımların başını da Arabistan çektiği belirtiliyor. Arabistan cari yılda Mısır’da 2.2 milyar dolar yatırım yaptığı ve bu rakamın geçen yıla oranla %46 artış kaydettiği belirtiliyor. Ancak bu ülkelerin mali yardımları karşılığında Mısır liderinden toprak talep etmesi Mısır kamuoyunun tepkileri ile karşılaştığı anlaşılıyor.
Geçen hafta Lübnan gelişmeleri de Lübnanlıların bu ülkede tekfirci teröristlere ağır darbe indirmeleri ve ülkenin tekfircilerin işgalinde bulunan bölgelerini kurtarmalarının etkisi altında kaldı.
Bu çerçevede Lübnan ordusu baş komutanı ülkenin doğusundaki yüksekliklerde IŞİD karşıtı operasyonun düğmesine bastı. Aslında Lübnan ordusu bu bölgeyi IŞİD işgalinden kurtarma operasyonunun hazırlıklarını geçen Çarşamba günü ve bazı stratejik noktaları ele geçirerek tamamlamıştı.
Hali hazırda Lübnan’ın doğusunda bazı yükseklikler üç yıldır tekfirci IŞİD terör örgütünün işgali altında bulunuyor.
Lübnan ordusunun ülkenin doğusunda IŞİD karşıtı operasyonu bundan önce Hizbullah hareketi Arsal bölgesini tekfirci el nusra cephesi terör örgütünün teröristlerinden temizlemesinin ardından başlıyor. Hizbullah hareketi geçtiğimiz günlerde üç yıldır el nusra cephesinin işgali altında bulunan Arsal ve Batı Kalemun yüksekliklerini kurtarma operasyonunu gerçekleştirdi ve sonunda bu bölgeleri el nusra teröristlerinden temizlemeyi başardı.
Lübnan gelişmeleri Beyrut yönetimi ve Hizbullah hareketi bu ülkeyi batının desteklediği ve beslediği tekfirci teröristlerden tamamen temizlemekte kararlı olduğunu ortaya koyuyor. Kuşkusuz Lübnan İslamî direnişinin Hizbullah liderliğinde Lübnan ordusunun yanında yer alması bu zaferlerde büyük etkisi olmuştur. Öte yandan bu zaferler Hizbullah hareketinin 33 günlük savaşta korsan İsrail’i bozguna uğrattığı günlere denk gelmesi de dikkatlerden kaçmadı.
Her halükarda Lübnan gelişmeleri Lübnan devleti direniş güçleri, ordu ve halk üçgeninin oluşturduğu altın savunma denklemi çerçevesinde batılıların siyonistlerle birlikte bu ülkeye karşı komplolarını bozguna uğrattığını gösteriyor.