Eylül 04, 2017 18:10 Europe/Istanbul

Bültenimizin başında ilkin Filistin gelişmelerine göz atmak istiyoruz.

Filistin gelişmeleri geçen hafta yine korsan rejim İsrail’in Mescid-i Aksa’ya yönelik kışkırtıcı hareketleri ve yine Beytulmukaddes ve diğer Filistinli bölgelerde sultacı uygulamalarının etkisi altındaydı.

Bültenimizin devamında Irak, Yemen ve Baheryn gibi diğer krizzede bölgelere kısaca göz atacağız.

Geçen hafta Filistinli yetkililer siyonist rejim Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun Batı şeria'da siyonist yerleşke inşaatını sürdürmeye yönelik yükümlü olduğunu açıklamasını ve siyonist parlamento üyelerine Mescid-i Aksa’ya saldırmalarına izin vermesini şiddetle kınadı.

Geçen hafta aralarında Likud partisinin de bulunduğu bazı siyonist siyasi partilerin üyelerinin de bulunduğu bazı parlamenterler Salı günü korsan İsrail polis teşkilatına bağlı özel kuvvetlerin sıkı koruması altında Babul Muğarebe kapısından Mescid-i Aksa’ girerek bu kutsal İslamî mekana karşı saygısızlıkta bulundular. Oysa 1994 yılında siyonist rejimle Ürdün arasında imzalanan bir anlaşmaya göre siyonistlerin Mescid-i Aksa avlusuna girmeleri yasaklanmış ve bu kutsal mekanın yönetimi de Beytulmukaddes başmütfülüğüne devredilmişti

Bu arada siyonist rejim parlamentosunun Arap üyelerinden Ahmet Tayyibi, Başbakan Netanyahu ne zaman bir skandala imza atarsa veya iç arenada bazı krizlerle karşılaşırsa, bu tür kararlarla gözleri bu skandallardan veya krizlerden saptırmaya çalıştığını ve her siyasi krizde, sorgulanmada veya mali fesat ifşaatında Netanyahu bu tür gerginlik yaratan kararları ile dikkatleri bu tür rezilliklerinden uzaklaştırmaya çalıştığını belirtti.

Filistinli gruplar da siyonist rejimin parlamentonun Yahudi üyelerinin Mescid-i Aksa avlusuna girme yasağını kaldırma kararını Tel aviv’in Mescid-i Aksa’yı mekan bakımından ikiye bölme çabasının doğrultusunda değerlendirdi.

Korsan İsrail Başbakanı Netanyahu geçen hafta ayrıca bu rejimin Filistinli bölgelerde işgalciliğini sürdüreceğine vurgu yaparak siyonistler ebediyen Batı şeriada kalacğaını ve yerleşke inşaatına da devam edeceklerini açıkladı.

Aslında eli kanlı rejimin Filistinli bölgelere yönelik yayılmacı ve sultacı politikaları tam da Amerika Başkanı Donald Trump’ın damadı Kuşner’in başkanlığındaki Amerikalı bir heyetin işgal altındaki Filistin topraklarına gelerek siyonist rejim Başbakanı Netanyahu ile görüştüğü bir sırada şiddetlenmeye başladı.

Amerikalı heyet 24 Ağustos 2017’de işgal altındaki Filistin’e geldi. Bu arada Kuşner’in Yahudi kimliği, İsrail’in çıkarlarını temin etmeye bağlı kalmasına ve bu rejimin baş hamilerinden biri olarak tanımasına sebebiyet verdiği anlaşılıyor.

Filistinli gruplar Amerika devleti sadece korsan İsrail’in çıkarlarını gözetlediğini ve bu yüzden Tel aviv’e siyonist yerleşke inşaatını durdurması yönünde hiç bir baskı uygulamadığı gibi hatta Donald Trump Başkan olduğu günden beri yerleşke inşaatı %70 artış kaydettiğini belirtiyor. Nitekim Donald Trump da bizzat Amerika yönetimi İsrail’in Beytulmukaddes’e yönelik sultacı politikalarında Tel aviv’in yanında yer aldığını belirtmiş ve hatta Amerika’nın Tel aviv büyükelçiliğini Beytulmukaddes’e taşıma sözü vermiştir. Bu konu siyonist rejimi Kudüs’e yönelik sultacı politikalarında daha da küstahlaştırırken, şimdi de Amerikalı heyetlerin ziyareti sırasında Filistin milletine yönelik kışkırtıcı ve sultacı uygulamalarını şiddetlendirmesi bu çerçevede değerlendiriliyor.

Şimdi Irak’a geçiyoruz. Geçen hafta Irak Başbakanı ve Irak silahlı kuvvetleri başkomutanı Haydar İbadi bir bildiri yayımlayarak resmen Tel Afer ve Ayaziye’nin tekfirci IŞİD terör  örgütünün işgalinden kurtuluşunu ilan etti. Bildiride, Tel Afer’in kurtuluşu ile birlikte Ninova eyaleti tamamen tekfirci IŞİD terör örgütünün işgalinden kurtulduğu ve bu eyalet şimdi özgürlüğüne kavuşan bölge sayıldığı kaydedildi.

Tel Afer Irak’ın Ninova eyaletinin Türkiye ve Suriye sınırlarına yakın en büyük ilçesidir. Son dönemde IŞİD Suriye’de direniş ekseninin ağır baskısı altında bulunduğu ve her defa sıkıştığında Türkiye üzerinden güç topladığından, şimdi Tel Afer’in kurtuluşu ile birlikte teröristlerin bu bölgede bağlantıları tamamen kesildiği ve artık Suriye ve Türkiye üzerinden ihtiyaç duyduğu insan gücünü temin edemediği anlaşılıyor.

Gözlemciler Irak’ın Ninova eyaleti tamamen tekfirci IŞİD terör örgütünün işgalinden kurtarıldıktan sonra Iraklı güçlerin dikkati Kerkük eyaletinde IŞİD’in işgalinde bulunan Hevice kenti ve çevresine ve yine Anbar eyaletinde bazı çöllük alanlarına yöneldiğini belirtiyor.

Öte yandan Irak ordusu ve Haşed-ul Şaabi güçlerinin geçtiğimiz günlerde IŞİD’e karşı zaferleri de kamuoyunda geniş yankı bulduğu anlaşılıyor.

Ninova eyaletinin batısında yer alan Tel Afer kentini kurtarma operasyonu 20 Ağustos 2017’de başladı ve bir hafta sonra bu kent IŞİD teröristlerinin işgalinden kurtarıldı.

Tel Afer kenti, Haziran 2014’te Iraklı Kürt peşmergelerin bu bölgeden geri çekilmesinin ardından IŞİD’in eline geçti. Bu kent geçen yılın sonbahar aylarında Musul’u kurtarma operasyonu başlar başlamaz, Haşed-ul Şaabi güçleri tarafından abluka altına alındı ve abluka, geçen gün IŞİD işgalinden tamamen kurtarılıncaya kadar da devam etti.

Gerçekte Tel Afer’in kurtuluşu, Iraklı güçlerin ülkelerinde tekfirci IŞİD terör örgütü ile mücadelelerini sürdürmekte ve Irak topraklarını bu şom mahlukların varlığından tamamen temizlemekte kararlı olduğunu gösteriyor.

Bilindiği üzere Musul’un IŞİD işgalinden kurtuluşu Iraklı güçlerin tekfirci teröristlerle mücadelelerinde önemli bir dönüm noktasıydı ve onlara teröristlerle mücadelede ayrı bir moral kazandırdı. Şimdi de Haşed-ul Şaabi güçlerinin katılımı ile gerçekleşen Tel Afer operasyonu ve ayrıca Irak’ta her türlü terör karşıtı operasyonun Haşed-ul Şaabi güçlerinin katılımı ile düzenlenmesi, iç arenada bazı şaibeli akımların ve ecnebilere bağlı grupların bazı ecnebi müdahaleci devletlerle birlikte Haşed-ul Şaabi hareketine karşı yürüttükleri provokasyon ve karalama kampanyalarının bozguna uğradığının işaretidir. Bu zümre yürüttükleri kampanya ile Haşed-ul Şaabi hareketini silmek ve böylece IŞİD ile mücadele eden gücü zayıflatmak istiyordu.

Gerçekte Irak’ta Haşed-ul Şaabi hareketinin tekfirci IŞİD terör örgütüne karşı düzenlenen operasyonlara katılması yönünde uygulanan baskılar ve bu hareketi silmek için zemin hazırlama gayretleri, Haşed-ul Şaabi hareketi Irak’ta tamamen yasal bir teşekkül olduğu halde gündeme geliyor. Haşed-ul Şaabi halk hareketi Iraklı çeşitli gruplardan oluşan bir harekettir. Bu hareket Iraklı Şii alim Ayetullah Ali Sistan’nin talebi üzerine ve Musul kenti IŞİD’in eline geçmesi ile birlikte 10 Haziran 2014’te kurulan bir harekettir.

Öte yandan Irak parlamentosu 26 Kasım 2016 tarihinde oy çoğunluğu ile Haşed-ul Şaabi hareketini Irak silahlı kuvvetlerinin bir parçası ilan etti. Nitekim şimdi de Haşed-ul Şaabi hareketinin IŞİD’e karşı düzenlenen çeşitli operasyonlara katılması bu hareketin Irak’ın savunma alanında yasal konumunu pekiştirdiğini ortaya koyuyor.

Bu arada Irak silahlı güçlerinin tekfirci IŞİD terör örgütüne karşı zaferleri de örgütün bu ülkede tamamen yok edilmesi için geri sayımın başladığını gösteriyor. Bu gelişmeler aynı zamanda, Irak Başbakanı Haydar İbadi’nin 2017 yılını IŞİD’in Irak’ta sonu olacağı yönündeki öngörüsünün doğru bir tahmin olduğunun işareti sayılır.

Geçen hafta Amerika’nın Newyork Times gazetesi Yemen topraklarında işlenen ve her geçen gün daha korkunç boyutlara ulaşan cinayetleri ele aldığı raporunda Amerika ve Suud rejimi Yemen’de işledikleri cinayetlerle ilgili raporların yayımlanmasını engellemeye çalıştıklarını yazdı.

Amerikalı gazete raporunda Yemen savaşından bazı görüntülere yer vererek, Amerika ve İngiltere, Yemen’de işlenen savaş suçlarında Arabistan rejiminin ortakları olduğunu belirtti.

Gerçekte Arabistan’ın Yemen’de işlediği cinayetlere ve Amerika ve Batı’nın müdahaleci devletler ve Ortadoğu bölgesinde komploları ve savaşları yöneten odaklar olarak Arabistan rejimine Yemen cinayetlerine ortaklık etmelerine yönelik itiraz dalgalarının Batılı medya organlarına kadar yayılması, uluslararası camianın Suud hanedanı ve Batı’nın mazlum Yemen milletine karşı işledikleri organize suçlara ve savaş suçlarına yönelik kin ve nefret duygusunun derinliğini yansıtmaktadır.

Suud rejimi ve müttefiklerinin Yemen topraklarına saldırıları bu ülkenin altyapılarını yok ederken, yoksulluk ve epidemik hastalıkların da yaygınlaşmasına sebebiyet verdi. İnsan hakları gözetleme örgütü şimdiye kadar bir çok kez Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya ve diğer bazı Batılı devletlerden Arabistan’ın Yemen’e dayattığı savaş ve düzenledikleri kanlı saldırıları araştırılana kadar bu ülkeye silah satmayı askıya almalarını istedi. Ancak bu ülkeler şimdiye kadar bu talebi umursamadı. Uluslararası çalışma örgütünün Yemen temsilcisi Ali Dahak ise BM’nin Yemen’de insan hakları ihlalleri ve Suud rejiminin işlediği cinayetleri araştırmak üzere gerçekleri araştırma komisyonu kurmaya çalıştığını açıkladı.

Yemen beşeri durum açısından dünyanın en kötü krizini yaşıyor ve Suud rejiminin savaş çığırtkanlığını sürdürmesi ve Amerika ve Batılı dostlarının askeri yardımları yüzünden tamamen yok olmaya doğru sürükleniyor. Öte yandan sözde insan haklarını savunduklarını iddia eden Batılı devletlerin Yemen savaşında Suud rejimi ve başını çektiği ittifakı desteklemesi de Yemen topraklarını beşeriyete kaşı suç, savaş suçu, gıda maddeleri güvenliği krizinden oluşan bir sergiye dönüştürdüğü anlaşılıyor. Bugün mazlum ve masum Yemen halkı Arabistan’ın savaş çığırtkanlığı yüzünden her gün hayatını kaybediyor ve sağlık hizmetleri ve gıda maddeleri yokluğu yüzünden dünya halkının gözü önünde bir bir hayata gözlerini yumuyor. Yemen’in bu durumu BM güvenlik konseyinin dünyanın en kronik ve en vahim krizi karşısında duyarsızlığını ve pasifliğini açıkça gözler önüne seriyor.

Aslında BM insani işler sorumlusunun Yemen resmen tam çöküş noktasına doğru gittiğini itiraf etmesi de bu yetkilinin BM güvenlik konseyinin Yemen krizine karşı tutumundan tamamen umudunu kestiğini ortaya koyuyor. Çünkü aslında güvenlik konseyi, bazı üyeleri Suud rejimine Yemen milletine karşı kullanılmak üzere en gelişmiş silahları satarak Suud hanedanının cinayetlerine ortak olan bir konseydir. Nitekim Amerika ve Arabistan arasında 100 milyar dolar değerinde silah anlaşması imzalanması ve ardından ABD Başkanı Donald Trump ve Suud rejiminin elebaşı Salman’ın kılıç dansı yapması da resmen insan hakları ile alay etmektir. Bu caniler Mart 2015’ten beri Yemen milletine kan kusturmaktadır.

Geçen hafta Bahreyn rejimine bağlı güvenlik güçleri bu ülkenin manevi şii lideri Ayetullah Şeyh İsa Kasım’ın evini kuşatmayı sürdürdü. Haber kaynakları Şeyh İsa Kasım’ın evine yönelik kuşatmanın yüzüncü gününü geride bıraktığını yazdı.

Bahreynli aktivistler ise sosyal paylaşım sitelerinde yayımladıkları görüntülerde güvenlik güçlerinin Şeyh İsa Kasım’ın evinin çevresini bir kaç zırhlı araçla sardıklarını gösterdi.

Halife rejimine bağlı güvenlik güçleri geçen 23 Mayıs tarihinde Şeyh İsa Kasım’ın evinin bulunduğu Daraz bölgesine baskın düzenleyerek burada oturma eylemi düzenleyenleri dağıttı. Bu operasyonda beş eylemci şehit düştü bir kaç kişi de yaralandı. Operasyonda ayrıca 300 eylemci de gözaltına alındı.

Halife rejiminin bu cinayetinin üzerinden geçen yüz günde ise Ayetullah İsa Kasım ev hapsinde tutulmaya ve evine yönelik kuşatma devam ediyor. Bu arada Bahreyn savcısı da Seyyid Muhidden Meşal’e yönelik mesnetsiz suçlar yönelterek onu yargılanmak üzere mahkemeye sevketti.

Halife rejimi Bahreynli Şii alimlere karşı geniş bir operasyon başlattığı ve bu tür operasyonların özellikle Ayetullah Şeyh İsa Kasım vatandaşlıktan çıkarıldığı günden sonra şiddetlendiği gözleniyor.

Şimdi de Halife rejimine bağlı askerlerin Ayetullah İsa Kasım’ın evine düzenlediği baskının üzerinden yüz gün geçtiği helde Ayetullah Kasım’ın durumundan haber alınamıyor ve Bahreyn halkı ve İslam dünyasının kamuoyu büyük bir kaygı ile bu ülkenin gelişmelerini izliyor.

Bahreynli inkılapçı vatandaşları vatandaşlıktan çıkarma ve Halife rejiminin gözetlediği ecnebilere vatandaşlık hakkı tanıması tamamen siyasi saikli bir uygulamadır. Halife rejimi bu uygulama ile bu ülkenin nüfus yapısını kendi çıkarları doğrultusunda değiştirmeye çalışıyor.

Halife rejimi ayrıca bu ülkenin dini ve siyasi muhalif liderleri de arenadan uzaklaştırarak halkın itiraz sesini susturmaya çalışıyor. Bu uygulamalar, Bahreyn rejimi halkın kıyamını bastırmak için her türlü uygulamayı mübah gördüğünü ve muhalifleri her ne pahasına olursa olsun bastırmak istediğini gösteriyor. Ancak ne var ki tüm bu uygulamalar, tutuklamalar, hapse atmalar ve işkenceler Bahreyn halkını haklı taleplerinden vazgeçirmeye yetmemiştir.