Ekim 04, 2017 20:16 Europe/Istanbul

Geçen hafta Kuzey Irak’ta illegal referandum düzenlenmesi, Filistinlilerin milli barış meselesi ve Filistin’in interpole üyeliği ile uluslararası konumunun gelişmesi, Arabistan kralı Salman’ın bu ülkede kadınlara şartlı olarak araç kullanmalarına izin vermesi, ABD’nin başını çektiği sözde IŞİD karşıtı ittifakın Suriye milletine karşı artan cinayetlerine ve teröristleri kaçırmaya yönelik itirazların yükselmesi, Ortadoğu bölgesinin en önemli gelişmeleriydi.

Geçen hafta tüm iç ve dış muhalefetlere rağmen Kuzey Irak yerel yönetimi bu bölgenin Irak’tan ayrılması için 25 Eylül 2017’de bir referandum düzenledi. Oysa bu referandum tamamen korku, tehdit, panik, şike ve tamamen yönetilen bir referandumdu ve referandumu düzenleyenler katılımcı sayısını yüksek göstermeye ve ayrıca sonucunu da yönlendirmeye çalıştı. Kuzey Irak yerel yönetimi yetkilileri provokatif propagandaları ile bölge halkının ayrılma referandumuna katılım oranını gerçek katılım oranından çok daha yüksek göstermeye çalıştılar.

Ancak tüm işaretler bu illegal referandumun ve sonuçlarının tamamen Erbil yönetiminin dehşet ortamı oluşturmaya çalışmasına karşın Kuzey Irak’ta yaşayan Iraklı kürtlerin duyarsızlığı ile karşılaştığı gözleniyor. Bu çerçevede Irak Başbakanı Haydar ibadi, Erbil yetkilileri Iraklı Kürt vatandaşları tehditle sandıkların başına getirdiğini ifşa etti. Irak medyası da peşmerge güçleri Iraklı kürtlerin referanduma katılmadıkları takdirde zorla göç ettirileceklerini duyurdu

Öte yandan çeşitli medya organları Kuzey Irak’ta düzenlenen illegal referanduma çok hile karıştığını duyurdu. Bu raporlara göre bölgede ve uluslararası arenalarda kesin muhalefetle karşılaşan bu illegal referandumda çok sayıda ölünün kimlik kartı ile oy kullanıldı. Yine raporlarda bölgede yaşayan başka azınlıkların da zorla sandıkların başına getirildiği belirtildi.

Iraklı bazı Kürt kaynaklar Kuzey Irak yerel yönetimi İspanyol bir firmaya 500 milyon dolar ödeyerek seçim programını satın aldığını ve böylece referandum sonuçlarını istedikleri gibi değiştirerek olumsuz oyları da olumlu oyların hesabına saydıklarını ifşa etti.

Kuzey Irak’ta muhalefet konumunda olan Goran partisi üyelerinden Kave Muhammedan demokrat partinin önceki seçimlere de yerel parlamentoda daha fazla milletvekili sahibi olmak için hile karıştırdığını hatırlatarak söz konusu partinin Kuzey Irak’ın ayrılma referandumunun sonuçlarını da önceki seçimlerde olduğu gibi değiştirmesi beklenen bir durum olduğunu belirtti.

Irak’ın devrik lideri Saddam’ın mahkemesinin yargıcı Münir Haddad da Goran partisindeki kaynaklarından naklen Kerkük ve Süleymaniye eyaletlerinde referanduma katılım oranı %20’yi geçmediğini açıkladı.

Öte yandan Kuzey Irak’ta illegal referandumun ardından hem iç arenada hem bölgede ve hem uluslararası arenalarda Kuzey Irak yerel yönetimine tepkiler yağmaya başladı. Gerçi Kuzey Irak yerel yönetimi lideri Mesut Barzani illegal referandumun evet sonucunun uygulanmasına ısrar ediyor, ancak görünen o ki iç ve dış baskılar Barzani’nin hevesinin gerçekleşmesine mani oluyor. Gerçekte tamamen Mesut Barzani’nin kişisel istekleri ve saikleri doğrultusunda ve siyonistlerin teşvikleri ile düzenlenen ayrılma referandumu, üniter Irak’ın düşmanlarına bu ülkeyi parçalama yönünde bir fırsat oluşturuyor. Ancak Irak’ta ve özellikle kuzeyinde yaşanacak güvensizlik hiç kuşkusuz bölgenin güvenliğini de tehlikeye atacaktır.

Geçen hafta Filistin gelişmeleri Filistinli grupların milli barış süreci ve ayrıca Filistinlilerin interpole katılarak uluslararası arenada yeni bir başarıya daha imza atmalarının etkisi altında kaldı.

Bu bağlamda milli vefak hükümeti, Gazze şeridinde sorumluluklarını üstlenmeye başladı. Milli vefak hükümeti güzergahların işlerini takip etmek ve devlet erkanlarının güvenliğini sağlamak ve ayrıca iç çatlağın sonuçlarını araştırmak üzere bakanlıklar düzeyinde komisyonlar kurma kararı aldı. Milli vefak hükümetinden bir heyet Filistin özerk teşkilat lideri Mahmut Abbas’ın kararı üzerine sorumluluklarını üstlenmek üzere Gazze şeridine gelecek.

Gerçekte Filistinli grupların arasında siyonist rejim İsrail ve hamilerinin Filistin milletine karşı komploları ve tehditleri sürdüğü bir sırada dayanışmaları kaçınılmaz bir zarurettir. Bu durumun gerçekleşmesi ise hiç kuşkusuz Filistinlilerin siyonist düşman karşısında gücünü takviye edecek ve Filistin ülküsünü daha güçlü bir şekilde takip etmelerine katkı sağlayacaktır.

Bu yüzden yaklaşık üç yıldan beri Filistinlilerin milli vefak hükümetinin kurulması Filistinli grupların milli barışı ve vahdeti yönünde bir dönüm noktası sayılır. Bu şartlarda Filistin direnişinin siyonist rejim karşısında Filistinlilerin milli barışı ekseninde direnişinin artması da bu süreci her türlü komplodan koruyacak ve Filistinlilerin Filistin ülküsüne ulaşma yönündeki yol haritalarının karşısında da aydın bir ufuk açacaktır. Nitekim Filistin milli barışının Filistinlilerin işgalci siyonistlere karşı yeni tur şehadet eylemleri ile eşzamanlı olması Filistinlilerin Filistin ülküsüne doğru yol haritasında siyasi ve askeri alanlarda da yeni gelişmelerin yaşandığını göstermektedir.

Filistin’de yaşanan bir başka gelişme, Filistin’in uluslararası kurum ve kuruluşlara üyelik sürecinin ivme kazanmasıdır. Bu kez korsan İsrail ve ABD’nin tüm sabotajlarına rağmen Filistin’in interpol üyeliği kabul edildi. İnterpol genel kurulunda yapılan oylamada Filistin bu teşkilatın üyesi oldu.

Bu habere tepki gösteren İsrail’in Yediot Aharonot gazetesi Filistin’in interpol üyeliği son aylarda Amerika ve Tel aviv’in bu gelişmeyi engelleme çabalarının boşa çıktığının işareti olduğunu yazdı.

Şimdi Filistin’in bu uluslararası teşkilata üyeliği onlara siyonist siyasi ve askeri yetkililerin aleyhinde suç duyurusunda bulunma hakkı kazandıracak.

Bilindiği üzere interpol, uluslararası polis teşkilatının kısaltılmış adıdır. Bu teşkilat uluslararası suçlularla mücadele etmek ve üye ülkelerde genel güvenliği temin etmek amacı ile 1923 yılında Viyana’da kuruldu. Şimdi ise bu teşkilatın merkezi Fransa’nın Lion kentinde bulunuyor. İnterpol teşkilatının esas amacı üye ülkelerin polis teşkilatları arasında işbirliğini sağlamak ve bu ülkelerin yargı kurumlarını uluslararası suçlar ve suçlularla mücadelede koordineli hale getirmektir.

Filistin’in interpol üyeliği, 2015 yılının başında uluslararası Lahey adalet divanına üyeliği ile İsrail’in cinayetleri hakkında uluslararası düzende yasal hak elde ettiği ve siyonist suçlulara karşı İsrail dışında operasyonlara katılma hakkı kazanması ve ayrıca İsrail’in terörü ile mücadele yetkisi  kazanması gibi imtiyazlar elde ettiği bir sırada gündeme geliyor. Bu şartlarda Filistin’in interpol teşkilatına kabul edilmesi hem bu yöndeki uygulamalarda elini güçlendirecek, hem de Filistin polisinin maharetlerini arttırma yönünde interpol eğitimlerinden yararlanabilecek.

Geçen hafta bölgede kamuoyunun dikkatini çeken bir başka konu, Amerika’nın sözde IŞİD karşıtı kurduğu ittifakın Suriye’de artan cinayetleriydi.

Suriye Dışişleri Bakanlığı BM ve güvenlik konseyine iki mektup göndererek bu teşkilattan Amerika elebaşılığındaki ittifakın Suriye’de işlenen cinayetleri durdurmasını istedi.

Amerika ve bir kaç müttefik ülkesi Ağustos 2014’te tekfirci IŞİD terör örgütü ile mücadele bahanesi ile BM çerçevesinde ve Suriye devleti ile koordinasyon yapmaksızın bir ittifak kurdular. Oysa resmi raporlara göre Amerika, Batılı ve Arap müttefikleri tekfirci IŞİD terör örgütünün en esas hamileri sayılıyor.

Suriye krizi 2011 yılında Arabistan, Amerika ve müttefiklerinin desteklediği teröristlerin geniş çaplı saldırıları ile başladı. Bu saldırıların amacı Beşar Esad’ın yasal yönetimini devirmekti. Ancak Suriye son yıllarda teröristlere destek veren Amerika elebaşılığındaki ittifakın sürekli askeri saldırılarına maruz kaldı. Bu çerçevesinde son aylarda ve özellikle Amerika’da Donald Trump beyaz saraya girdikten sonra Amerika’nın başını çektiği terör hamisi ittifakın Suriye milletine yönelik cinayetleri artarak Amerikalı yetkililerin ve müttefiklerinin terörle mücadele iddialarının boş olduğunu ortaya koydu.

Gerçekte Suriye’de hükümete bağlı güçler ve halk kesimleri tam da teröristler bu ülkede sürekli yenilgiye uğrayarak yok olma eşiğine geldikleri bir sırada Amerika ve müttefiklerinin saldırılarına uğruyor. Amerikalı yetkililer bu tür askeri hareketlerle teröristlerin Suriye’de nihai hezimetini önlemeye çalışıyor. Ancak burada üzerinde durulması gereken nokta, Amerika’nın BM izni olmaksızın sözde terörle mücadele kalıbında yaptığı askeri müdahaleler daha da kamuoyunun dikkatini Amerika’nın uluslararası ilişkilerde başına buyruk hareket ettiğine çektiği gözleniyor. Nitekim Amerikalı yetkililerin BM güvenlik konseyinin izni olmaksızın Suriye’de IŞİD ile mücadele için ittifak kurma bidati de uluslararası barış ve güvenliği ciddi derecede tehdit ettiği gözleniyor.

Geçen hafta medyanın ilgisini çeken bir başka gelişme Arabistan’la ilgiliydi. Bu gelişme Arabistan’da özellikle kadınlar başta olmak üzere çeşitli halk kesimlerinin sosyal haklarının ne denli derinlemesine çiğnendiğini gösterdi. Konu Arabistan kralı Salman’ın Arabistanlı kadınlara şartlı olarak araç kullanmalarına izin vermesiydi.

Arabistan kralı Salman sonunda bir ferman yayımlayarak kadınlara şartlı olarak ehliyet verilmesine izin verdi. Kral Salman’ın bu yöndeki fermanı 10 ay sonra yürürlüğe giriyor.

Arabistan dünyada kadınların araç kullanması yasak olan tek ülkesidir. Bu kısıtlama 1967 yılından beri uygulanıyor.

Aslında Arabistan’da kadınlar bir çok temel haklarından mahrum sayılıyor. Arabistan yasalarına göre bir kadın yalnız seyahat edemiyor, mali işlem yapamıyor, eşinin veya bir yakınının izni olmaksızın hekime gidemiyor.

İnsan hakları örgütleri şimdiye kadar bir çok kez Arabistan rejimini kadınlara yönelik bu tür insanlık dışı uygulamalarından ötürü eleştirdi.

Arabistan’da kadınların araç kullanması yasaktır ve bu yasağa uymayan kadınlar hapis, kırbaç ve para cezası gibi cezalara çarptırılır.

2011 yılında Arabistanlı kadınlar bu yasağa karşı bir kampanya başlattılar ve 2013 yılında Minal Şerif ilk Arabistanlı kadın olarak bu kampanya sırasında direksiyonun başına geçti ve bu olaydan çekilen görüntüler internet ortamında büyük yankı uyandırdı. Gerçi bu kadın bir süre sonra Arabistan polisi tarafından yakalandı ve yurt dışına sürgün edildi.

Aslında Arabistan’da bir tek kadınlar değil, diğer vatandaşlar da vatandaşlık hakları bakımından pek uygun şartlar altında yaşamıyor, zira bu ülkede demokrasi simgeleri olan seçim, siyasi parti, sendika ve basın özgürlüğü yoktur. Oysa Arabistan BM üyesidir ve uluslararası yasalara ve konvansiyonlara uyması gerekir. Fakat bu rejim şimdiye kadar insan hakları ile ilgili hiç bir konvansiyona uymamıştır.

Öte yandan BM de beşeriyet karşıtı Suud rejimine karşı sürekli geri adım atarak bu rejimin ne olduğunu bilmediği insan hakları teşekküllerine üye olmasını sağlamış, ancak bu yüzden de uluslararası arenalarda eleştirilerle karşılaşmıştır. Bu çerçevede Arabistan’ın BM kadın makamı komisyonu üyeliğine seçilmesi en son insan hakları örgütlerini çileden çıkaran BM’nin haksız uygulaması olmuştur.