Ekim 18, 2017 15:45 Europe/Istanbul

El-Ahzab suresinin 55 ila 58. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.

EL-AHZAB suresinin 55. ayeti

 

لَا جُنَاحَ عَلَیْهِنَّ فِی آَبَائِهِنَّ وَلَا أَبْنَائِهِنَّ وَلَا إِخْوَانِهِنَّ وَلَا أَبْنَاءِ إِخْوَانِهِنَّ وَلَا أَبْنَاءِ أَخَوَاتِهِنَّ وَلَا نِسَائِهِنَّ وَلَا مَا مَلَکَتْ أَیْمَانُهُنَّ وَاتَّقِینَ اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ کَانَ عَلَى کُلِّ شَیْءٍ شَهِیدًا (33:55)

 

Yani:

Onlara (Peygamber'in hanımlarına), babaları, oğulları, kardeşleri, kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kadınları (mümin kadınlar) ve ellerinin altında bulunan câriyelerinden dolayı bir günah yoktur. (Ey Peygamber hanımları!) Allah'tan korkun; şüphesiz Allah, her şeye şahittir.

 

Geçen bölümde namahremin huzurunda hicab hükmüne değindik. Bu ayet birbirine mahrem olan ve aralarında kan bağı dolaysıyla akrabalık söz konusu olan insanlara işaret ederek şöyle buyurmakta:

Ailenin baba, kardeş ve erkek evlat gibi fertleri kızına, kız kardeşine ve annesine mahremdir. Bir sonraki mertebede kız kardeş ve erkek kardeşin evlatları amca ve teyzelerine mahremdir, böylece kızlar ve kadınlar aile içindeki ilişkilerde sıkıntı ve zorlukla karşılaşmaz.

Müslüman kadın yabancı erkeklerin dışında, kafirlerin kadınları veya hizmetçi kadınların önünde de uygun kıyafet seçmelidir, zira onlar müslüman kadından gördüklerini kocalarına veya başka yabancı erkeklere anlatabilir. Kuşkusuz bu tür ahkamın amacı, kadını ahlakî fesattan korumaktır. Bundan başka insanlar dış görünüşünün yanı sıra, iç takvasını da geliştirerek günaha bulaşmama zeminini güçlendirmelidir.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

 

1 – İslam ahkamı insanı zahmete sokmaz veya boş yere kısıtlamaz. Birlikte aynı evi paylaşan aile fertleri birbirine mahremdir, ancak yabancıların karşısında hicabı korumak da vaciptir.

2 – Ailevi ve sosyal ilişkilerde ister karşımızdaki insan mahrem olsun, ister namahrem olsun, ilişki takva ve iffet temeline dayanmalıdır. Hicab hükmü de bu temelin üzerinde inşa edilmiştir.

 

EL-AHZAB suresinin 56. Ayeti:

 

إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِکَتَهُ یُصَلُّونَ عَلَى النَّبِیِّ یَا أَیُّهَا الَّذِینَ آَمَنُوا صَلُّوا عَلَیْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِیمًا (33:56)

 

Yani:

Allah ve melekleri, Peygamber'e çok salevât getirirler. Ey müminler! Siz de ona salevât getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin.

 

Bu ve bundan sonraki iki ayet, İslam Peygamberi –s– ve mümin insanların hürmetinin korunmasına vurgu yaparken, iman ehli olanlardan, onların hidayete ve saadete erme vesilesi olan Allah Resulü’ne –s– sürekli selam ve salevat getirmelerini ve o hazretin emirlerine itaat etmelerini istiyor.

Ancak bu emirden önce Allah teala şöyle buyurmakta: Ben ve meleklerim de peygambere salevat getiriyor ve onun risalet görevini yerine getirme uğruna sarf ettiği çaba ve emeği takdirle karşılıyoruz. Peygamberim sizi hidayete erdirmekte çok hırslıydı ve sizden hiç bir karşılık beklemeksizin tüm çabasını ve gücünü bu yolda harcadı. O zaman siz de ona saygı gösterin ve adını zikrederken selam verin ve salevat getirin.

Rivayetlere göre sahabe Allah Resulü’nden –s– o hazrete nasıl salevat getireceklerini sordu. Resulullah –s– şöyle buyurdu: Bana şöyle selam ve salevat getirin:

اللهم صل علی محمد و علی آل محمد کما صلیت علی ابراهیم انک حمید مجید. اللهم بارک علی محمد و آل محمد کما بارکت علی ابراهیم و آل ابراهیم انک حمید مجید

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

 

1 – Yüce Allah ve melekleri Resulullah efendimizin –s– emeklerini takdir etmek üzere ona selam veriyor ve salevat getiriyorsa, bizler o hazretin izleyenleri olarak bu büyük insanın çabaları ve emekleri ve fedakarlıklarının kıymetini bilmeli ve hem selam vermek ve hem pratikte itaat etmekle görevimizi yerine getirmeliyiz.

2 – Büyüklerimize yönelik sırf kalbî sevgi yeterli değildir. Onlara olan sevgi ve saygımızı pratikte de ifade etmeliyiz.

 

EL-AHZAB suresinin 57 ve 58. Ayetleri:

 

إِنَّ الَّذِینَ یُؤْذُونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ لَعَنَهُمُ اللَّهُ فِی الدُّنْیَا وَالْآَخِرَةِ وَأَعَدَّ لَهُمْ عَذَابًا مُهِینًا (33:57)

وَالَّذِینَ یُؤْذُونَ الْمُؤْمِنِینَ وَالْمُؤْمِنَاتِ بِغَیْرِ مَا اکْتَسَبُوا فَقَدِ احْتَمَلُوا بُهْتَانًا وَإِثْمًا مُبِینًا (33:58)

 

 

Yani:

Allah ve Resûlünü incitenlere Allah, dünyada ve ahirette lânet etmiş ve onlar için horlayıcı bir azap hazırlamıştır.

Mümin erkeklere ve mümin kadınlara, yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler, şüphesiz bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.

 

Bir önceki ayet mümin insanlara Allah Resulü’ne –s– emeklerini takdir etmek üzere selam vermeleri ve salevat getirmeleri tavsiye edildi. Bu ayetler ise şöyle buyurmakta:

Ancak sözleri ve amelleri ile Allah’ı ve Resulü’nü eziyet edenlere, Allah bu dünyada ve ahirette ağır ceza verir ve lütuf ve merhametinden mahrum bırakır.

Allah’ı eziyet etmek, O’nun istek ve rızasının aksine bir iş yapmaktır, ki bu da ilahi rahmetin yerine ilahi gazap ve laneti beraberinde getirir. Rivayetlere göre, Allah’ın kullarına yönelik her türlü taciz ve eziyet, Allah’ı eziyet etme hükmündedir. Nitekim Kur'an'ı Kerim’de Allah’ın kullarına borç vermek ve yardım etmek, Allah’a borç verme hükmünde olduğu beyan edilmiştir.

Gerçekte Resulullah’ın –s– hak sözünü kabul etmeyen ve tekzip ve inkar eden veya o hazrete iftira atan veya saygısızca davranan biri, hem Allah’ı öfkelendirmiş, hem peygamberini incitmiş olur. Kuşkusuz Ehl-i Beyt –s– fertlerini eziyet etmek de Resulullah’ı –s– eziyet etmektir ve İslam Peygamberi’nden –s– bir rivayette bu konuya vurgu yapılmıştır.

Ayetler şöyle devam etmekte: Sadece peygamber değil, tüm mümin kadınlara ve mümin erkeklere de saygı gösterilmelidir ve hiç kimse kötü zan ve haksız yere ve elinde hiç bir delil olmaksızın başkasına iftira atamaz, bir müminin onur ve haysiyeti ile oynayamaz. Zira bu amel Allah katında büyük günah sayılır ve ağır cezası vardır.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

1 – Söz ve amellerimizle başkalarını eziyet etmemeliyiz, zira bu durumda yüce Allah bizi lütuf ve rahmetinden mahrum bırakır.

2 – Başkalarına hakaret etmek, aşağılamak veya alay etmenin bazı sonuçları vardır, ki bazıları bu dünyada ortaya çıkar ve insanı sıkıntıya sokar.