Nura giden yol
El-Ahzab suresinin 63 ila 68. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.
EL-AHZAB suresinin 63. Ayeti:
يَسْأَلُكَ النَّاسُ عَنِ السَّاعَةِ قُلْ إِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ اللَّهِ وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّ السَّاعَةَ تَكُونُ قَرِيبًا (33:63)
Yani:
İnsanlar sana kıyametin zamanını soruyorlar. De ki: Onun bilgisi Allah katındadır. Ne bilirsin, belki de zamanı yakındır.
Kafirler ve münafıklar kıyametin zamanını bilemedikleri için bu durumdan halkın kalbinde kuşku uyandırmak ve İslam Peygamberi’ne –s– yönelik imanlarını zayıf düşürmek için yararlanmaya çalışıyordu. Kafirler ve münafıklar İslam Peygamberi’nden –s–, eğer gerçekten doğru diyorsa, kıyametin ne zaman kopacağını söylemesini istiyordu.
Bu arada bir olayın ne zaman vuku bulacağını bilmemenin o olayın yaşanmayacağı anlamına gelmediği belirtilmelidir. Biz insanlar hepimizin bir gün öleceğimizi biliyoruz, ama hiç kimse kesin ne zaman öleceğini bilmez. Peki şimdi ne zaman öleceğimizi bilmediğimiz için asla ölmeyecek miyiz? Bundan başka eğer Allah Resulü –s– örneğin bin yıl sonra kıyamet kopacak, demiş olsaydı, acaba bu sözleri duyan insanlar, bin yıl kadar yaşayıp Resulullah efendimizin –s– söylediği sözün doğru olup olmadığını anlayıp da o şekilde iman edebilecek miydi? Tabi ki hayır.
Ayet şöyle devam etmekte: Kıyametin zamanını ancak Allah bilir, yoksa Peygamberi bunu bilip de halktan sakladığı söz konusu değildir. Burada önemli olan, her mümin insanın kıyametin yakın olduğunu düşünmesi ve ona göre sözüne ve ameline dikkat etmesidir.
Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Kıyametin zamanını bilmemek, vuku bulacağı ilkesine zararı olmaz. Mümin insanlar Resulullah’ın –s– dürüstlüğü ve sadakatine iman ederek kıyametin kopacağına iman eder.
2 – İnsan sürekli her an ölecekmiş ve ilahi mahkemeye çıkacakmış gibi hazırlıklı olmalıdır. İnsanın ne zaman öleceğini bilmesi değil, asıl ölüm için hazırlıklı olması önemlidir.
EL-AHZAB suresinin 64 ila 66. Ayetleri:
إِنَّ اللَّهَ لَعَنَ الْكَافِرِينَ وَأَعَدَّ لَهُمْ سَعِيرًا (33:64)
خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا لَا يَجِدُونَ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا (33:65)
يَوْمَ تُقَلَّبُ وُجُوهُهُمْ فِي النَّارِ يَقُولُونَ يَا لَيْتَنَا أَطَعْنَا اللَّهَ وَأَطَعْنَا الرَّسُولَا (33:66)
Yani:
Şu muhakkak ki, Allah kâfirleri rahmetinden kovmuş ve onlara çılgın bir ateş hazırlamıştır.
(Onlar) orada ebedî olarak kalacaklar, (kendilerini koruyacak) ne bir dost ne de bir yardımcı bulacaklardır.
Yüzleri ateşte evrilip çevrildiği gün: Eyvah bize! Keşke Allah'a itaat etseydik, Peygamber'e de itaat etseydik! derler.
Kafirlerin kuşku uyandıran sorularını anlatan önceki ayetin devamında bu ayetler şöyle buyurmakta: Dinî inançları zayıflatma ve halkla Allah’ın peygamberi arasındaki irtibatı gevşetmeye çalışanlar, hem bu dünyada ilahi rahmetten mahrum kalır, hem ahiret aleminde azapla cezalandırılır. Üstelik bu azap çok acı vericidir, öyle ki keşke Allah’ın dinine ve peygamberine bu şekilde davranmasaydık, diye arzu edecekler, fakat artık faydası olmayacak, zira artık telafi etme zamanı geçmiştir ve tevbe etme ve geriye dönme imkanı da yoktur ve bundan sonra da hiç kimse onları kurtaramaz veya azaplarını hafifletemez.
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Hakka karşı çıkmak ve inat etmekten kaynaklanan küfür ve inkar, dünya ahiret ilahi azap ve laneti beraberinde getirir.
2 – Dünyada var olan sosyal düzenlerin aksine, ahiret aleminde hiç kimse başkasına yardım edemez veya başkasını azaptan kurtaramaz.
3 – Dünyada ve ahirette tek kurtuluş yolu, Allah’a ve peygamberine itaat etmektir. Nitekim bu durumdan gaflet etmek, ahirette pişmanlığa yol açar.
EL-AHZAB suresinin 67 ve 68. Ayetleri:
وَقَالُوا رَبَّنَا إِنَّا أَطَعْنَا سَادَتَنَا وَكُبَرَاءَنَا فَأَضَلُّونَا السَّبِيلَا (33:67)
رَبَّنَا آَتِهِمْ ضِعْفَيْنِ مِنَ الْعَذَابِ وَالْعَنْهُمْ لَعْنًا كَبِيرًا (33:68)
Yani:
Ey Rabbimiz! Biz reislerimize ve büyüklerimize uyduk da onlar bizi yolda saptırdılar, derler.
Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânetle rahmetinden kov.
Kıyamet gününde sıra azaba gelince, suçluların dili açılır ve onları doğru yoldan saptıranlara lanet okumaya başlarlar. Ancak bu sözler onların suçunu haklı gösteremez, zira onlar büyüklerini ve atalarını izlemek yerine Peygamberi ve salih insanları izleyebilir ve böylece doğru yoldan sapmayabilirdi. Nitekim kavimlerinin büyükleri de onları itaat etmeye ve kendi inançlarını benimsemeye zorlamamıştı ve büyüklerinin inançlarını benimsemeyebilirlerdi.
Burada suçlular ve günahkarlar kavmin büyükleri derken, güç ve servet sahibi olanları kastediyor. Ancak bu zümre Hak’la Batıl’ı birbirinden ayırt etme kriteri olamaz ve eğer bunların yerine ilim ve hikmet sahibi olan insanları izlemiş olsalardı, kurtuluşları için umut kaynağı olurdu.
İlginçtir ki ilahi azaba yakalanan suçlular, kendi büyükleri için daha fazla azap ve lanet talebinde bulunuyor. Oysa bu talep kabul edildiği takdirde onların da azabı ikiye katlanacaktır. Nitekim Araf suresinin 38. ayetinde yüce Allah büyükleri için çifte azap talep edenlerin cevabında şöyle buyurmakta: Her iki grup için çifte azap vardır. Küfür önderleri için halkı saptırmaktan ve izleyenleri için de zulüm önderlerine yardım etmelerinden ötürü azap vardır, zira eğer onlar izlemeseydi, küfür ve zulüm önderleri tek başına zulmünü sürdüremezdi.
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Kıyamet gününde suçlular yanlışlarını haklı gösterme peşindedir ve suçlarından başkalarını sorumlu tutmaya çalışır.
2 – Toplumun elebaşılarını körü körüne izlemek akıl ve şeriat açısından kabul edilemez ve pişmanlığa sebebiyet verir.
3 – Yanlış sünnetlerle insanların sapmasına zemin hazırlayanlar, hatta ölümlerinden sonra halkı saptırmaktan ve sonuçlarından sorumludur.