Ortadoğu gelişmeleri
Geçen hafta Filistin gelişmeleri, Filistinli grupların başta İran İslam Cumhuriyeti olmak üzere direniş cephesinde yer alan ülkelerle geniş teamülün önemine vurgu yapmaları ve Hamas hareketinden üst düzey bir heyetin İran ziyareti ve Tahran ile ilişkileri geliştirmeye vurgu yapmasının etkisi altında kaldı.
Geçen hafta ayrıca Kuzey Irak’ta Mesut Barzani’nin yanlış hareketi ve bu bölgede çakma bir referandum düzenlemesinin sonuçlarının tesiri devam etti.
Geçen hafta bölgede bir başka önemli gelişme Arabistan’ın iktisadi krizi ve Yemen savaşının devam etmesiyle ilgili gelişmelerdi.
Geçen hafta Filistin İslamî direniş hareketi Hamas’ın dış ilişkiler sorumlusu Usame Hamdan İran İslam Cumhuriyeti ile ilişkilerin geliştirilmesine vurgu yaptı.
Hamas heyetinin başında Tahran’ı ziyaret eden Usame Hamdan, İran ve Hamas hareketi İslam dünyasının Filistin davası, İslamî direniş ve küresel istikbarla mücadele gibi stratejik konularında birbiriyle güçlü ilişkileri bulunduğunu belirtti.
Gerçekte bölgede korsan İsrail’in zorbalıkları ile mücadele direniş cephesinin sarsılmaz ilkesi ve stratejisidir. Hamas’ın dış ilişkiler sorumlusu Hamdan Amerika ve siyonist rejim İsrail’in bu harekete İran’dan uzaklaşma ve direniş cephesinden çekilme yönünde baskı uyguladığını belirterek, Hamas’ın İran İslam Cumhuriyeti’nden uzaklaşması bazı malum ülkelerin arzusu olduğunu, fakat Hamas heyetinin Tahran ziyareti bu hareketin asla İran’dan daimi müttefiki olarak ayrılmayacağını ortaya koyduğunu ifade etti.
Hamas heyeti Tahran ziyareti sırasında bir kez daha direnişi silahı asla pazarlık konusu olamayacağına vurgu yaptı. Hamas heyeti, direnişin silahını yere bırakmayı, korsan rejim İsrail’i tanımayı ve İran İslam Cumhuriyeti ile ilişkileri kesmeyi asla kabul etmeyeceğini kaydetti.
Gerçekte Filistinli yetkililer şimdiye kadar bir çok kez İslam ve Arap dünyasında hiç bir ülke İran İslam Cumhuriyeti kadar Filistin direnişini ve mazlum Filistin milletini desteklemediğini vurgulamıştır. İran, İslam inkılabı 1979 yılında zafere kavuştuğu günden beri Filistin ülküsü İslam Cumhuriyeti nizamının en temel dış politika önceliklerinden biri olduğunu belirtmiştir.
Bu çerçevede Filistin’de destek vermek İran İslam Cumhuriyeti’nin dış politikasında İslam dünyasının en önemli meselesi olarak yer almakta ve İran anayasasında da vurgulanmaktadır. İran İslam Cumhuriyeti anayasanın 154. Maddesinde İran, beşeri camianın tümünün saadetini bir ülkü olarak benimsiyor ve milletlerin işgal altından kurtuluşunu ve özgürlükten yararlanmalarını ve hak ve adalet hükümeti ile yönetilmelerini kesin hakları olarak tanıyor.
Buna göre İran İslam Cumhuriyeti başka milletlerin içişlerine her türlü müdahaleden sakınmakla beraber mustazaf milletlerin müstekbirlere karşı haktalep mücadelelerinde onlara destek veriyor. Bu yüzden İran İslam Cumhuriyeti nizamı her zaman ve her türlü şartlar altında başta mazlum Filistin milleti olmak üzere dünyanın zulüm altında bulunan milletlerin gerektiği yere kadar destek vermeye devam edecektir.
Geçen hafta Yemen gelişmeleri Suud rejimi ve müttefiklerinin Yemen milletine yönelik cinayetlerini şiddetlendirmelerinin gölgesi altında kaldı. Geçen hafta BM insani işler koordinasyon bürosu bir bildiri yayımlayarak Arabistan rejiminin Yemen’e tecavüzünü yıkıcı niteledi ve Suud hanedanının cinayetleri Yemenli çocukları dünyada en büyük gıda maddeleri krizi ve kolera salgını ile karşı karşıya bıraktığını vurguladı.
Bilindiği üzere Arabistan başta BAE olmak üzere bazı Arap ülkelerini yanına alarak, ABD ve batının destekleri ile Mart 2015’te Yemen topraklarına karşı saldırıya geçti ve bu ülkeyi, istifa eden Cumhurbaşkanı Mansur Hadi’yi yeniden iktidarın başına geçirme bahanesiyle karadan, havadan ve denizden kuşatma altına aldı.
Suud rejimi ve müttefiklerinin Yemen’e dayattıkları savaş yüzünden şimdiye kadar 13 bin Yemenli hayatını kaybetti, on binlerce Yemenli de yaralandı ve milyonlarca Yemenli avare oldu ve ülkenin altyapı tesisleri yerle bir oldu.
Gerçekte mazlum Yemen milleti Arabistan ve başta BAE olmak üzere müttefiklerinin bu insanları esir almak veya kaçırmak veya onları katletmek gibi insanlık dışı uygulamalarına maruz kalıyor. Arabistan ve müttefiklerinin insanlık dışı bu tür uygulamaları ise Yemen milleti tarafından büyük tepki ile karşılanıyor. Bu bağlamda Yemen’in güneyinde yer alan Aden kentinde BAE güçlerinin gözetimindeki hapishanelerde yatan esirlerin aileleri geçen hafta protesto eylemi düzenledi. Yemenli esirlerin aileleri Aden’de düzenledikleri bu eylemde yakınlarının derhal serbest bırakılmalarını ve bu hapishanelerde işkence edilmemelerini istedi.
Bundan önce de Associated Press haber ajansı ve insan hakları gözetleme örgütü de Yemen’in güneyinde BAE kontrolünde bir dizi gizli hapishanenin bulunduğunu ifşa etmişti. Konu ile ilgili haberde yüzlerce kişi El-kaide bağlantılı oldukları iddiası ile bu hapishanelerde ortadan kaybolduğu belirtildi. Haberde kaybolan insanların bazıları sorgulanmak üzere aynı hapishanelerde Amerikalı ajanlara teslim edildiği ve bazıları ise Yemen’den çıkarıldığı kaydedildi.
Pentagon ise Amerikalı ajanların bu hapishanelerde bazı Yemenli tutukluları sorguladığını itiraf ediyor. Elde edilen bilgilere göre Yemen’in güneyinde 18 hapishane bulunuyor. bu hapishaneler BAE güçleri veya Amerikalı ajanlarca kurulduğu ve yönetildiği ifade ediliyor. Öte yandan bu hapishanelerde yatan tutukluların sürekli yer değiştirdiği ve hatta Yemen’in dışında BAE’nin Eritre’deki askeri üssüne götürüldükleri belirtiliyor.
Yemen gelişmeleri ve BAE’nin Arabistan ile birlikte Yemen topraklarına saldırması, BAE’nin Yemen’in güneyini kendi mandası altına almak istediğini gösteriyor. Nitekim bu yüzden BAE Yemen’in güneyinde geniş bir güvenlik ağı kurduğu ve Yemenli milis güçlerden bir birlik oluşturduğu ve yine bu bölgede bazı askeri üsler açtığı anlaşılıyor.
Görünen o ki BAE’nin Yemen’in güneyindeki bu tür hareketleri Yemen savaşına neden katıldığına ve bu ülkeye yönelik tamahkarlığına ışık tutuyor. Buna göre BAE Yemen’in Saktari adasının geniş bir alanını işgal etti.
Öte yandan Arabistan da Yemen’in stratejik limanlarından biri olan Hadide limanının kontrolünü BM tarafından hazırlanan bir plan çerçevesinde ele almak istiyor. Gerçekte BAE’nin Yemen savaşında Arabistan’ın yanında yer alması bu iki rejim arasında Yemen üzerindeki nüfuz konusunda bir nevi rekabeti tetiklediği gözleniyor. Amerika yönetimi de Arabistan ve BAE’nin Yemen’deki rekabetinden kendi çıkarları doğrultusunda ve Yemen’in tümüne musallat olmak ve bu ülkeyi büyük Ortadoğu projesi çerçevesinde parçalamak için yararlanıyor.
Geçen hafta Kuzey Irak bölgesinde düzenlenen çakma referandumun doğurduğu olumsuz sonuçlar ve Erbil yönetiminin bu sonuçların üzerinde ısrar etmesi, Irak gelişmelerini etkileyen gelişme oldu. Bu bağlamda Kuzey Irak bölgesinde yerel yönetim Başkanı Mesut Barzani’ye istifa çağrıları ve iç ve dış arenalarda muhalefetler yükselmeye başladı.
Kuzey Irak değişim hareketi ve İslamî cemaat partisi ve demokrasi ve adalet için ittifak hareketi gibi siyasi akımlar Mesut Barzani’nin iktidardan çekilmesini istedi. Konu ile ilgili yayımlanan bildiride ise Kuzey Irak yerel yönetimi başkanlığı kurumunun feshedilmesi ve yetkileri anayasaya göre ilgili mercilere devredilmesi ve bölgede karar mercii ve yasaları çıkaran kurum yerel parlamento olması bu kurumun üstünde başka bir güç olmaması gibi konulara vurgu yapıldı.
Öte yandan IKYB de Kuzey Irak bölgesinde başkanlık mevkiinin kaldırılmasını istedi. IKYB siyasi bürosu bir bildiri yayımlayarak Kuzey Irak bölgesinde siyasi sistemin başkanlık sisteminden parlamenter sisteme değişmesini istedi. Bu arada IKDP ise Mesut Barzani’nin başkanlık süresi gelecek Kasım ayında son bulacağını ve Barzani bu sürenin uzatılmasını asla kabul etmeyeceğini açıkladığını ileri sürdü.
Barzani’nin ayrıca ne kendisi ve ne de hanedanından birisi başkanlık için aday olacağını söylediği iddia edildi.
Mesut Barzani Kuzey Irak çakma referandumunun en büyük kaybeden tarafı oldu. Çakma referandumu düzenlemeden önce de Kuzey Irak bölgesindeki muhalefet partilerinin baskısı ile karşılaşan Mesut Barzani, düzenlediği çakma referandumla ve sonuçlarını yanlış hesaplayarak siyasi kariyerini yerle bir etti, bu durum aynı zamanda Mesut Barzani’yi her zamankinden daha çok baskı altına maruz bıraktı, öyle ki yerel düzeyde Barzani’nin başkanlıktan çekileceği haberleri yayılmaya başladı. Irak genelinde ise Irak parlamentosu Mesut Barzani’nin hakkında yasal işlem başlatılmasını istedi. Bu şartlarda Erbil yönetimi taktiksel bir çıkış yaparak Kuzey Irak’ta düzenlenen çakma referandumun sonuçlarının askıya alınmasını gündeme getirdi, fakat Bağdat yönetimi askıya alınmayı reddetti ve ancak referandumun sonuçları iptal edildiği takdirde müzakere edilebileceğini açıkladı.
Gerçekte Mesut Barzani’nin yanlış hesapları Kuzey Irak bölgesini siyasi ve iktisadi ve güvenlik krizine sürüklemek ve şartları daha da kompleks ve karmaşık hale getirmekten başka hiç bir getirisi olmadı. Aslında bu durum Kuzey Irak yerel yönetimi lideri Mesut Barzani’nin siyasi intiharı oldu, nitekim başkanlık süresi de çoktan bitmişti.
Her halükarda Kuzey Irak gelişmeleri, çakma referandumun en büyük kurbanı yine Mesut Barzani’nin kendisi olduğunu ve bağımsızlık hayalleri şimdi Barzani için bir kabusa dönüştüğünü gösteriyor.
Geçen hafta Arabistan gelişmeleri en çok bu ülkeyi saran iktisadi krizin tırmanmasının gölgesi altında kaldı. Bu durum gözleri Arabistan’ın Suud hanedanı hakimiyeti altında iflas noktasına sürüklenmesine çekti. Bu bağlamda haber kaynakları Riyad yönetiminin 200 milyar dolar bütçe açığından kurtuluş yollarını arama çabalarından söz etti.
Siyaset ve ekonomi meseleleri uzmanları Suud hanedanının komploları sonucu düşen petrol fiyatları, Arabistan’ın Suriye ve Irak krizlerine müdahalesi ve ayrıca Yemen topraklarına askeri tecavüzü ve yine Suud prensleri arasında geniş çaplı mali fesat ve yolsuzlukların Arabistan’ı bütçe açığı bataklığına sürükleyen etkenler olduğunu belirtiyor.
Gerçekte Suud hanedanının uzun yıllar Arabistan’da hüküm sürmesinin sonucu bu ülkenin zayıf ekonomisi ve petrole yüzde yüz bağımlılık olmuştur. Arabistan halkının siyasi ve iktisadi şartlara karşı yükselen itirazları ise despot Suud rejimini telaşa düşürdüğü ve şimdi Suud prensleri kamuoyunu saptırmak için idealist projeleri gündeme getirmeye zorladığı gözleniyor. Oysa uzmanlar Arabistan’ın zayıf ekonomisine dikkat çekerek Suud hanedanı bu tür projeleri asla hayata geçiremeyeceğini belirtiyor.
Bilindiği üzere Suud rejimi Amerika’nın entrikaları sonucu petrol fiyatlarını düşürme eğilimine girdi, fakat şimdi ve özellikle son aylarda bu durumun en çok kendi ekonomisini vurduğuna şahit oldu. Gerçi petrol fiyatlarının düşmesi geçici bir süre için petrol ihraç eden ülkelerin ekonomisini olumsuz etkiledi, fakat gerçekte bu durumdan ekonomisi bir tek petrole bağımlı olan Arabistan’ın kendisi en çok zarar gören taraf oldu.
Yine Arabistan’da yaşanan iktisadi gelişmeler Suud hanedanının iktisadi alanda da başarısız bir performans sergilediğini gösteriyor. Nitekim ülkenin bozuk ekonomik şartları hasta kral Salman’ı kemerleri sıkma politikalarını ilan etmeye zorladığı gözleniyor. Bu şartlarda Arabistan’ın petrol satışından elde ettiği milyarlarca dolarlık gelir, ülkenin altyapısına harcanmak yerine gereksiz ve lüks alanlara harcanıyor ve sonuçta Arabistan ekonomisini içine düştüğü iflas bataklığının derinliklerine çekmeye devam ediyor.