Ortadoğu gelişmeleri
Geçen hafta Ortadoğu bölgesi önemli gelişmelere sahne oldu. Irak ve Suriye’de teröristlere karşı elde edilen zaferler, Balfour bildirisinin yayınlanmasının 100. Yıldönümüne tepkiler ve Mesut Barzani’nin Kuzey Irak bölgesinde başkanlık döneminin sona ermesi, geçen hafta Ortadoğu bölgesinin önemli bazı gelişmeleriydi.
Geçen hafta Suriye’nin Deyrizzur eyaletinde aynı adı taşıyan merkez üç yıl işgalin ardından tekfirci IŞİD terör örgütünün pençesinden kurtarıldı. Suriye genel kurmay başkanlığı geçen Cuma günü yaptığı açıklamada, Suriye ordusu müttefiklerinin işbirliği ile Deyrizzur kentine tam güvenlik ve istikrarı geri getirme görevini yerine getirdiğini duyurdu.
Yine Suriyeli muhaliflere bağlı bir örgüt olan Suriye insan hakları gözetleme örgütü de Cuma günü yaptığı açıklamada, Suriye ordusu Deyrizzur kentini IŞİD’in elinden kurtardığını duyurdu.
Deyrizzur kentinin kurtuluşu, bu kent Suriye’de tekfirci IŞİD terör örgütünün esas merkezlerinden biri olması ve bu kenti kaybetmesi ile birlikte kentin doğusunda kuşatma altına alınan teröristlerin terör eylemlerini komuta etme yeteneğini kaybetmesi bakımından büyük önem arz ediyor. Öte yandan Deyrizzur kenti tarım ekonomisi bakımından da önemli bölgelerden biridir ve şimdi bu kentin kurtarılmasının ardından Suriye halkının gıda maddeleri ihtiyacının önemli bir bölümü karşılanabileceği ifade ediliyor.
Suriye’nin Şam Times sitesi, Deyrizzur kentinin kurtuluşu hakkında şöyle yazıyor: son günlerde Deyrizzur eyaleti özel önem kazanmaya başladı, zira bu bölge son zamanlarda Suriye ordusu ile Amerika tarafından desteklenen Suriyeli kürtlerin silahlı gücü YPG arasında bir rekabet alanına dönüştü. Öte yandan Suriye’nin çevre bölgeleri de bu bölgelerin Suriye tarafından kurtarılması için çaba harcayan güçler için özel önem arz ediyor. Bu bölgelerin öneminin sebebi ise, bu bölgelerin kurtarılması, Irak ve Suriye sınırlarının yeniden karşılıklı temasa imkan sağlaması ve sonuçta direniş eksenine bağlı grupların birbiriyle irtibat kurabilmesidir.
Şimdi Deyrizzur kentinin kurtuluşundan sonra Deyrizzur eyaletinde tekfirci IŞİD terör örgütünün işgalinde kalan tek kent Elbu Kemal kentidir. Bu kent Irak sınırlarının yakınlarında bulunuyor ve Suriye ordusu ve direniş güçleri bu kentin 50 km uzaklığında yer alıyor.
Öte yandan IŞİD teröristleri geçen hafta Irak’ta ağır hezimete uğradı ve şimdi bu ülkede şom varlığının sonuna yaklaştığı gözleniyor. Irak Başbakanı Haydar İbadi 26 Ekim tarihinde Irak’ın Anbar eyaletinde Rave ve El Kaim kentlerinin kurtarılması yönünde talimat verdi. Irak ordusu ve terörle mücadele birlikleri, Haşed-ul Şaabi hareketi, aşiret güçleri ve Irak hava kuvvetleri bu iki kenti kurtarma operasyonunda birlikte hareket ediyor. Iraklı güçler ilkin Rave kentini tekfirci IŞİD terör örgütünün işgalinden kurtardı ve ardından stratejik El Kaim kentini kurtarma operasyonu için düğmeye basıldı.
Iraklı güçler geçen Cuma günü de Anbar eyaletinde yer alan El Kaim kentini de tekfirci IŞİD terör örgütünün işgalinden tam olarak kurtarmayı başardı. Irak Başbakanı Haydar İbadi bir mesaj yayımlayarak Iraklı güçlerin El Kaim kentine girişini ve Suriye ile Hasibe sınır güzergahını kurtarmalarını tebrik etti.
El Kaim kentinin kurtarılması büyük önem arz ediyor, zira bir yandan IŞİD’ın Irak’ta yolun sonuna geldiğini ve bu örgütün tamamen Irak’tan sökülüp atılacağını gösteriyor ve öbür yandan da Iraklı ve Suriyeli güçlerin arasında bağlantı sağlanıyor, zira El Kaim kenti Irak ve Suriye’nin ortak sınır bölgesinde yer alıyor.
Bu doğrultuda Irak Hizbullah tugayları askeri sözcüsü Cafer Hüseyni, El Kaim kentinin kurtuluşu hakkında yaptığı açıklamada şöyle dedi: El Kaim kentinin kurtuluşu Suriye ile bağlantıyı ve bölge genelinde direniş ekseni ile koordinasyonu gerçekleştirecek ve Amerika’nın direniş ekseninde yer alan ülkeleri inzivaya itme planının bozguna uğramasına sebebiyet verecektir.
Geçen hafta 2 Kasım Perşembe günü, Balfour bildirisinin 100. Yıldönümüydü. Bu şom bildirinin yayınlanışının 100. Yıldönümü dolaysıyla düzenlenen kutlama töreni İngiliz yetkililerin ve korsan rejim İsrail elebaşılarının katılımı ile Londra’da düzenlendiği ve İngiliz Başbakan Teressa May ülkesinin siyonist rejim İsrail’in şom kuruluşu ile övündüğünü ilan ettiği bir sırada dünyanın bir çok bölgesinde bu bildiriyi kınayan protesto eylemleri düzenleniyordu. Protestocular İngiliz yönetiminden Balfour bildirisi yüzünden Filistin milletinden özür dilemesini istedi.
İngiltere Başbakanı May, Balfour bildirisinin 100. Yıldönümü dolaysıyla düzenlenen akşam yemeği ziyafetinde bir kez daha bu ayıp bildiriyi destekledi ve bildirinin İngiltere’nin dönem Dışişleri Bakanı Arthur James Balfour’un başarılı hareketi niteledi. Bu arada İngiliz Başbakan Balfour bildirisine ve siyonist rejimin Filistin’de işgalciliğine destek verdiği sırada bu bildiri Filistin milletinin haklarını da gözetlediğini ve bu yüzden İngiltere Balfour bildirisi yüzünden özür dilemeyeceğini belirtti.
Bilindiği üzere Britanya’nın dönem Dışişleri Bakanı James Arthur Balfour’un 2 Kasım 1917 tarihinde Britanyalı Yahudilerin lideri ve ünlü bankacı Lionel Walter Rothschild’e yazdığı 67 kelimelik mektup tarihin akışını değiştirdi ve Ortadoğu bölgesine yüz yıldır devam eden savaş ve yıkımı armağan etti.
İngilizler aslında Balfour bildirisinden önce ve Sykes Picot anlaşması ile Filistin’i işgal etmişti. İngilizler daha sonraki yıllarda ve Balfour bildirisini uygulama çerçevesinde Filistin’de nüfus yapısını değiştirmeye çalıştı. Bu çerçevede ve 1917’den BM’nin Filistin topraklarında sözde Yahudi devletinin kuruluşunu onayladığı 1947 yılına kadar geçen sürede dünyanın dört bir yanından Yahudiler Filistin’e getirildi.
Balfour bildirisi, Filistin toprakları üzerinde Yahudi bir devletin inşa edilmesi zaruri olduğunu belirtiyor ve buna göre İngiltere bu tarihi misyonu yerine getirmekle yükümlü olduğunu vurguluyor. Balfour bildirisi Yahudiler için bir vatan uydurma yolunda atılan ilk adımdı. Oysa bu vatanın gerçek malikleri vardı ve Filistinliler bu vatanın esas malikleriydi. Bildiride açıkça Britanya devleti Yahudiler için bir vatan kurma peşinde olduğunu vurguluyor. Balfour bildirisinin ikinci maddesinde Britanya devleti Yahudi halkına bir vatan inşa etme sürecinde yardım etmesi gerektiği vurgulanıyor. Gerçekte siyonizm hareketinin temelini atan Benyamin Teodor Hertzel Yahudiler için bir vatan kurmakta başarılı olamadığı bir sırada Britanya Yahudilere vatan kurdu. Bu doğrultuda bazı uzmanlar Balfour bildirisini şöyle tanımlıyor: bir ülke bir başka ülkeye üçüncü bir ülkeyi o ülkeye sunma sözü veriyor.
Lübnanlı araştırmacı ve tarih yazarı Salih Zehreddin, Balfour bildirisi hakkında yayımladığı makalesinde şöyle diyor: Kuşkusuz 2 Kasım 1917’de yayımlanan Balfour bildirisi hazırlıksız ve önceden zemini hazırlanmayan bir gelişme değildi ve bu mesele uluslararası düzeyde, Arap ve İslam aleminde derin kökleri ve uzun vadeli amaçları olan bir meseleydi. Britanya devleti Arap bölgenin dünya genelinde öneminin bilincine vardığı için ve ayrıca küresel siyonizm hareketi ile ittifak ve ilişki içinde olması yüzünden Ortadoğu bölgesinde çıkarları tehlikeye girdiğini görünce hemen Balfour bildirisini yayımladı. Bu arada Alman siyonistlerin 1917 yılında Filistin’de Yahudilerin milli vatanını kurma çabaları başladı ve bu mesele Britanya devletini Balfour bildirisini yayımlamakta zorlayan etkenlerden biriydi. Amerika da bu alanda rol ifa etti, nitekim bu ülkenin İstanbul’daki büyükelçisi Mayıs 1916’da Amerika’da yaptığı konuşmada Filistin topraklarını Yahudiler için Türklerden satın alabileceklerini söyledi.
Gerçi Balfour bildirisi sadece 67 kelimeden oluşuyordu, fakat dünyanın en çözümsüz sürtüşmesine zemin hazırladı. Nitekim şimdi bu bildirinin üzerinden 100 yıl geçtiği bir sırada siyonistlerle Filistin halkı arasındaki münakaşanın hafiflemesi yönünde hiç bir iz gözükmüyor, bilakis bu münakaşanın sürekli tırmandığı gözleniyor. Nitekim bu iddiayı doğrulayan bir çok işaret de bulunuyor. Bu işaretlerden biri Gazze şeridine dayatılan on yıllık kuşatma ve ayrıca siyonist rejimin Filistin İslamî direniş hareketi Hamas’ın silahsızlanması üzerinde vurgu yapmasıdır, oysa Hamas bu talebi kırmızı çizgi olarak biliyor.
Kuzey Irak bölgesinde önemli bir gelişmede, bölgenin Başkanı Mesut Barzani’nin başkanlık süresi 1 Kasım tarihinden itibaren resmen sona erdi ve Barzani’nin artık hiç bir yetkisi bulunmuyor. Mesut Barzani Irak parlamentosuna yazdığı mektupta artık Kuzey Irak’ta başkanlık süresini uzatmayacağını ve bundan böyle basit bir peşmerge olacağını belirtti. Kuzey Irak parlamentosu da 29 Ekim günü 23 muhalif oya karşı 70 muvafık oyla yerel yönetim başkanının yetkilerini paylaştırmayı kabul etti.
Gerçekte Mesut Barzani’nin başkanlık süresinin uzatılmaması ve yetkilerinin üç erk arasında paylaşılması Barzani’nin Kuzey Irak bölgesinde siyasi hayatının sonu anlamına geliyor.
Mesut Barzani 2005 yılından 2017 ekim ayının sonuna kadar 12 yıl boyunca Kuzey Irak başkanlığını yürüttü. Mesut Barzani ilk kez 2005 yılında Kuzey Irak yerel parlamentosu tarafından ve ikinci kez da 2009 yılında halkın doğrudan oyları ile bu bölgenin başkanlığına seçildi.
Mesut Barzani’nin Kuzey Irak bölgesinde başkanlık süresi 2013’ün yaz aylarında son bulması gerekiyordu, ancak IKDP ve IKYB partileri haziran 2013’de yerel parlamentonun oturumunda bir kanun çıkararak yerel yönetim başkanlık seçimlerinin iki yıl ertelenmesini kabul etti. Bu arada Kuzey Irak başkanlığının sadece iki yıl uzatılması ve bir daha uzatılmaması üzerinde de mutabakata varıldı. Ancak buna karşın 2015 yılında ve Kuzey Irak yerel parlamentosu Mesut Barzani tarafından askıya alındığı bir sırada Kuzey Irak yargı konseyi Mesut Barzani’nin başkanlık süresini iki yıl daha uzattı. Ancak muhalefet partileri bu kararı kabul etmedi ve sürekli Barzani’nin son iki yıllık başkanlık süresini illegal ilan etti ve Barzani’den iktidardan çekilmesini istedi. Sonunda Barzani 31 Ekim 2017’de iktidarın başından çekilmek zorunda kaldı.
Kuzey Irak lideri Mesut Barzani bu bölgenin başkanlığından 22 milyar dolarlık borç, sosyal itirazlar, geniş çaplı fesat ve Irak merkezi yönetimi ile şiddetli gerginlik gibi sorunları miras bırakarak çekildi. Gerçekte Mesut Barzani Kuzey Irak’ta ayrılma referandumunun düzenlenmesi üzerinde yersiz ısrarı ile birlikte bu bölgede iç ihtilafları gün ışığına çıkardı ve hatta şiddetlenmesine sebebiyet verdi.