Ortadoğu gelişmeleri
Geçen hafta Ortadoğu gelişmeleri Lübnan Başbakanı Saad Hariri’nin şaibeli istifa kararının etkisi altında kaldı.
Bültenimizin devamında bölgenin ikinci önemli gelişmesi olan Arabistan’da tutuklama dalgasını ve bir çok yetkilinin görevden alınmasını gözden geçireceğiz.
Geçen hafta ayrıca Yemen ordusunun Arabistan’ın Yemen milletine yönelik cinayetlerine gösterdiği tepkide Riyad’ın uluslararası Melik Halid havaalanını füze ile vurması bölgede geniş yankı uyandırdı.
Geçen hafta Lübnan Başbakanı 4 kasım Cumartesi günü Arabistan’da başbakanlık görevinden istifa ettiğini açıkladı. Lübnan’ın istifa eden Başbakanı Hariri ayrıca Suud rejiminin İranofobia ve direniş karşıtı telkinleri çerçevesinde yürüttüğü İran ve direniş karşıtı karalama kampanyalarına hizmet ederek eline verilen istifa metnini okurken İran İslam Cumhuriyeti ve Lübnan Hizbullah hareketine bazı suçlamaları yöneltti.
Saad Hariri’nin beklenmedik ve aynı zamanda şaibeli istifası hem de bu istifayı Arabistan’da bulunduğu bir sırada açıklaması, siyaset ve medya çevrelerinde geniş yankı buldu ve farklı yorumlara yol açtı.
Siyaset meseleleri uzmanları Saad Hariri’nin ani istifası ve özellikle bunu Arabistan’da açıklamasıyla ilgili şaibeli hareketini Suud rejimi ve Batı’nın Lübnan’ı yeni bir siyasi çıkmaz ve boşluk sürecine sürüklemeye yönelik sinsi hareketleri ve komploları çerçevesinde değerlendirdi. Bu bağlamda siyaset çevreleri Lübnan Başbakanı Hariri’nin Arabistan yönünden gelen tehditler yüzünden bu yanlış hareketi yapmak zorunda kaldığını gündeme getirdi. Bu şartlarda Saad Hariri’nin Arabistan’a çağırılması ve bu ülkede istifa ettiğini açıklaması bazı siyaset çevrelerince Suud hanedanı tarafından rehine alınması ve bölgede Arabistan rejiminin çıkarları doğrultusunda daha fazla adım atmaya zorlanması şeklinde yorumlandı.
Aslında Arabistan rejiminin bu hareketi aynı zamanda artık Saad Hariri’nin bu ülkenin güvenilir ve Suud hanedanının emrine amade bir politikacı olarak kullanma tarihinin sona erdiği kanaatini de güçlendirdi.
Şimdi ise Saad Hariri’nin istifa gerekçeleri hakkında çeşitli ihtimallerden söz ediliyor. Ancak gerçek şu ki bu yeni komplo Lübnan’ı yeni bir siyasi istikrarsızlık dönemine sürüklemeyi ve bu ülkeyi iç savaşa sürükleyerek yeni bir güvensizlik dalgası ile karşı karşıya getirmeyi ve sonuçta şartları korsan İsrail’in bu ülkeye yeniden çok yönlü bir saldırı başlatması için hazırlamayı amaçlıyor. Gerçi Lübnan gelişmeleri ve bu ülkenin halkı ve yetkililerinin akılcı tutumu, Suud hanedanı ve Lübnan’daki işgüzarlarının başlattığı tehlikeli oyunun kaybeden tarafı ancak Suud rejimi olacağını gösteriyor.
Bu çerçevede Lübnan Dışişleri Bakanı Cebran Basil Suud rejiminin Lübnan’ın içişlerine yaptığı müdahaleye gösterdiği tepkide Lübnan’da hiç bir yabancı güç bu ülkenin yetkililerini atama veya azletme yetkisi olmadığını ve ancak Lübnan milleti ülkelerinin devlet adamlarının görevinin başında kalıp kalmayacağı hakkında karar verebileceğini ve başkaları Lübnan’da kimin yetkili olacağı veya olmayacağı konusunda karar veremeyeceğini belirtti.
Lübnan Dışişleri Bakanı Basil, günümüzde dünyada bazı odakların imardan ziyade yıkım peşinde olduklarını belirterek bu zümrenin başka milletlerin liderlerini devirmekten onur duymaları büyük talihsizlik olduğunu kaydetti.
Bu arada Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Aun da Arap ve Batılı devletlerden Lübnan’ın istifa eden Başbakanı Saad Hariri’nin kaderinin aydınlatılması için Arabistan rejimine baskı uygulamalarını istedi.
Geçen hafta Arabistan’da yaşanan bir gelişmede, onlarca Suud prensi ve işadamı gözaltına alındı, çok sayıda yetkili görevinden azledildi. Bu gelişmeler bir kez daha kamuoyunun dikkatini bu ülkede devam eden iktidar savaşına çekti.
Arabistan’da Muhammed bin Salman’ın maceracılığı ve bu ülkede iktidarı ele geçirme çabası, Arabistan’da geleneksel aşiret yönetiminin sonu ve Arabistan ve tüm bölgenin geleceğini ve istikrarını tehdit eden monarşi bir düzenin başlaması şeklinde yorumlanıyor.
Bilindiği üzere Muhammed bin Salman geçen Haziran ayında Arabistan veliaht prensi ve amcaoğlu prens Muhammed bin Naif’i azlederek kendini Arabistan’ın yeni veliaht prensi ilan etti ve böylece Arabistan kralı ve babası Salman bin Abdulaziz’in yerine geçmek üzere başlattığı tehlikeli oyunda ilk adımı atarak Suud hanedanı ve dini çevrelerin içinde rakiplerini tasfiye etmeye başladı.
Geçen Eylül ayında Arabistan polisi aralarında Salman Uda ve Avad Karney gibi hatiplerin bulunduğu onlarca dini aktivisti tutukladı. Tutuklanan dini aktivistler halen hapiste yatıyor. Öte yandan Suud rejiminin onlarca din adamının tutuklanmasından sonra sıra bu ülkenin prensleri ve işadamları ve büyük sermaye sahiplerine geldi. Ancak son günlerde Arabistan’da gerçekleştirilen tutuklama dalgası BM’yi tepkiye zorladı.
Siyaset çevreleri Arabistan’da başta şimdiki veliaht prensi Muhammed bin Salman olmak üzere çoğu üst düzey yöneticinin çok sayıda mali fesat dosyası bulunduğundan son tutuklamaların mali fesat dosyaları ile ilgisi olmadığını ve gerçekte Muhammed bin Salman’ın muhaliflerini tasfiye etme operasyonu için bir kılıf oluşturduğunu belirtiyor.
Gerçekte Arabistan’da son günlerde siyaset arenasında yaşanan geniş çaplı değişiklikler kral Salman’ın bu ülkede iktidarı tam olarak ele geçirmek ve Arabistan’da daha da radikalizme sürüklemek için attığı adımları hızlandırdığı şeklinde yorumlanıyor. Öte yandan bu gelişmeler müdahaleci hareketleri şiddetlendirme ihtimalini arttırdığı ve yine Arabistan’ın uluslararası ilişkiler arenasında ölçüsüz davranmasına sebebiyet vereceği düşünülüyor. Nitekim kral Salman’ın bu tür uygulamaları Arabistan’da iktidar savaşını iyice alevlendirdiği gözleniyor. Bu kaygıların çerçevesinde Arabistan’da yeni atamalar ve azletmelerin sadece siyaset arenası ile sınırlı kalmadığı ve güvenlik arenasına da yayıldığı anlaşılıyor ki bu da kral Salman’ın Suud hanedanı içinde Salman’ın iktidarı devretme konusunda gelenekleri çiğnemesi ve iktidarı tamamen kendi tekeline almasına karşı tepkilerden derin kaygı duyduğunu gösteriyor.
Arabistan’da son günlerde gözaltına alınan bazı prensler son aylarda kral Salman’ın Arabistan’da iktidarı tamamen kendi tekeline alma girişimlerine itirazda bulunan prenslerdi. Bu bağlamda muhalif prensler Suud kralı Salman’a hitaben bir mektup yazarak Salman’ın ailesinin ülkede darbe benzeri uygulamalarından duydukları hoşnutsuzluğu dile getirmişti. Ancak kral Salman’ın Arabistan’da iktidarın başına geçtiği günden beri uygulamaları bidat sayılan uygulamalar şeklinde değerlendiriliyor, ki bu da Suud hanedanının Arabistan’da iktidarını olumsuz etkileyeceği ifade ediliyor.
Her halükarda Arabistan’da yaşanan gelişmeler Suud hanedanı içinde ihtilafların iyice tırmandığını gösteriyor ki bu da bu bedevi rejimin daha da sarsıldığını ve çöküş süreci hızlandığını ortaya koyuyor.
Geçen hafta Yemen gelişmeleri, Suud rejiminin Yemen milletine yönelik cinayetlerini şiddetlendirmesi ve Yemen ordusu ve halk güçlerinin Arabistan’ın bu cinayetlerine askeri sahada kesin karşılık vermesinin etkisi altında kaldı. Nitekim Arabistan’ın başkenti Riyad’ın uluslararası Melik Halid havaalanının Yemen ordusunun füzelerine hedef olması pratikte Suud rejimi ve hamilerini derin şoka soktu.
Yemen ordusu ve halk güçleri sözcüsü General Aziz Raşed yaptığı açıklamada, Riyad’ın uluslararası Melik Halid havaalanına atılan füze aslında Suud rejiminin Yemen milletine karşı işlediği cinayetlere verilen cevap olduğunu belirtti.
Gerçekte Suud rejimi ve müttefiklerinin Yemen milletine dayattıkları savaşı şiddetlendirmeleri ve Yemen milletine uyguladıkları kuşatmayı ağırlaştırması Yemen milletini zor durumda bıraktı, ancak ne var ki uluslararası camia bu konudan sadece kaygı duyulduğunu dile getirmekle yetiniyor ve bu yönde hiç bir önleyici adım atmıyor.
Bu şartlarda Arabistan’ın cinayetlerine karşı koymak ve Yemen’e yönelik bu cinayetlerini durdurmak için tek yol Yemen milletinin direnişidir. Bu arada Yemen ordusunun Riyad’ın göbeğinde bir havaalanını hedef alması ise Yemen’in askeri sanayii ve füze gücünün geliştiğini gösteriyor.
Arabistan rejimi Yemen direnişinin ezici darbelerinden şoka girdiği halde Yemen topraklarına yönelik tecavüzünü ve cinayetlerini sürdürüyor. Arabistan rejimi 26 Mart 2015’te Amerika’nın yeşil ışık yakması ve bölgede bazı Arap rejimlerin bir araya gelerek Yemen karşıtı bir ittifak kurmasından faydalanarak Yemen topraklarına saldırdı. Aslında Arabistan Yemen topraklarını kısa sürede ele geçireceğini zannediyordu, fakat Yemen gelişmeleri bu ülkede güç dengeleri Ensarullah hareketi öncülüğünde halk güçlerinin lehine değiştiğini ortaya koydu. Nitekim bu savaş kısa sürede sona ermedi ve pratikte Arabistan için yıpratıcı bir savaşa dönüştü.
Yemen’in Ensarullah hareketi Yemen milletinin direniş simgesi olarak Suud rejiminin savaş uçaklarının düzenlediği hava akınlarına karşı Suud askerlerine ağır darbeler indirmeye başladı. Nitekim şimdi Yemen gelişmeleri Arabistan rejiminin hesapları alt üst olduğunu gösteriyor, öyle ki Suud ordusu Yemen milleti karşısında stratejik hezimetlere uğrarken, bu rejimin hamilerine ve işbirlikçilerine indirilen güçlü darbeler de Arabistan elebaşıları için yenilgi işaretlerini daha da belirgin hale getirmeye başladığı gözleniyor. Bu şartlarda Arabistan ve hamileri ve işbirlikçileri şaşkınlıkla Yemen’de hezimetlerini seyrediyor ve bu hezimetleri etkilemek ve örtbas etmek için de bu kez Yemen’de başta çocuklar, kadınlar ve yaşlı insanlar olmak üzere sivilleri katliam etmeye yöneldiği gözleniyor. Ancak Yemen direnişinin Arabistan’ın bu tür sinsi cinayetlerine gösterdiği tepki, Arabistan’ın bu cinayetleri Yemen’de hezimete uğrama zincirini kıramadığını gösteriyor. Nitekim Yemen direnişinin füze gücü de şimdi saldırgan Arabistan rejiminin kabusuna dönüştüğü gözleniyor.
Geçen hafta şehitlerin efendisi Hz. İmam Hüseyin’in -s- 20 milyonu aşan aşıklarının Erbain günü Kerbela’da bir araya gelmesi, dünyada hak ve hakikatin büyük bayraktarı İmam Hüseyin’e -s- karşı beslenen aşk ve sevgiden eşsiz sahneleri yarattı.
Büyük Erbain yürüyüşünün muhteşem bir şekilde düzenlenmesi bir kez daha İslam dininin canlı ve yapıcı olduğunu ispat ederek bir kez daha dünya halkının dikkatini İslam’ın aslına ve ivmeli hareketine çekti. Büyük Erbain yürüyüşü insanların dini uyanışını açıkça gözler önüne serdi ve başta Şii Müslümanlar olmak üzere İslamî toplumların İslamî uyanış yolunda asla kuşkuya ve gevşemeye kapılmadığını ortaya koydu.
Gerçekte dünyanın 80 ülkesinden 20 milyon ziyaretçinin Kerbela’da bir araya gelmesi dünyanın en büyük buluşmasını şekillendirdi. Bu büyük buluşma aynı zamanda başta Şii Müslümanlar olmak üzere dünya Müslümanlarının vahdetinin canlı oluşunu ve sürekli arenada hazır bulundukları gerçeğini tüm dünyaya gösterdi. Son günlerde başta Batı medyası olmak üzere dünyanın önemli medya organlarının geçtikleri haberlerin başında yer alan bu büyük halk kongresi söz konusu medya organlarında detaylı bir şekilde anlatıldı. Yine bir çok medya organı geçmiş yıllarda düzenlenen Hüseyni Erbain merasimlerine işaretle bu yıl bu büyük etkinliğe katılımın şimdiye kadar görülmemiş düzeyde yüksek olduğunu belirtti ve bu açıdan bu yılki etkinliğin bir rekor sayıldığını vurguladı. Dünyanın çeşitli medya organlarının muhabirleri bu etkinliği Müslümanların büyük seli, şiilerin siyasi mezhebi buluşması, dünyanın en büyük yürüyüşü gibi terimlerle anlattı.
Irak Başbakanı Haydar İbadi ise yaptığı açıklamada, Kerbela aşkı, Kerbela hadisesinin sadece din ve mezheple ilgili olmadığını ve tüm beşeriyete ait olduğunu belirtti. İmam Hüseyin -s- kıyamı insanları esaret ve kölelikten kurtarmak için gerçekleştiğini belirten Başbakan İbadi, tüm Müslümanların sadece sözde değil, amelde de Hüseyni davranmaları gerektiğini vurguladı.
İran Cumhurbaşkanı birinci yardımcısı İshak Cihangiri de yaptığı açıklamada, Hüseyni Erbain yürürüşü Şii Müslümanların barıştalep olduklarını tüm dünyaya gösterdiğini ve İran milleti bu mesajın baş habercileri olduğunu belirtti. Irak’ın Necef kentinde bu büyük yürüyüşe katılan Cihangiri, Hüseyni Erbain yürüyüşünü Aşura kıyamını korumak için eski bir gelenek niteledi ve bu merasimin şimdi İslam dünyasının simgelerinden birine dönüştüğünü vurguladı.
İran’da kameri 20 Safer 1439 ve miladi 9 kasım 2017, Hz. İmam Hüseyin -s- ve vefakar arkadaşlarının Kerbela çölünde şehadetinin kırkıncı günü Erbain yıldönümüydü.