Aralık 01, 2017 17:53 Europe/Istanbul

Geçen hafta Filistinlilerin Filistin ülküsünü ilerletmeye ve Filistin’in uluslararası arenalarda konumunu geliştirmeye vurgu yapmalarının etkisi altında kaldı.

Filistin gelişmelerinden sonra Arabistan gelişmeleri ve bu ülkede cereyan eden iktidar savaşına ve kral Salman ve oğlu Muhammed bin Salman’ın iktidarda tekelci uygulamaları ve muhtemelen Muhammed bin Salman’ın babasının yerine bu ülkede iktidarın başına geçmesine göz atmak istiyoruz.

Geçen hafta Yemen gelişmeleri de Suud rejiminin cinayetleri ve Yemen milletinin saldırgan Suud rejimine karşı direnişe vurgu yapmalarının etkisi altında kaldı.

Bu arada Irak’ta tekfirci IŞİD terör örgütünün yolun sonuna gelmesi de siyaset ve medya çevrelerinde geniş yankı buldu ve IŞİD’in Irak’ta hezimete uğraması pratikte bu tekfirci terör örgütüne destek veren güçlerin tüm hesaplarını altüst etti. Irak milletinin IŞİD’e karşı bu zaferi dikkatleri bölgede halk direnişinin bölge dışından dayatılan komploları etkisiz hale getirmekte etkili olduğuna çekti. Bölge dışı güçler bölgeye ihraç ettikleri terörle birlikte şom hedeflerine ulaşmayı amaçlıyordu.

Bölgenin kanayan bir başka yarası Bahreyn’de ise gelişmeler, Bahreyn milletinin zalim Halife rejimine karşı itirazlarının devam ettiğini ve bu milletin başlattıkları kıyamı sonuca ulaştırmakta kararlı olduğunu gösteriyordu.

15 Kasım 1988 Filistin bağımsızlık bildirisinin yayımlandığı gündür. Bu gelişme gerçekte Filistin milletinin başlattığı ilk intifada hareketinin getirilerinden biriydi ve zemini Filistinlilerin uluslararası arenalarda daha fazla diplomatik zafer elde etmelerine hazırladı.

Gerçekte intifada hareketi Filistinliler için siyasi açıdan bir çok getirisi oldu. Bu çerçevede 8 Aralık 1987 tarihinde, yani Filistin milletinin siyonist rejim İsrail’e karşı taş intifadası adı altında Gazze şeridinin kuzeyinde başlattığı ilk intifadası Filistin milletine siyasi mücadele arenasında bazı kazanımları getirdi.

Filistin devletinin tanınması, Filistin kurtuluş ordusu Kasım 1988’de Cezayir’in başkentinde düzenlediği olağanüstü oturumda Filistin’in bağımsızlık bildirisini yayımlayarak Filistin devletinin kuruluşunu ilan etmesinin ardından gerçekleşti.

Filistin’in bağımsızlık bildirisinde Filistin devletinin Beytulmukaddes başkentliğinde kuruluşu yer alıyordu. Bu bildiriyi takiben BM genel kurulu da bir kararname onaylayarak Filistin milli konseyinin 15 Kasım 1988’de Filistin devletinin kuruluşunu ilan etmesini onayladı ve Filistin’in bir devlet olduğunu vurguladı. BM genel kurulunun bu kararı uluslararası camia tarafından da olumlu karşılandı.

Son yıllarda Filistin’in gelişmeleri direniş sayesinde Filistin milleti için diplomatik arenada başarılarında yeni bir dönemi başlattı. Bu başarılar tamamen Filistin milletinin direnişinin siyasi alanda ve siyonist düşmana karşı askeri sahada getirdiği kazanımları sayesinde gerçekleşti.

Gerçekte uluslararası arenadaki gelişmeler ve dünya camiasının daha da Filistin milletinin haklarına destek vermesi, Amerika ve korsan İsrail’in Filistin karşıtı politikalarının daha da hezimete uğradığının göstergesidir.

Bu şartlarda Filistin milli konseyi Filistin’in bağımsızlık bildirisinin yayımlandığı günün yıldönümünde bir bildiri yayımladı ve Filistin’in bağımsızlığı ve Filistinli mültecilerin anavatanına geri dönmesi ve Kudüs başkentli bağımsız Filistin devletinin kurulması yönünde çabaların sürdürülmesi zaruretine vurgu yaptı. Bildiride 15 Kasım 1988 tarihinde yayımlanan Filistin bağımsızlık bildirisi Filistin milletinin fedakarlıkları ve kahramanca direnişleri sayesinde elde edilen bir zafer olduğu ve Filistin milleti sonunda milli bir kazanım elde ettiği ve zemini bu milletin mücadelelerini yeni bir merhaleye taşımaya hazır hale getirdiği ve yolu uluslararası camianın Filistin devletini tanıması için açtığı kaydedildi.

Öte yandan Filistin özerk teşkilatı Başkanı Mahmut Abbas da Filistinli grupların arasında milli vahdetin korunma zarureti ve hep birlikte direnmelerine işaret ederek bağımsız Filistin devletinin kurulması zaruri ve inkar edilemez bir durum olduğunu belirtti.

Mahmut Abbas açıklamasında bugün dünya Filistin milletinin haklarını ve özellikle Filistin milletinin kendi kaderini belirleme ve özgürlüğüne ve istiklaline kavuşma hakkını daha iyi anladığını vurguladı.

Filistin özerk teşkilatı Başkanı Mahmut Abbas, Filistin devleti Filistinli grupların direnişinin sayesinde pratikte kurulduğunu ve dünya camiası tarafından da tanındığını ifade etti.

Geçen hafta medyaya yansıyan bazı haberler Arabistan’ın önümüzdeki günlerde başta veliaht prensi Muhammed bin Salman’ın babasının yerine geçmesi olmak üzere önemli siyasi gelişmelere gebe olduğunu gösterdi.

Arabistanlı ünlü internet aktivisti ve bu ülkeyi eleştiren ve bir çok gizli yönünü ifşa eden Müçtehid adlı aktivist, Suud kralı Salman bin Abdulaziz’in önümüzdeki günlerde oğlu Muhammed bin Salman’ın lehine iktidardan çekileceğini gündeme getirdi.

Müçtehid geçen Cuma günü kral Salman bin Abdulaziz’in yaz tatilini geçirmek üzere gitmek istediği Fas seyahatinin üç gün gecikmesine işaretle şöyle yazdı: muhtemelen Suud kralı Fas’a gitmeden önce oğlu Muhammed bin Salman’ın lehine iktidardan çekilecektir.

Bu arada siyaset çevreleri Arabistan’da son haftalarda başlayan prensleri tutuklama operasyonunu Muhammed bin Salman’ın hiç bir muhalefetle karşılaşmaksızın iktidarın başına geçme çabası olarak değerlendiriyor. Ancak bu süreçte üzerinde durulması gereken önemli nokta, Arabistan’da iktidar savaşı ve siyasi hesaplaşmaların kanlı boyut kazanmasıdır.

Arabistan’da son dönemde oldukça şaibeli gelişmeler yaşanıyor. Bu gelişmelerden biri Asir bölgesinin yetkililerinden Mansur bin Mukren’in bölgede şaibeli bir helikopter kazasında öldürülmesiydi. Yine prens Abdulaziz bin Fehed’in de gözaltında bulunduğu sırada öldürülmesi de Suud hanedanı içinde siyasi hesaplaşmalardan biri olarak değerlendiriliyor.

Bundan başka Arabistan’ın önceki kralı Abdullah’ın oğlu Mut’ab bin Abdullah da diğer beş prensle birlikte gözaltına alındıktan bir gün sonra işkence ve darp edilme yüzünden hastaneye sevkedildi.

İngiltere’de yayımlanan The Guardian gazetesi ise Arabistan’da Suud prenslerin geniş çapta gözaltına alınmasını bu ülkede yumuşak darbe olarak değerlendirdi ve Suud hanedanı içinden bir kaynaktan naklen Suud kralı Salman’ın önümüzdeki günlerde iktidardan çekileceğini ve oğlu Muhammed bin Salman’ı iktidarın başına getireceğini yazdı.

Geçen hafta BM bir kez daha Yemen’in ana limanlarının kapatılmasının doğuracağı vahim sonuçları ve Yemen’de insani faciaya yol açacağı hakkında uyarıda bulundu.

BM’nin Yemen’de insani işler temsilcisi Jamie Mc Goldrick konu ile ilgili yaptığı açıklamada, Yemen’de ana limanların kapalı kalması ve Yemen milletine yönelik sürekli ve art arda saldırılar bu insanları pratikte ciddi tehlikelerle karşı karşıya bıraktığını belirtti.

Bilindiği üzere Arabistan rejimi Amerika ve bazı Batılı ve Arap hamilerinin desteklerini arkasına alarak Mart 2015’te Yemen topraklarına askeri tecavüzde bulundu ve bu ülkeyi Yemen’in istifa eden kaçak Cumhurbaşkanı Mansur Hadi’yi yeniden iktidarın başına getirme bahanesi ile karadan, havadan ve denizden abluka altına aldı.

Bu savaş yüzünden Yemen siyasi istikrarını kaybetti, ülkeyi şiddet olayları ve güvensizlik sardı ve bazı bölgeleri Arabistan ve Batı’nın desteklediği teröristlerce işgale uğradı ve daha da önemlisi Yemen genelinde insani facia tetiklendi. Arabistan’ın dayattığı bu savaş yüzünden binlerce Yemenli hayatını kaybetti, binlerce Yemenli yaralandı ve milyonlarca Yemenli de mülteci durumuna düştü. Bu savaş yüzünden Yemen’in altyapı tesislerinin %80 kadarı tamamen çöktü. Şimdi ise Yemen’in 24 milyonluk nüfusundan 21 milyonu acilen insani yardımları bekliyor. Ancak ne var ki BM teşkilatı ve bağımlı kurumları Yemen krizi hakkında bunca uyarıda bulunmalarına rağmen bu teşkilat şimdiye kadar bu krizi durdurmak için hiç bir ciddi girişimde bulunmadı. Bir başka ifade ile BM Yemen krizi konusunda en pasif tutumunu sergiledi.

Geçen hafta Irak Başbakanı Haydar İbadi, Anbar eyaletinin Rava kentinin tekfirci IŞİD terör örgütünün işgalinden kurtarılması dolayısıyla Irak milletini kutladı. Irak güvenlik güçleri geçen Cuma günü Rava kentini tamamen IŞİD işgalinden kurtarmayı başardı.

Irak içişleri Bakanı Kasım Araci de Rava kenti kurtarıldıktan sonra bir açıklama yaparak IŞİD’in Irak’ta işi bittiğini belirtti.

Bundan önce de Irak ordusu ve halk güçlerinin IŞİD terör örgütüne karşı art arda zafer kazanması ve Irak’ın işgal altındaki bölgeleri tekfirci IŞİD terör örgütünün işgalinden kurtarmasının ardından Başbakan İbadi Irak’ta tekfirci terörün kesin hezimetini cari yılın sonuna kadar ilan edeceklerini açıklamıştı.

Gerçekte Irak milleti, ordusu, hükümeti ve halk güçlerinin işbirliği IŞİD terör örgütünün Irak’ta tam yenilgiye uğramasında etkili etken oldu. Irak yetkilileri ise Irak halk güçleri Haşed-ul Şaabi, güvenlik güçleri ve hükümetten oluşan ortak gücün etkisini gözeterek 2017 yılını Irak’ta IŞİD’in sonu ilan etmişti ki bu sözün gerçekleşmesi yapılan tahminleri doğru çıkardı.

Geçen hafta Bahreyn milli vefak cemiyeti, Halife rejiminin cemiyetin genel sekreteri Şeyh Ali Salman’a Katar için casusluk yapma suçlamasını yöneltmesini eleştirerek suçlamanın mesnetsiz ve uydurma olduğunu açıkladı.

Halife rejiminin illegal uygulamalarına işaret eden Bahreyn milli vefak cemiyeti, Bahreyn halkı ülkelerinde demokrasi istediğini ve istibdada karşı olduklarını ve Bahreyn’de güç ve servetin belli bir kesimin tekelinde olmasını istemediklerini ve bu ülkede fesat ve milli servetin yağmalanmasına son verilmesini ve özellikle yargı sisteminin ıslah edilmesini istediklerini vurguladı.

Bahreyn başsavcısı Bahreyn milli vefak cemiyeti üyeleri Şeyh Ali Salman, Şeyh Hasan Sultan ve Ali Asud’un dosyasını Halife rejimini devirmek amacıyla Katar devleti için casusluk yapma suçlaması ile Bahreyn ağır ceza mahkemesine sevketti. Dosya sanıklarının ilk duruşması 27 Kasım’da düzenlenecek. Bu arada Bahreyn milli vefak cemiyeti genel sekreteri Şeyh Ali Salman dört yıllık hapis cezasının üçüncü yılını hapiste geçiriyor.

Bahreyn’de Halife rejimi uydurma iddialar ve güvenlik kumpasları ile bu ülkede dini ve siyasi aktivistleri bastırma zemini hazırlamaya çalışıyor. Bu yüzden şimdiye kadar yüzlerce Bahreynli vatandaş mesnetsiz suçlamalarla tutuklanarak hapse atıldı. Bahreyn milleti 14 Şubat 2011’de zalim Halife rejimine karşı kıyam başlattı. Ancak Halife rejimi halkın haklı taleplerine kulak vermek yerine ülkeye güvenlik atmosferini hakim kılarak kendi halkını bastırmaya başladı. Ancak Halife rejiminin tüm baskılarına rağmen Bahreyn halkı haklı talepleri doğrultusunda itirazlarını genişleterek sürdürüyor.

Halife rejimi şimdi de bir başka sahtekarlıkta ve Katar yönetimi ile anlaşmazlıklarını fırsat bilerek bu konudan Bahreyn halkının başlattığı kıyamın liderlerini casusluk suçlaması ile tasfiye etmeye çalışıyor. Bahreyn’de siyaset çevreleri milli vefak cemiyeti genel sekreteri Şeyh Ali Salman’a yöneltilen casusluk suçlamasını Bahreyn’in Katar yönetimi ile siyasi hesaplaşması çerçevesinde değerlendiriyor.

Her halükarda Halife rejimi her türlü yola baş vurarak Bahreyn halkı ile liderlerinin arasını açmaya çalışıyor, fakat Halife rejiminin acemice uydurduğu senaryoları daha çok sahtekar mahiyetini ifşa etmeye yaradığı anlaşılıyor.