Ortadoğu gelişmeleri
Geçen hafta Filistin gelişmeleri, en önemli bileşeni bağımsız Filistin devletinin kuruluşu olan Filistin ülküsüne verilen uluslararası desteklerin etkisi altında kaldı.
Amerika, korsan İsrail ve Arabistan elebaşılığındaki Arap liderlerin Filistin topraklarında bağımsız Filistin devletinin kurulmasını yok saymaya çalışması, İsrailli bir bakanın Sina çölü Filistinlilerin iskanı için en uygun yer olduğunu ileri sürmesi ile birlikte bu konu ile ilgili kaygıları arttırdığı gözleniyor. Nitekim bölge gelişmeleri de Filistin milleti ve Arap ülkelerine yönelik de geniş çaplı komploların yürütüldüğünü gösteriyor.
Korsan İsrail’in sözde sosyal eşitlik Bakanı Gila Gamliel geçen hafta Filistin devletinin Sina çölünde kurulmasını gündeme getirdi. Ancak bu açıklama uluslararası arenada geniş tepkilere neden oldu.
Siyonist rejimin Filistin milletinin haklarını tam olarak yok etmek ve Filistin devletinin kurulmasını gündemden çıkarmak için izlediği politikalara gösterilen tepkilerin devamında BM genel sekreteri Antonio Guterres Filistin milleti ile dayanışma gününde bağımsız Filistin milletini desteklediğini açıkladı.
BM genel sekreteri Antonio Guterres 29 kasım dünya Filistin milleti ile dayanışma günü dolaysıyla yayımladığı mesajında artık bağımsız Filistin devletinin kurulma zamanı geldiğini belirtti. Antonio Guterres mesajında şu ifadelere yer verdi: Filistin meselesi BM tarihi ile bütünleşen ve bu teşkilatın gündeminde çözümlenmemiş en uzun meseledir.
Antonio Guterres mesajında bugün BM genel kurulunun 181 sayılı kararnamesinin onaylanması üzerinden yetmiş yıl geçtiği halde hala bağımsız ve egemenlik hakkı olan Filistin devleti kurulmadığını vurguladı. Mesajda ayrıca Filistin topraklarında işgalin son bulması gerektiği vurgulandı.
29 kasım günü dünya Filistin milleti ile dayanışma günüdür. 29 kasım günü her yıl Filistin topraklarının bölündüğü kararnamenin çıkarıldığı gün gibi acı günleri hatırlatan gündür. Ancak bu gün aynı zamanda Filistin milleti ile dayanışma günü ve yine Filistin’in BM’de gözlemci üye ülke olarak kabul edildiği gündür. 29 kasım 1947’de BM Filistin topraklarının bölünmesini öngören kararnameyi onayladığı gündür. Bu kararnameye göre Filistin toprakları ikiye bölündü. BM genel kurulu bu toprakların önemli bir bölümünü sözde Yahudi devleti ve diğer bölümünü de Filistin devletine tahsis etti. Gerçi bu adil olmayan kararnamede Filistin milletinin derin mazisi gözardı edilerek yarısı bu millet ve diğer yarısı da siyonistler için ayrıldı, fakat Mayıs 1948 tarihinde siyonistler hatta Filistin milletine tahsis edilen diğer yarısının bile Filistinlilere verilmesini tahammül edemedi ve Filistin’in tümünü işgal ederek bağımsız Filistin devletinin kurulmasını engelledi ve bu engelleme bugüne kadar devam etti. Bu doğrultuda gerçi BM genel kurulu 1977’de bir kararname çıkararak 29 kasım gününü Filistin milleti ile dayanışma günü ilan etti, fakat tarih hiç bir zaman Filistin milletine bu teşkilatta temeli atılan zulmü unutmadı.
Siyonist rejim tarafından yürütülen işgalcilik ve yayılmacı politikalar ve hakikatlerin tahrif edilmesi, kamuoyunun ilgisini bu konuya daha fazla çekmeye başladı ve dünya camiası işgalci ve sahtekar bir rejimle karşı karşıya bulunduğunu ve BM yetkilileri ve çeşitli kurumlarının siyonistlere karşı tutumu da İsrail’in sahtekarlığına gösterilen tepki olduğunu anladı.
Kuşkusuz Filistin milletinin direnişi uluslararası camianın bu milletin ülkülerine yönelmelerine ve daha fazla destek vermelerine sebep oldu.
Geçen hafta Bahreyn gelişmeleri ile ilgili haberler Bahreynli şii alim Ayetullah İsa Kasım’ın sağlık durumunun vahametini ortaya koyunca kamuoyunu bu konudan kaygılandırmaya başladı ve bu haberler bölge haberlerinin başında yer almaya başladı.
Aslında son günlerde ev hapsinde bulunan Ayetullah İsa Kasım’ın sağlık durumunun kötüye gittiği hakkında bir çok haber medyaya yansıdı. Bahreynli siyasi aktivist ve hekim İbrahim Aradi geçen Pazartesi günü bir açıklama yaparak Ayetullah İsa Kasım’ın iç kanaması geçirdiğini ve ameliyat olması gerektiğini belirtti.
Lübnan şiileri İslamî yüksek meclisi Başkanı Şeyh Abdulemir Kaplan bir bildiri yayımlayarak Halife rejimi Ayetullah İsa Kasım’ın sağlık durumundan sorumlu olduğunu belirtti. Şeyh Kaplan BM ve diğer uluslararası kurum ve kuruluşlardan ve ayrıca insan hakları örgütlerinden Şeyh Kasım’ın hayatını kurtarmak için acilen harekete geçmelerini istedi.
Halife rejimi Şeyh İsa Kasım’ı vatandaşlıktan çıkardıktan sonra haziran 2016’dan beri onu Daraz semtinde ve ikametgahında ev hapsinde tutuyor ve hatta Bahreyn halkının bu bölgede Cuma namazı kılmalarını engelliyor.
Bahreyn insan hakları merkezi, Halife rejiminin sıkı güvenlik tedbirleri, hekimlerin Şeyh İsa Kasım’ın sağlık durumunu izlemelerine mani olduğunu açıkladı.
Bahreyn 14 Şubat 2011’den beri zalim Halife rejimine karşı başlayan kıyama sahne oluyor. Bahreyn halkı ülkelerinde adalet istiyor ve ayrımcılıklara son verilerek halkın seçtiği bir nizamın işbaşına gelmesini talep ediyor. Ancak Halife rejimi halkın itirazlarını bastırmak için bu ülkede çok sayıda muhalif lideri tutuklayarak onları fişliyor ve uzun süreli hapis cezasına çarptırıyor.
Öte yandan Bahreyn halkının Ayetullah Şeyh İsa Kasım’ın ev hapsi ve evinin etrafında güvenlik tedbirlerinin artırılmasından duydukları kaygı, Halife rejimine yönelik itirazlarının şiddetlenmesine yol açtığı anlaşılıyor.
Halife rejimi Şeyh İsa Kasım’ı ev hapsinde tutmakla yetinmedi ve bunun yanı sıra başkent Maname’nin yakınında bulunan Daraz semtini de yasak bölge ilan etti. Aslında Halife rejimi bu kararı ile Bahreyn halkı ile liderlerinin arasını açmaya çalıştı, fakat Halife rejiminin bu tür siyasi ve güvenlik senaryoları daha çok sahtekar ve şiddet yanlısı mahiyetini ifşa etmeye başladı. Halife rejimi Bahreyn halkının kırmızı çizgilerini aşmak, yani kıyamın liderlerini tutuklamakla Bahreyn’de başlayan itirazların alevlerini daha da alevlendirdi ki bu da durumun hakimiyetinin Halife rejiminin elinden daha da çıkmasına yol açtı.
Aslında Bahreyn gelişmeleri bu ülkede siyasi durumun Halife rejiminin Amerika ve Arabistan’ın yeşil ışık yakmasının ardından yaptığı yanlış hareketler ve şiddet uygulamaları yüzünden daha da gerginleştiğini gösteriyor. Öte yandan Bahreyn halkının Şeyh İsa Kasım’ın kaderinden kaygı duymaya başlaması Halife rejimine yönelik bir uyanıdır, şöyle ki Halife rejiminin her türlü ölçüsüz hareketi bu ülkede itirazları daha da alevlendirecektir. Halife rejimi Şeyh İsa Kasım’ı halktan ve toplumdan uzak tutarak kendisine karşı şom komplolarını uygulamak istiyor. Bu şartlarda Bahreyn halkı protesto eylemlerini sürdürerek Halife rejimine tepkilerini gösteriyor ve Şeyh isa Kasım’a yönelik her türlü yanlış hareketten bu rejimi sorumlu tutacakları uyarısında bulunuyor.
Her halükarda Bahreyn gelişmeleri, bu ülkede Halife rejiminin çöküşü için geri sayımın çoktan başladığını gösteriyor, nitekim gözlemciler de bunu itiraf ediyor. Amerikalı yazar Michael Springman, Şeyh İsa Kasım’ı vatandaşlık hakkından mahrum bırakmak ve Bahreyn’in siyaset arenasından silmek için çaba harcamak, Halife rejiminin kendi bekası için çifte çaba harcadığını, oysa Halife hükümetinin sonu için saatin harekete başladığını belirtti.
Arabistan’ın Yemen milletine dayattığı barbarca savaş üç yıldır sürüyor ve Suud hanedanı uluslararası camianın bu yıkıcı savaşın siyasi yollardan çözümlenme talebini gözardı ederek Yemen’de çocukları katletmeye ve soykırım uygulamaya devam ediyor.
Ancak Arabistan’ın Yemen milletine yönelik cinayetleri bölgede ve dünyada artan tepkilerle karşılaşıyor. Bu bağlamda Arap siyasi partilerin genel oturumunda Arabistan’ın başını çektiği ittifaka üye olan ülkelerin uluslararası Lahey mahkemesinde yargılanmalarını istedi.
Arabistan BAE ve diğer bir kaç Arap ülkenin destekleri ve Amerika’nın yeşil ışık yakmasının ardından Mart 2015’te Yemen topraklarına saldırdı ve aynı zamanda bu ülkeyi karadan, denizden ve havadan abluka altına aldı.
Arabistan’ın Yemen milletine dayattığı savaşta şimdiye kadar on binlerce Yemenli sivil, kadın ve çocuk hayatını kaybetti, on binlercesi de yaralandı.
Arap siyasi partilerin ilk genel oturumu 1996 yılında Ürdün’ün başkenti Amman’da düzenlendi. Bu oturum Ürdün’ün El mustakbel partisinin inisiyatifi ile gerçekleşti ve 57 Arap siyasi parti oturuma katıldı.
Bu arada BM koordinasyon işleri bürosu sözcüsü Arabistan rejiminden Yemen’de çocuklara yönelik saldırıları durdurmasını istedi.
UNICEF de Yemen’de çocukların içinde bulunduğu feci şartlara işaret ederek Arabistan’ın dayattığı savaşı zayıf ve mazlum insanlara dayatılan savaş niteledi.
Yemen’de Mart 2015’ten bu yana 5 bin Yemenli çocuk ya öldü, ya da ağır şekilde yaralandı. Bu savaş sırasında binlerce okul ve sağlık merkezi de ya hasara uğradı, ya da tamamen yıkıldı. Gerçekte Arabistan rejimi Yemenli çocukları katlederek Yemen milleti arasında panik yaratmaya ve yayılmacı politikalarına karşı teslim olmaya zorlamak istiyor.
Bu bağlamda İrlanda’nın başkenti Dublin’de yayımlanan bir gazete de BM’ye bağlı üç kurumun başkanları Yemen’de vahim durum hakkında ortak bir bildiri yayımladıklarını belirterek Yemen’de savaş çocuklara karşı yürütülen bir savaş olduğunu belirtti.
Aslında Arabistan rejiminin Yemen’de izlediği hedeflerine ulaşmamasının ardından bu rejimin bu başarısızlığını örtbas etmek için işlediği cinayetler daha da korkunç boyutlara ulaştı. Bu durum, dünya halkı Suud rejiminin Yemen’de başta çocuklar olmak üzere Yemen milletine karşı cinayetleriyle yarattığı trajik duruma şahit olmalarına yol açtı.
Öte yandan Yemen krizine bakıldığında uluslararası camianın bir nevi pasif tutumu ve Suud rejiminin geniş çaplı cinayetlerine karşı umursamazlığı göze çarpıyor. Yemen krizi konusunda bir çok uluslararası kurum ve kuruluş Arabistan hamisi Batılı devletlerin destekleri veya Suud rejiminin rüşvetleri veya tehditleri yüzünden Arabistan’ın Yemen’de işlediği korkunç cinayetlerin verilerini ve raporlarını yayımlamaktan kaçındıkları gözleniyor. Bu kurum ve kuruluşların her biri Arabistan rejiminin Yemen’de işlediği cinayetlerin sadece küçük bir bölümünü yansıtıyor.
Gerçekte Arabistan rejimi kamuoyunun tepkilerinden çekinerek bu rejime destek veren hamilerinin yardımları ve türlü yollardan Yemen’de işlediği cinayetlerin derinliğinin ifşa edilmesini engellemeye çalışıyor. Nitekim Arabistan ve hamilerinin uluslararası kurum ve kuruluşların Yemen’de araştırma yapmalarını engellemeleri de Yemen’de yaşanan facianın boyutlarının gün ışığına çıkmasını engelliyor. Bu arada uluslararası kurum ve kuruluşların pasif tutumu Suud rejimini Yemen’de cinayetlerini işlemekte daha da küstahlaştırıyor.
Bu arada Arabistan Yemen’de bunca açık cinayet işlerken başta BM olmak üzere uluslararası kurum ve kuruluşların bu cinayetlerin karşısında şaşkın tavırları dikkat çekiyor. BM ilkin Arabistan adını çocuk haklarını ihlal eden rejimlere aldı ve hemen sonra bu listeden çıkardı ve ardından yeniden bu rejimin adını söz konusu listeye aldı. Bu tavır, BM ve diğer uluslararası kurum ve kuruluşların aslında kamuoyuna oyun oynadığını gösteriyor.