Ortadoğu gelişmeleri
Geçen hafta Ortadoğu gelişmeleri en çok ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’le ilgili kararı, Yemen’in eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’in ölümü ve ayrıca Kuveyt’te düzenlenen ve çok kısa süren FKİK liderler zirvesinin etkisi altında kaldı.
Amerika Başkanı Donald Trump geçen Çarşamba günü bölgede ve dünyada geniş çaplı muhalefetlerine karşın Kudüs’ü korsan rejim İsrail’in başkenti olarak tanıdığını ilan etti ve Amerika’nın Tel aviv’deki büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması yönünde talimat verdi.
Amerika Başkanı Trump bu kararını açıkladıktan sonra dünya genelinde Amerika ve Trump’a karşı muhalefet ve itiraz sesleri yükselmeye başladı.
Hamas’ın siyasi büro Başkanı İsmail Heniye, Trump’ın Kudüs’ü işgalci İsrail rejiminin başkenti ilan etmesini uzlaşma sürecinin ölümü niteledi.
Amerika Başkanı Trump’ın Kudüs’ü korsan İsrail’in başkenti olarak tanımasına tepkilerin devamında Hamas lideri İsmail Heniye bu kararı uzlaşma sürecinin ebedi ölümü niteledi.
Heniye, artık asrın anlaşması vasaire diye bir şey olmadığını ve tüm bunlar ebediyen defnedildiğini belirtti.
Hamas lideri Heniye Kudüs ve Filistin’e yönelik yeni komplo ile mücadele için yeni stratejilerin belirlenmesini istedi.
Heniye, aslında Kudüs’ü başkenti ilan edecek İsrail adında bir devlet olmadığını bundan böyle Kudüs ve Batı Şeriayı kurtarma adında dördüncü intifada başlayacağını vurguladı.
Bu gelişmenin ardından Filistin topraklarında Amerika ve korsan İsrail karşıtı protesto eylemleri başladı. Bu arada Filistin Sağlık Bakanlığı, Batı şeria, Gazze şeridi ve Kudüs’te düzenlenen Kudüs’e destek eylemlerinde 4 Filistinli şehit ve bini aşkın Filistinli de yaralandığını duyurdu.
Filistin Sağlık Bakanlığı, Perşembe ve Cuma günü düzenlenen eylemlerde 954 yaralı ayakta tedavi gördüğünü, 160 yaralı hastanelere kaldırıldığını, hastanelere kaldırılan yaralılardan beşinin durumu vahim olduğunu belirtti. Filistin genelinde Filistinli gençlerle siyonist askerlerin arasında çatışmaların devam ettiği belirtildi.
Aslında Amerika Başkanı Trump’ın Kudüs’le ilgili ahmakça kararına yönelik muhalefetlerin çeşitli sebepleri bulunuyor. İlk sebep Trump’ın bu kararı uluslararası hukuk ve yasalara aykırı olması ve özellikle BM kararnamelerini ihlal etmesi ve bir nevi bu teşkilatın itibarını zedelemesidir. BM şimdiye kadar Kudüs hakkında toplam 15 kararname çıkardı. Bu kararnamelere göre Kudüs Araplarla siyonistlerin arasında paylaşılan bir kenttir. Dünya camiasına göre ise Müslümanların kutsal mekanları içinde yer alan Kudüs’ün doğusu Filistin’in başkenti olarak bilinmektedir. Bu bağlamda Fransa’da yayımlanan Lomond gazetesi Perşembe günkü sayısının baş yazısında Amerika Başkanı Trump’ın Kudüs’le ilgili açıklamasında Doğu Kudüs’ten Filistin başkenti olarak asla söz etmediğini yazdı. Gazete, Trump Kudüs’ün İsrail’in başkenti olduğunu “bir gerçek” nitelediğini, bu mantıkla uluslararası hukuk ve yasalar ihlal edilirken işgal altındaki Filistin topraklarında inşa edilen siyonist yerleşkeler bir gerçek telakki edildiğini, buna göre de Trump’ın dış politikasında uluslararası hukuka yer olmadığını vurguladı.
Amerika Başkanı Trump’ın Kudüs’le ilgili kararına yönelik muhalefetlerin ikinci sebebi, bu kararın Ortadoğu bölgesinde uzlaşma süreci üzerindeki etkisiyle ilgilidir. Trump’ın kararına karşı çıkan tüm muhalifler bu karar Filistinlilerin korsan İsrail ile barış müzakerelerinden çekilmesine yol açacağını ve bir başka ifade ile artık barış müzakereleri diye bir şey olmayacağını belirtiyor.
Trump’ın kararına yönelik muhalefetlerin üçüncü sebebi ise bu kararın Ortadoğu bölgesinde şiddet ve radikalizmi körükleyebileceğidir. Zira Beytulmukaddes Filistinlilerin dini kimliğinin simgesi ve Müslümanların birinci kıblesidir ve bu yüzden bu kentin ayrılmasını benimsemeyecekleri kesindir. Nitekim Rus strateji uzmanı İlena Soponina, Amerika Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmesi ile aslında ateşle oynadığını belirtti.
Türkiye Amerika’nın Kudüs’le ilgili entrikasına tepki olarak İslam İşbirliği Teşkilatı İİT üyelerini İstanbul’da acil oturuma davet etti.
Konu ile ilgili açıklama yapan cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın, 13 Aralık Çarşamba gününü bu oturum için önerdi. Kalın Kudüs Müsülmanların kırmızı çizgisi olduğunu ve İsrail’in başkenti ilan edilmesi vahim bir hata olduğunu ve ağır sonuçlara yol açacağını kaydetti.
İİT dönem başkanlığını yürüten Türkiye bu kararı Amerika Başkanı Donald Trump’ın Çarşamba günü Kudüs’ü korsan İsrail’in başkenti ilan etme ihtimaline karşı gösterdiği tepkide aldı.
İran’ın Ankara Büyükelçisi Muhammed İbrahim Taherianferd, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın Kudüs oturumu 12 ve 13 Aralık’ta İstanbul’da düzenleneceğini açıkladı.
Taherianferd, İİT oturumu üst düzey uzmanların, Dışişleri Bakanları ve ardından liderler seviyelerinde gerçekleşeceğini kaydetti.
Amerika dış ilişkiler konseyi Başkanı Richard Has da Amerika’nın Kudüs politikasını değiştirmesi yeni bir şiddet kaynağı olabileceğini açıkladı.
Geçen hafta Yemen’in eski diktatörü ve 2011 yılında başkent Sana’da düzenlenen bir patlamadan sağ kurtulan Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih Pazartesi günü öldürüldü. Yemen içişleri bakanlığı geçen Pazartesi günü bir bildiri yayımlayarak bu ülkenin eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’in ölüm haberini doğruladı. Bildiride Yemen içişleri bakanlığı, Ali Abdullah Salih Sana’nın Sanhan bölgesine varır varmaz Yemen güvenlik güçleri Salih’i tutuklamak için harekete geçtiği, ancak çıkan çatışmada Ali Abdullah Salih beraberindeki iki kişi ile birlikte öldürüldüğünü ve ona eşlik eden bir kaç kişinin de tutuklandığını belirtti.
Yemen’in eski diktatörü Ali Abdullah Salih aslında kişisel ihanetleri sonucu bu kadere mahkum oldu. Salih geçen Cumartesi günü Yemen’de yeni bir fitnenin ateşini yakarak Suud rejimi ve BAE ile gizlice irtibat kurmuştu. Bazı çevreler de Ali Abdullah Salih’in Riyad ve Ebu Dabi’den aldığı gizli talimat ve plan çerçevesinde bu iki rejimden gizlice silah aldığını ve kendisine bağlı güçleri Ensarullah güçleri ile savaşmak için eğittiğini açıkladı.
El-Bena haber sitesinde bir makale yayımlayan Muhammed Sadık Hüseyni Yemen’in eski diktatörü Ali Abdullah Salih’in Ensarullah hareketine karşı darbenin perde arkasını ifşa ederek şöyle yazdı: Yemen’de Ensarullah hareketine karşı darbe planı yaklaşık 8 ay önce ve Ebu Dabi veliaht prensi Muhammed bin Zayed ve Ali Abdullah Salih’in oğlu Ahmet’in Ebu Dabi’de buluşmasından sonra gündeme geldi ve darbe planını Muhammed bin Zayed önerdi. Darbe planına göre Ali Abdullah Salih taraftarı 1200 kişinin askeri eğitimi BAE’nin Aden kentinde kurduğu askeri üslerde başladı. Bu güçler Sana ve çevresinde eğitim alacak askerlere destek gücü olacak ve darbenin hayata geçirilmesi doğrultusunda bazı görevleri yerine getirecekti.
Yemen’de geçen Cumartesi günü başkent Sana’da başlayan fitne de bu doğrultudaydı.
Geçen hafta Cumartesi günü Yemen’in başkenti Sana Yemen ordusu ve Ensarullah hareketine bağlı güçlerle Ali Abdullah Salih’in yandaşı güçlerin arasında çatışma başladı. Bu çatışmalar yüzlerce ölü ve yaralı geride bıraktı. Gerçekte Ali Abdullah Salih, taraftarlarını Ensarullah hareketine karşı isyana çağırmıştı ve aynı zamanda medyaya Arabistan ile müzakere masasına oturmaya hazır olduğunu açıkladı. Aslında Ali Abdullah Salih’in ölümüne neden olan şey, Ensarullah hareketine karşı başlattığı isyandan ziyade düşmanla müzakere etme ve uzlaşmaya hazır olduğunu ilan etmesi oldu. Nitekim Ensarullah hareketinin lideri Abdulmalik Husi başkent Sana’da başlatılan fitneyi ve Salih’in Arabistan rejimi ile müzakere etmeye hazır olduğunu ilan etmesi Yemen milletine karşı büyük ihanet ve komplo olduğunu belirtti.
Stephan Landman ise Global Research sitesinde yazdığı makalesinde Salih’in ölümünü ihanetinin bedeli olarak niteledi. Yemen’de Ali Abdullah Salih’in ölümü ile birlikte siyasi ve güvenlik boyutunda yeni bir dönem başladı. Bu dönem geçmiş yıllardan farklı olabilir.
38. Fars körfezi işbirliği konseyi FKİK liderler zirvesi geçen Salı günü Kuveyt’te düzenlendi. Ancak bu zirve FKİK’nin şimdiye kadar düzenlediği en kısa ve en sönük zirvesi oldu, zira ev sahibi Kuveyt emiri Şeyh Sabah Ahmet Cabir Sabah ve Katar emiri Şeyh Tamim bin Hamd Al-i Sani’den başka FKİK’nin diğer üyeleri zirveye düşük düzeyde katıldı.
Ray El Yom gazetesi bu konuda şöyle yazdı:
Kuveyt emiri Şeyh Sabah Ahmet FKİK liderlerini sorumlulukları ile karşı karşıya getirmek için bu zirvenin düzenlenmesi üzerinde ısrar ediyordu, zira liderler zirvesinin treni Maname’de durmasını ve Kuveyt’in başkentine ulaşmamasını istemiyor ve ayrıca FKİK’nin dağılması ve yenilgisinin sorumlusu da gösterilmek istemiyordu. Bir başka ifade ile Kuveyt emiri topu başkalarının sahasına atmak istiyordu.
Bu çerçevede Kuveyt emiri Şeyh Sabah Ahmet gayet akılcı bir şekilde hareket etti ve hatta bizzat tüm heyetleri karşılamaya gitti ve bu görevi Dışişleri Bakanı Şeyh Halid Ahmet Sabah’a bile vermedi ve böylece BAE, Bahreyn ve Arabistan gibi zirveye katılmayan üye ülkelerin liderlerine onların boykotu Kuveyt’in karşılama protokolünü bile etkilemediğini göstermek istedi.
Bilindiği üzere FKİK liderler zirvesine katılım seviyesinin bu denli düşük olmasının sebebi, Katar ile Arabistan, BAE ve Bahreyn arasındaki ihtilaflardan kaynaklanıyor. Bu anlaşmazlıklar söz konusu üç ülkenin Mısır ile birlikte geçen Haziran ayında Katar ile ilişkilerini kesmelerine sebebiyet verdi. Aslında FKİK’in küçük üyelerine kendi uydusu gibi bakan Suud rejimi Katar yönetiminin bağımsız bir dış politika izlemesi ve Riyad’ın politikalarına bağımlı olarak hareket etmemesinden hoşnut değildir. Suud rejimi son altı ayda Katar’ı baskı altında tutmak ve Doha’yı resmen Riyad’dan özür dilemeye zorlamak ve yine İran İslam Cumhuriyeti ile ilişkilerini kesmek, Türkiye’nin Katar’daki askeri üssünü kapatmak, Hamas hareketi ile ilişkilerini kesmek ve ayrıca El Cezire kanalını kapatmaya zorlamak için çok uğraştı. Ancak Katar yönetimi defalarca bu şartları yerine getirmek bu ülkenin bağımsızlığını gözardı etmek anlamına geleceğini açıklayarak bu şartları yerine getirmeyi reddetti.
Gerçekte Kuveyt’te düzenlenen zirve, 1981 yılında kurulan FKİK’nin bir adım daha çökme noktasına yaklaştığını ortaya koydu.