Ortadoğu gelişmeleri
Geçen hafta Ortadoğu gelişmeleri en çok Amerika, korsan İsrail ve Arabistan üçlüsünün cinayetlerinin etkisi altında kaldı.
Amerika Başkanı Donald Trump’ın 6 Aralık 2017’de Kudüs’ü çakma İsrail rejiminin başkenti olarak ilan etmesinin artçı depremleri geçen haftada da devam etti. İşgalci siyonist rejim Trump’ın bu kararından aldığı cesaretle iyice küstahlaşarak Filistin milletinin topraklarını işgal etmeyi sürdürmekle kalmadı, aynı zamanda bu millete yönelik uyguladığı şiddet ve cinayetlere yasal boyut da kazandırdı.
Geçen hafta siyonist rejim parlamentosu üniter Kudüs adında bir kanunu onayladı. Bu kanun Ağustos 2017’de siyonist İsrail bakanlar kurulunun yasama komisyonu tarafından onaylanmıştı. Bu kanuna göre Kudüs’ün hakimiyeti tamamen korsan İsrail’in eline geçecek ve bu kentin bölünmesi de siyonist parlamentoda 120 üyenin en az 80 üyesinin olumlu oyu ile mümkün olacak. Oysa bundan önce bunun için siyonist parlamentoda sadece 61 üyenin yani %51’lik çoğunluğun oyları yeterli oluyordu.
Gerçekte bu kanun da ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs kanunu gibi Kudüs’ü siyonist rejimin ebedi başkenti olarak tanımlıyor ve yasalaşması da eli kanlı rejimin Doğu Kudüs’e Batı Kudüs gibi tam musallat olması anlamına geliyor.
Ancak bu kanun, Filistin özerk teşkilatı ve bazı ülkelerin barış yönünde ufak umutlarını pratikte yok etti. Bu bağlamda Filistin özerk teşkilatı Başkanı sözcüsü Nebil Ebu Redine üniter Kudüs kanununun siyonist parlamentoda onaylanmasını Filistin milletine ve siyasi ve dini kimliğine karşı savaş ilanı niteledi.
Ağustos 2017 tarihinde bu kanun siyonist rejim kabinesinin yasama komisyonunda onaylandığında BM ciddi uyarıda bulunarak bu kanun taraflar arasında barışı imkansız hale getireceğini belirtmişti.
Batı şerianın Birzit üniversitesi siyasal bilimler hocası Cihad Harb üniter Kudüs kanununa gösterdiği tepkide şöyle dedi: siyonist rejim Kudüs kentini Filistinlilerden boşaltmak ve kentin demografik yapısını değiştirmek istiyor. Ancak Filistinlilerin bir çok seçeneği vardır. Fakat bu seçeneklerin hakkında karar vermek cesaret ister. Halk direnişini takviye etmek, BM’ye daimi üyelik için bastırmak ve uluslararası mahkemeye ve uluslararası ceza mahkemesine gitmek, bu seçeneklerden bazılarıdır. Bir başka seçenek Oslo anlaşmasını feshetmektir. Ancak bunun sonucu savaştır.
Filistinli yazar Nur Uda da bu konuda yaptığı açıklamada, üniter Kudüs kanunu Trump’ın kararına karşı uluslararası ittifak kurmak ve siyonist rejimi kuşatmak için iyi bir fırsat olduğunu, çünkü İsrail resmen iki devletli çözümü bir kenara ittiğini belirtti.
Üniter Kudüs kanunu korsan İsrail parlamentosunda onaylandıktan sonra Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ahmet Ebu Zeyd bir açıklama yaparak bu kanunu Kudüs’ün statüsü ile ilgili uluslararası yasalara ve konvansiyonlara aykırı niteledi. Ebu Zeydi, korsan İsrail parlamentosunda onaylanan bu kanun siyonistleri hatta gelecekte ve uzlaşma müzakereleri çerçevesinde hiç bir çözüm yoluna göre işgal ettikleri Kudüs’ten çekilmemekle yükümlü hale getireceğini vurguladı.
Korsan İsrail parlamentosu bu kanunu, Filistin’de bir araştırma merkezi geçen hafta bir bildiri yayımlayarak siyonist rejimin 2017 yılında Batı şeriada Filistinlilere ait 900 hektarlık bir alanı yeni siyonist yerleşkelerin inşa edilmesi için gasp ettiğini açıkladığı bir sırada onayladı.
Siyonist rejim geçen hafta Filistin milletinin çıkarlarlı ve güvenliğine aykırı olarak aldığı bir başka karar, şehadet eylemi yapan Filistinlilere idam cezası öngören bir yasayı çıkarmaktı.
Korsan İsrail parlamentosu geçen Çarşamba günü şehadet eylemi yapan Filistinliler için idam cezası öngören kanunu 42 olumsuz oya karşı 52 olumlu oyla onayladı, oylamaya siyonist parlamenterlerden 26 kişi katılmadı. Bu yasa siyonist parlamentoda onaylanmadan önce korsan İsrail savaş Bakanı Avigdor Liberman internetteki sayfasında Filistinlilerin idam edilmesini öngören yasanın onaylanma zaruretine vurgu yapmıştı. Liberman bu kanuna benzer bir kanun Amerika’da var olduğunu ve İsrail’in de bu konuda Amerika’yı izlemesi daha iyi olacağını belirtti.
Aslında bu kanunun en önemli sonucu Filistin halkına yönelik şiddetin artmasıdır, zira Filistin milleti korsan İsrail’in agresif davranışlarına karşı BM bildirgesinin 51. Maddesine göre meşru müdafaaya başvurma hakkına sahiptir. Bu doğrultuda Filistin Dışişleri Bakanlığı geçen Perşembe günü bir bildiri yayımlayarak şehadet eylemi yapanlar için idam cezasının öngörülmesini siyonist rejimin devlet terörü niteledi.
Gerçi bu yasanın onaylanmasına karşın bu konuda siyonist rejim içinde görüş birliği olmadığı anlaşılıyor. Nitekim yasanın siyonist parlamentoda zayıf bir oy çoğunluğu ile onaylanması parlamentoda üyelerin yarısından fazlası bu kanunun doğuracağı olumsuz sonuçlardan kaygılı olduklarını ortaya koydu.
Bu arada AB de bir bildiri yayımlayarak idam cezasını insani ilkelere aykırı niteledi ve idam cezası şartları daha da kritik hale getirebileceğini ve hiç bir dönüşü olmayan durumları gündeme getirmesi de muhtemel olduğunu belirtti. Bu çerçevede AB bu yasanın lağvedilmesi için uluslararası camiaya çağrıda bulundu.
Avrupa Birliği Dış Politika eski Sorumlusu Haviyer Solana da korsan İsrail parlamentosunun kararını ABD Başkanı Trump’ın Kudüs kararı doğrultusunda alınan bir karar olduğunu belirterek AB Filistin devletini tanıması gerektiğini vurguladı.
Her halükarda üniter Kudüs kanunu veya şehadet eylemi yapan Filistinliler için idam cezası öngörülmesi gibi kanunların çıkarılması siyonist kabinede ve parlamentoda radikal sağcıların hakimiyeti elinde tuttuğunu gösteriyor. Gerçi bu kanunlar uluslararası camiada ve özellikle Ortadoğu bölgesinde katil rejime yönelik infial duygusunu daha da körüklediği anlaşılıyor. Bu çerçevede Tunus temsilciler meclisi geçen Cuma günü siyonist rejimle ilişkilerin normalleştirilmesini suç sayan yasa tasarısını ele aldı. Bu yasanın 20 Şubat tarihinde genel kurulda tartışmaya açılması bekleniyor. Konu ile ilgili bir açıklama yapan Ennahda hareketi üyesi Samir Dilu, Tunus milleti Filistin davasına destek konusunda sadece Filistin milleti ile dayanışmasını ilan etmekle yetinmeyeceğini, çünkü Filistin meselesini kendilerinin en önemli meselesi bildiklerini belirtti.
Tunus irade hareketi üyesi İmad Dayemi de temsilciler meclisinin Cuma günkü oturumunda tarihi ve önemli bir konu ele alındığını ve siyonist rejimle ilişkilerin normalleştirilmesini suç sayan yasa tasarısı Tunus meclisinde onaylanması diğer parlamentolar için ilham kaynağı olabileceğini ve bu parlamentolar da İsrail ile ilişki kurmayı suç ilan edebileceklerini vurguladı.
Geçen hafta BM Yemen milletinin uluslararası kurum ve kuruluşların acil insani yardımlarına muhtaç olduğunu ilan ettikten sonra bu ülkeye mali yardım paketini onayladı.
BM acil müdahale adı ile anılan merkezi fondan Yemen’e 50 milyon dolar insani yardım tahsis edilmesini onayladı.
BM’ye bağlı UNICEF ve dünya sağlık örgütü gibi kurumların belirttiğine göre Yemen’de 22 milyon insan acil insani yardımlara muhtaç durumdadır ve yine 17 milyon Yemenli şiddetli kötü beslenmeden acı çekmekte ve en az 8 milyon Yemenli de kıtlık eşiğindedir. Dünya gıda programı, UNICEF ve dünya sağlık örgütü Yemen’i çağımızın en vahim insani krizi ile karşı karşı bulunan ülke ilan etti.
Ancak tüm bu vahim şartlara rağmen BM Suud rejiminin Yemen milletine dayattığı üç yıllık zalimane ve eşit şartlarda olmayan savaştan sonra ancak Yemen’e mali yardımda bulunmaya karar verdi, üstelik 50 milyon dolar gibi naçizane bir parayı Yemen’e yardım için tahsis etti, oysa bu paranın Yemen milletinin ihtiyaçlarının en ufak bölümünü bile karşılamaya yetmeyeceği ortadadır. Bu mali yardım Suud rejiminin Yemen milletine yönelik cinayetleri aralıksız devam ettiği halde yapılıyor. Bu doğrultuda Suud rejimine bağlı savaş uçakları geçen Çarşamba günü Perşembe günü sabah saatlerine kadar Yemen’in batısında Hadide eyaletinin 9 bölgesini bombardıman etti. Bu bombardımanlarda en az 50 kişi hayatını kaybetti, 70 kişi de yaralandı.
BM’nin Yemen’de insani işler koordinatörü Jimmy Mc Goldrick bir bildiri yayımlayarak Suud rejiminin başını çektiği ittifak Yemen’de insani şartları tam olarak gözardı ettiğini belirtti.
Lomond muhabiri Jean Philip Ramey de Yemen krizi hakkında yaptığı değerlendirmede bu ülkenin uluslararası kaygıların kör noktası olduğunu ve küresel güçlerin kaygılarının merkezinde yer almadığını kaydetti.