Ağustos 13, 2018 07:41 Europe/Istanbul

El-Sebe suresinin 18 ila 21. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.

EL-SEBE suresinin 18 ve 19. Ayetleri:

 

 

 

وَجَعَلْنَا بَیْنَهُمْ وَبَیْنَ الْقُرَى الَّتِی بَارَکْنَا فِیهَا قُرًى ظَاهِرَةً وَقَدَّرْنَا فِیهَا السَّیْرَ سِیرُوا فِیهَا لَیَالِیَ وَأَیَّامًا آَمِنِینَ (34:18)

 

فَقَالُوا رَبَّنَا بَاعِدْ بَیْنَ أَسْفَارِنَا وَظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ فَجَعَلْنَاهُمْ أَحَادِیثَ وَمَزَّقْنَاهُمْ کُلَّ مُمَزَّقٍ إِنَّ فِی ذَلِکَ لَآَیَاتٍ لِکُلِّ صَبَّارٍ شَکُورٍ (34:19)

 

 

 

Yani:

 

Onların yurdu ile, içlerini bereketlendirdiğimiz memleketler arasında, kolayca görünen nice kasabalar var ettik ve bunlar arasında yürümeyi konaklara ayırdık. Oralarda geceleri, gündüzleri korkusuzca gezin dolaşın, dedik.

 

 

 

Bunun üzerine: Ey Rabbimiz! Aralarında yolculuk yaptığımız şehirlerin arasını uzaklaştır, dediler ve kendilerine yazık ettiler. Biz de onları, ibret kıssaları haline getirdik ve onları büsbütün parçaladık. Şüphesiz bunda, çok sabreden ve çok şükreden herkes için ibretler vardır.

 

 

 

 

Geçen bölümde Yemen topraklarında yaşayan Sebe kavminin öyküsüne kısaca değindik. Bu ayetler ilkin şöyle buyurmakta:

 

Allah onlar için o kadar bol nimet gönderdi ki, o büyük bölgenin genelinde bir çok imarlı köy kısa mesafelerde yapıldı. Toprak yemyeşil ve türlü çiçekler ve bitkiler ve ağaçlar ve zirai ürünlerle kaplıydı ve yollar kısa ve köylerin birbirinden mesafesi çok yakındı. Nimetin bolluğundan başka, o bölgeye tam güvenlik hakimdi ve kısacası, yaşam için çok müreffeh bir ortam hazırlanmıştı ve bu yüzden herkes işi ile meşgul olup bol nimetlerden yararlanıyordu.

 

Ancak bu durum pek fazla uzun sürmedi ve halkın büyük bir bölümü gaflet ve refah sarhoşluğu yüzünden Allah’ı unutmaya başladı. Bundan sonra bu insanlar kibirlenmeye ve fıskı fücura yöneldi, öyle ki mutluluktan sarhoş oldular. Sanki fazla refah ve huzur onlara dokunmuş ve bu durumdan bıktırmıştı ve bu yüzden şartların değişmesini ve bu kadar birbirine yakın olmamayı ve aralarındaki mesafenin artmasını ve birbirinden uzaklaşmayı arzu etmeye başladılar.

 

Sebe halkının nankörlüğü ve nimetleri tepmeleri, o bölgenin imarına vesile olan büyük bir barajın yıkılmasına sebep oldu. Bu olay şöyle gelişti: Bazı etkenler topraktan inşa edilen barajın içten gevşemesine ve büyük bir selin sonucunda kırılmasına ve ardından korkunç bir selin o bölgeyi basmasına yol açtı. Bu hadisenin ardından yemyeşil ve imarlı bir yurt olan Sebe medeniyeti, çamurlarla kaplanan ve evleri yıkılan bir bölgeye dönüştü. Bu ibret verici olay, uzun yıllar insanların hayretle sözünü ettiği ve nasıl o denli imarlı ve yemyeşil bir bölgenin çalı çırpı ile kaplı bir bölgeye dönüştüğünü tartıştığı bir olay oldu.

 

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

 

 

1- Nimetlere karşı nankörlük etmek, yok olmalarına veya kötülüklere ve sorunlara dönüşmesine sebebiyet verir.

 

2- Nankörlük gibi bazı günahların cezası bu dünyada insanlara verilir ve bireysel, ailevi ve toplumsal yaşamını etkiler.

 

3-Kur'an'ı Kerim geçmiş kavimlerin öyküsünü gözden geçirip bugünkü yaşamımız için ders çıkarmamızı tavsiye eder.

 

 

 

EL-SEBE suresinin 20 ve 21. Ayetleri:

 

 

 

وَلَقَدْ صَدَّقَ عَلَیْهِمْ إِبْلِیسُ ظَنَّهُ فَاتَّبَعُوهُ إِلَّا فَرِیقًا مِنَ الْمُؤْمِنِینَ (34:20)

 

وَمَا کَانَ لَهُ عَلَیْهِمْ مِنْ سُلْطَانٍ إِلَّا لِنَعْلَمَ مَنْ یُؤْمِنُ بِالْآَخِرَةِ مِمَّنْ هُوَ مِنْهَا فِی شَکٍّ وَرَبُّکَ عَلَى کُلِّ شَیْءٍ حَفِیظٌ (34:21)

 

 

Yani:

 

Andolsun İblis, onlar hakkındaki tahminini doğruya çıkardı. İnanan bir zümrenin dışında hepsi ona uydular.

 

Halbuki şeytanın onlar üzerinde hiçbir nüfuzu yoktu. Ancak ahirete inananı, şüphe içinde kalandan ayırdedip bilelim diye (ona bu fırsatı verdik). Rabbin gerçekten her şeyi koruyandır.

 

İblis Adem ve Havva’yı kandırarak saptırdıktan sonra ilahi kattan kovuldu. İblis Ademoğullarını da saptırma yemini etti ve bunu yapabileceğini zannediyordu.

 

Bu ayetler ise şöyle buyurmakta: Şeytan Sebe halkı hakkında arzusunun gerçekleştiğini gördü. Zira halkın büyük bir bölümü ona uydu ve ancak az sayıda mümin insan, şeytanın isteklerine boyun eğmedi.

 

Yüce alah ayetlerin devamında şöyle buyurmakta: Zannedilmesin ki şeytan tüm insanlara musallattır ve onları günaha ve isyana zorlayabilir. Hayır, asla böyle değildir. Şeytanın işi sadece vesvese etmektir ve eğer Allah ona bunu yapmasına müsaade ettiyse, sadece insanları sınama zemini oluşturmak içindir. Yani kimin kıyamet gününe iman ettiğini ve şeytanın vesveselerinden etkilenmediğini ve kimlerin kuşkuya kapıldıklarını ve ufak bir vesvese ile günaha sürüklendiklerini bilmek içindir. Doğal olarak iman ve iradeleri zayıf olan insanlar çok çabuk nefsani eğilimleri veya dış etkenlerden ve kışkırtmalardan etkilenir ve onlara karşı direnemez.

 

Kuşkusuz Allah teala tüm kullarının amellerinin bilincindedir, ancak bu bilincine göre ceza veya mükafat vermez ve biri, herhangi bir ameli işlemediği müddetçe ceza veya mükafat verilmesi anlamsızdır. Bu durum, bir öğrencisinin zeki ve çalışkan olduğunu bilen bir öğretmenin durumuna benzer. Ancak öğretmen bu öğrenciye sınav uygulamadan ve cevap kağıdına bakmadan ona geçerli not vermez. Kuşkusuz öğretmenin öğrencilerine iyi not vermesi için onları tanıması yetmez ve öğrencilerin pratikte bilgi ve bilimsel yeteneklerini öğretmenlerine göstermeleri gerekir.

 

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1-Şeytanın insanları etkilediği alanlardan biri, ilahi nimetlere karşı nankörlük etmektir. Sebe kavmi ilahi nimetlere karşı nankörlük ettiklerinden, şeytan onlara nüfuz etmeyi başardı.

 

2- Allah teala bir yandan insana irade verdi ve öbür yandan da akıl ve vahiy yoluyla doğru ve yanlış yolu gösterdi.

 

3- Peygamberler ve evliyalar insanları iyiliklere, şeytan ve şeytan sıfatlılar ise kötülüklere davet eder. Bu arada insan kendi iradesi ve seçimi ile doğru yolu seçmesi gerekir.