Ağustos 13, 2018 07:47 Europe/Istanbul

El-Sebe suresinin 22 ila 24. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.

EL-SEBE suresinin 22 ve 23. Ayetleri:

 

 

 

قُلِ ادْعُوا الَّذِینَ زَعَمْتُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ لَا یَمْلِکُونَ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ فِی السَّمَاوَاتِ وَلَا فِی الْأَرْضِ وَمَا لَهُمْ فِیهِمَا مِنْ شِرْکٍ وَمَا لَهُ مِنْهُمْ مِنْ ظَهِیرٍ (34:22)

 

وَلَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ عِنْدَهُ إِلَّا لِمَنْ أَذِنَ لَهُ حَتَّى إِذَا فُزِّعَ عَنْ قُلُوبِهِمْ قَالُوا مَاذَا قَالَ رَبُّکُمْ قَالُوا الْحَقَّ وَهُوَ الْعَلِیُّ الْکَبِیرُ (34:23)

 

Yani:

(Müşriklere) de ki: Allah'tan başka tanrı saydığınız şeyleri çağırın! Onlar ne göklerde ne de yerde zerre ağırlığınca bir şeye sahiptirler. Onların buralarda hiçbir ortaklığı yoktur, Allah'ın onlardan bir yardımcısı da yoktur.

 

Allah'ın huzurunda, kendisinin izin verdiği kimselerden başkasının şefâati fayda vermez. Nihayet onların yüreklerinden korku giderilince: Rabbiniz ne buyurdu? derler. Onlar da: Hak olanı buyurdu, derler. O, yücedir, büyüktür.

 

Mekkeli müşriklere ve putperestlere hitap eden bu ayetler, bazı mantıklı soruları gündeme getirerek, onların batıl inançlarını sorguluyor. Ayetler ilkin şöyle buyurmakta:

 

Sizler Allah’a ortaklar koşuyorsunuz ve varlık aleminin bazı işleri, ortak koştuklarınız şeylerin elinde olduğuna inanıyorsunuz. Madem öyle, onlardan sizin sorunlarınızı bertaraf etmelerini ve işinizde düğümleri çözmelerini isteyin. Onlar ya yerin ve göklerin bir bölümünün maliki olmalı, ya da yaratılışta ve varlık alemini yönetmekte Allah’a ortak olmalı veya en azından bu işlerde Allah’ın yardımcısı ve yaveri olmalı ve böylece bu alemde bir rol ifa edebilmelidir.

 

Öte yandan müslümanların bir inancı, peygamberlerin ve evliyaların şefaati iken, bir sonraki ayet putlarla şefaatte bulunanların arasındaki farklılığı şöyle beyan etmekte: Peygamberler ve Allah’ın has kulları ve evliyalar da O’nun mahluklarıdır ve diğer mahluklar gibi kendilerinden hiç bir gücü yoktur. Ancak Allah onlara, bazı insanlar için şefaatte bulunma izni vermiştir.

 

Bilindiği üzere, Allah teala peygamberleri, insanları hidayete erdirme aracı olarak göndermiş ve emirlerini onlara vahiy etmiştir. Peygamberler de bu emirleri ve tealimi insanlara iletmiştir.

 

Şefaat konusunda da dinî görevlerini yerine getirmekte müsamahakar davranan mümin kullar, ilahi enbiyanın yanına giderek, onlarla yüce Allah arasında aracı olmalarını ve böylece Allah tealanın onların tevbesini kabul etmesini sağlamalarını talep eder. Bu durum nasıl ki tevbe etmek Allah katına geri dönme yoludur, evliyaların yanına gidip onların rızasını kazanarak yüce Allah’ın rızasını kazanmaya zemin hazırlamanın da aynı şekilde Allah tealaya geri dönme yolu olduğunu göstermektedir.

 

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

1- Allah’tan başka birini, insanın Rabbi ve varlık aleminin maliki ve yaratanı olduğunu hayal etmek, muğlak ve batıl bir hayal ve kuruntudur.

 

2- İnsanın cahilliği ve acizliği, yaptığı işlerde başkalarını ortak edinmesini ve başkalarından yardım almasını icap ediyor. Oysa her şeye muktedir olan yüce Allah’ın hiç bir ortağa veya yardımcıya ihtiyacı yoktur.

3-Şefaat fiili, şefaat edenlerin Allah’tan  daha mihriban oldukları anlamına gelmez, zira asıl Allah teala has evliyalarına şefaatte bulunma izni vermiştir.

 

4- Kafir ve suçlu insanlar elbette bir gün peygamberlerin yolu ve yüce Allah’ın sözü hak olduğunu itiraf edecektir, ancak o gün çok geç kalınmış olabilir.

Şimdi EL-SEBE suresinin 24. ayetini dinliyoruz:

 

قُلْ مَنْ یَرْزُقُکُمْ مِنَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ قُلِ اللَّهُ وَإِنَّا أَوْ إِیَّاکُمْ لَعَلَى هُدًى أَوْ فِی ضَلَالٍ مُبِینٍ (34:24)

 

Yani:

(Resûlüm!) De ki: Göklerden ve yerden size rızık veren kimdir? De ki: Allah! O halde biz veya siz, ikimizden biri, ya doğru yol üzerinde veya açık bir sapıklık içindedir.

 

Geçen ayette yaratanın kim olduğu konusu beyan edildikten sonra, bu ayet kimin rezzak ve rızık veren olduğu meselesini gündeme getirerek şöyle buyurmakta:

 

Size rızık veren kimdir? Kim bulutları ve rüzgarı gönderir ve yağmurları yağdırır ve kurak toprağı tarıma elverişli hale getirir? Kim tohumu toprağın içinde yeşertir ve sizler için türlü ürünleri hazır hale getirir? Kim güneşi sizin ve bitkilerin ve hayvanların  ihtiyaç duyduğu ışık ve sıcaklığı karşılamakla görevlendirir? Yer ve gökyüzü kimin emri üzerine siz insanlar için yaşam koşullarını bu şekilde hazır hale getirir? Siz tüm bu işler için Allah’a ortak koşmaktasınız, oysa biz tüm bu muhibetlerin yegane ve ortağı olmayan Allah teala tarafından geldiğine inanırız. Kuşkusuz bu iki düşünce birbiriyle çelişmektedir. Şimdi siz düşünün ve eğer bizim sözümüz doğru ise benimseyin ve eğer doğru değilse, benimsemeyin.

 

Aslında peygamber kendi kafasına göre yargıda bulunmaz ve “hak biziz ve siz batılsınız” demez. Bilakis peygamber insaflı bir şekilde bu konuya yaklaşır ve şöyle buyurur: Biz iki gruptan, ancak birimiz hidayetin kapsamı içindeyiz ve diğerimiz karanlığa sapmıştır. Buna göre her birimiz akıl ve mantıkla araştırmalı ve hangisi bizi kapsadığına bakmalıyız; hidayete ermiş olmak mı, yoksa karanlığa sapmak mı?

 

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

 

1- Talim ve terbiyede konuları tek yanlı ve telkin edici bir yaklaşımla dayatmak yerine, soru sorma yönteminden yararlanmalı ve muhatabımızın vicdanını uyandırmalı ve konuların üzerinde düşünmesine yardımcı olmalıyız.

 

2-Gerçi insan çabası ile türlü ürünleri üretebilir, ancak bunun araç gereci yüce Allah’ın elindedir. Toprak, su, sıcaklık, tarım ve besicilikte önemli rol ifa eden ve insanlar için ilahi muhibet sayılan etkenlerdir.

 

3- Göklerin rızkı nur, ısı, bulut, rüzgar ve yağmur ve yerin rızkı tüm meyveler ve yeryüzündeki diğer bereketlerdir.

 

4- Muhaliflerle tartaşırken edep ve insaf ilkelerine uymalı ve “biz haklıyız, siz haksızsınız” demekten kaçınmalıyız.