Nura giden yol
El-Sebe suresinin 34 ila 37. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.
EL-SEBE suresinin 34 ve 35. Ayetleri:
وَمَا أَرْسَلْنَا فِي قَرْيَةٍ مِنْ نَذِيرٍ إِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَا إِنَّا بِمَا أُرْسِلْتُمْ بِهِ كَافِرُونَ (34:34)
وَقَالُوا نَحْنُ أَكْثَرُ أَمْوَالًا وَأَوْلَادًا وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ (34:35)
Yani:
Biz hangi ülkeye bir uyarıcı göndermişsek mutlaka oranın varlıklı ve şımarık kişileri: Biz, size gönderilmiş olan şeyi inkâr ediyoruz, demişlerdir.
Ve dediler ki: Biz malca ve evlâtça daha çoğuz, biz azaba uğratılacak da değiliz.
Geçen bölümde kıyamet gününde müstekbirlerle mustazafların diyaloglarından söz ettik. Bu ayetler ise şöyle buyurmakta:
İlahi nimetlerin sarhoşu olan ve eğlenmekten başka bir şey düşünmeyen ve her türlü fıskı fücuru işleyen müstekbirler başkalarından çok üstün olduklarını zannediyor ve buna da mal ve evlatlarını ve hanedanlarının ününü delil olarak gösteriyor. Bu zümre peygamberlerin sözüne itina etmezdi, zira genellikle mağdurlar ve zayıf insanlar peygamberlerin etrafında toplanırdı ve bu yüzden zenginler toplumun yoksun kesimi ile oturup kalkmayı kendilerinin şanına yakışmayacak bir hareket olarak algılardı. Zenginler açıkça peygamberlere ve kitaplarına iman etmek istemediklerini ilan ediyordu ve eğer bir kıyamet günü olsa bile Allah onları cezalandırmayacağını, zira Allah onları sevdiğini ve bu yüzden onlara bol mal ve evlat verdiğini ileri sürüyordu.
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Bazen mal ve servet ve güç insanın gözünü hiç bir delil ve mantık olmadan peygamberlerin tealimi reddedecek ve hak söze boyun eğmeyecek derecede kör eder.
2 – Fani dünyada varlıklı olmak, ilahi kata yakın olmanın işareti değildir. Bilakis bol nimet insan için sorumluluk getirir.
3 – Refahtaleplik insanda kibir ve sorhoşluğa yol açarsa sonuçta Hak ile inat ve düşmanlık etmeye sebebiyet verir.
4 – Dünyada refah, ahirette de refah işareti değildir. Nice insan bu dünyada refah içinde yaşar, ama ahirette ilahi azapla cezalandırılır.
EL-SEBE suresinin 36. Ayeti:
قُلْ إِنَّ رَبِّي يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَقْدِرُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ (34:36)
Yani:
De ki: Rabbim, dilediğine bol rızık verir ve (dilediğinden) kısar; fakat insanların çoğu bilmezler.
Geçen ayette müstekbirlerin bu dünyada refah ve rahatını ahirette de refah ve rahat etmelerinin işareti olarak gördüklerini beyan ettikten sonra bu ayet şöyle buyurmakta:
Rızkın artması veya azalması ilahi sevgi veya öfkenin işareti değildir. Yani kimin serveti fazla ise Allah’ın merhameti ve kim daha yoksul ise Allah’ın gazabına uğradığı söylenemez. Rızıklarda olan farklılıklar yüce Allah’ın yaratılış nizamını onlara dayanarak yarattığı hikmet ve maslahat icabıdır ve ilahi lütuf veya öfke ile irtibatı yoktur. gerçi bir çok insan bu önemli noktaya dikkat etmez ve kendi düşüncesine ve zannına dayanarak yanlış yargıda bulunur.
Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Nimetin verilmesi veya geri alınması ilahi sevgi veya öfkenin işareti değildir ve ancak ilahi hikmet ve maslahata göredir.
2 – Peygamberlerin bir görevi halkın yanlış kanaatlerini ve düşüncelerini düzeltmek ve böylece Allah hakkında yanlış düşüncelerini önlemektir. Örneğin insanlar bol nimet ve refahın ilahi lütuf ve merhamet işareti olarak zannetmemelidir.
3 – Mal ve evlatlarımız Allah’tandır. İş ve tedbir ve rızkımızla ilgili diğer araç gereçler bizi asıl rızık verenin Allah olduğundan gafil etmemelidir.
EL-SEBE suresinin 37. Ayeti:
وَمَا أَمْوَالُكُمْ وَلَا أَوْلَادُكُمْ بِالَّتِي تُقَرِّبُكُمْ عِنْدَنَا زُلْفَى إِلَّا مَنْ آَمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَأُولَئِكَ لَهُمْ جَزَاءُ الضِّعْفِ بِمَا عَمِلُوا وَهُمْ فِي الْغُرُفَاتِ آَمِنُونَ (34:37)
Yani:
Sizi huzurumuza yaklaştıracak olan ne mallarınızdır ne de evlâtlarınız. İman edip iyi amelde bulunanlar müstesna; onlara yaptıklarının kat kat fazlası mükâfat vardır. Onlar (cennet) odalarında güven içindedirler.
Tegabün suresinin 15. ayetine göre mal ve evlat da dahil tüm ilahi nimetler ilahi sınav malzemeleridir. Nice servet ve güç sahibi insanlar ilahi nimetlerden en doğru biçimde yararlanarak hayır amellerde bulunur ve muhtaç insanlara hizmet eder. Bu tür insanlar ahirette ilahi mükafattan yararlanır. Bilakis, nice zengin insan vardır, hırs ve cimriliğe kapılır ve malı ve serveti bu dünyada başına bela olurken, ahirette de azap görmelerine vesile olur.
Öte yandan nice mahrum insan vardır, zorluklara karşı sabreder ve asla suç ve günah işlemez. Bu insanlar da ahirette yüce Allah’tan mükafatını alır. Ama nice mahrum ve yoksul insan da yoksulluklarını ve sorunlarını yanlış davranışlarını haklı göstermek üzere bir gerekçe gibi gösterir ve böylece kendilerine başkalarının malına el uzatma yönünde izin verir.
Ayet yüce Allah katına yaklaşmanın kriterini iman ve salih amel olarak beyan ederek şöyle buyurmakta:
Başkalarının evi, arabası ve yaşamına bakmak yerine onların ameline bakın. Eğer amelleri iyi ise ve Allah için çalışıyorlarsa, ister zengin, ister fakir, ne mutlu onlara. Ancak eğer küfür ve günah işliyorlarsa, ister zengin, ister fakir, dünya ahiret saadetten mahrum olacakları da kesindir.
Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Bir çok insan mal ve evladı saadet işareti olarak yorumlar, oysa yüce Allah katında ancak iman ve salih amel insanı saadete götürür.
2 – Mal ve evlat sahibi olmak önemli değildir. Asıl önemli olan, onları nasıl kullandığımızdır. Eğer bu imkanları doğru yolda kullanırsak ve onlardan iman ve salih amel uğrunda yararlanırsak, bu durumda kemale erme yolumuz açık olur.
3 – İlahi cezalar insanın işlediği suçlar ve günahları ile orantılıdır. Ancak ilahi mükafat, yüce Allah’ın fazl ve lütfu sayesinde iyi amellerin bir kaç katıdır.