Nura giden yol
El- Sebe suresinin 42 ila 45. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.
EL-SEBE suresinin 42. Ayeti:
فَالْيَوْمَ لَا يَمْلِكُ بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ نَفْعًا وَلَا ضَرًّا وَنَقُولُ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا ذُوقُوا عَذَابَ النَّارِ الَّتِي كُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ (34:42)
Yani:
Bugün birbirinize ne fayda, ne de zarar vermeye gücünüz yeter. Biz zalim olanlara, yalanlamakta olduğunuz ateş azabını tadın! diyeceğiz.
Geçen bölümde yüce Allah müşriklere hitaben şöyle buyurdu: Siz meleklere taptığınızı ve onlarda şefaat talebinde bulunduğunuzu iddia ediyorsunuz, oysa melekler kıyamet gününde bu konuyu inkar edecek ve siz şeytanı izleyenlerden olduğunu ve şeytandan yardım talep ettiğinini söyleyecektir.
Bu ayet ise şöyle buyurmakta: kıyamet gününde Allah teala ve O’nun istediği kişilerden başka hiç kimse başkasına ne faydası ne de zararı dokunabilir ve örneğin cehenneme düşen birini cennete veya cennete giren birini cehenneme götürebilir. O günün maliki ancak Allah’tır. Dolaysıyla kendilerine ve Allah’ın dinine en büyük zulmü işleyen müşrikler o günde, dünyada inkar ettikleri ve imkansız saydıkları cehennemin içine düşecektir.
Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Kıyamet gününün şartlar fani dünyadan farklıdır. Bu dünyada insanlar birbirine faydası veya zararı dokunabilir. Ancak kıyamet gününde başkalarına fayda veya zarar vermek hele dursun, hiç kimse hiç bir şeyin maliki değildir.
2 – Allah’tan başkasına yönelmek, kendi kendimize zulmetmektir.
3 – İnsanlar ancak Allah tealanın belirlediği peygamberler gibi insanları şefaat için aracı yapabilir.
EL-SEBE suresinin 43. Ayeti:
وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آَيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالُوا مَا هَذَا إِلَّا رَجُلٌ يُرِيدُ أَنْ يَصُدَّكُمْ عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ آَبَاؤُكُمْ وَقَالُوا مَا هَذَا إِلَّا إِفْكٌ مُفْتَرًى وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلْحَقِّ لَمَّا جَاءَهُمْ إِنْ هَذَا إِلَّا سِحْرٌ مُبِينٌ (34:43)
Yani:
Onlara apaçık âyetlerimiz okunduğu zaman demişlerdi ki: Bu, sizi babalarınızın taptığı (putlardan) çevirmek isteyen bir adamdan başkası değildir. Ve yine bu (Kur'an) da uydurulmuş bir yalandan başka bir şey değildir, dediler. Hak kendilerine geldiğinde onu inkâr edenler de: Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir, dediler.
Müşriklerin kıyamet günü gerçeğini inkar ettiklerini beyan eden önceki ayetlerin devamında bu ayetler müşriklerin bu dünyada Kur'an'ı Kerim ayetlerini inkar ettiklerine işaretle şöyle buyurmakta:
Onlar atalarının inancı üzerinde yersiz bağnazlıkları yüzünden peygamberin ve Kur'an'ın mantığına bakmaksızın ve sırf bu semavi kitabın tealimi onların geçmişlerinin tealiminden farklı olduğu için bu semavi kitabı inkar ediyor ve kabul etmek istemiyor.
Müşriklerin Kur'an'ı Kerim ile ilgili ikinci iddiaları, bu ayetlerin Allah’ın kelamı değil, yalandan bu sözlerin Allah’a ait olduğunu iddia eden bir insanın kelamı olduğu iddiasıdır.
Müşriklerin üçüncü töhmeti ise, bazı insanların Kur'an'ı Kerim’e cezbolmaları ve peygamberlik iddiasında bulunan kişinin sözlerine inanmalarının sebebi, bu sözlerin sihirli ve büyülü olduğu ve Allah’ın sözü ve kelamı olması ile ilgisi olmadığı yönündeydi.
Doğal olarak Kur'an'ı Kerim’in kafirlerin ve müşriklerin dilinden naklettiği her üç töhmet ve iftira, tarih boyunca çeşitli grupların attığı iftiralardır ki bazen bunlardan sadece biri, bazen ikisi ve bazen de her üç töhmetin gündeme geldiği görülmektedir.
Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Geçmişlerimizin ve atalarımızın mirasını korumak, onlardan geriye kalan tarihi eserlerle ilgilidir ve onların yanlış düşüncelerini ve inançlarını ve davranışlarını kapsamaz. Geçmişleri körü körüne taklit etmek, ilerlemeye engel olur ve toplumun geri kalmasına sebebiyet verir.
2 – Peygamberler halk arasında pak ve dürüst insanlar olarak bilinirdi. Bu insanlar asla yalan söylemez, başkasına iftira atmazdı. Bu yüzden peygamberlerin kendilerinden bir kitap yazıp Allah’a ait olduğunu iddia etmeleri imkansızdı.
3 – Sihir ve büyü yapmak eğitim almayı gerektirir ve üstelik daha deneyimli sihirbazlar ve büyücülerle etkisiz hale getirilebilir. Oysa peygamberler hiç bir sihirbazdan veya büyücüden eğitim almış insanlar değildir. Peygamber Allah teala tarafından insanları doğru yola hidayete erdirmek için görevlendirilen ve sırf Hak sözü yansıtan insanlardır.
EL-SEBE suresinin 44 ve 45. Ayetleri:
وَمَا آَتَيْنَاهُمْ مِنْ كُتُبٍ يَدْرُسُونَهَا وَمَا أَرْسَلْنَا إِلَيْهِمْ قَبْلَكَ مِنْ نَذِيرٍ (34:44)
وَكَذَّبَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَمَا بَلَغُوا مِعْشَارَ مَا آَتَيْنَاهُمْ فَكَذَّبُوا رُسُلِي فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ (34:45)
Yani:
Halbuki biz onlara okuyacakları kitaplar vermediğimiz gibi senden önce onlara bir uyarıcı (peygamber) de göndermemiştik.
Onlardan öncekiler de (peygamberlerini) inkâr etmişlerdi. Bunlar, öncekilere verdiklerimizin onda birine erişmemişlerdi. (Böyle iken), peygamberimi yalanladılar; ama benim karşılık olarak verdiğim nasıl olmuştu!
Müşriklerin İslam Peygamberi –s– ve semavi kitabına yönelik töhmet ve iftiralarına karşı bu ayetler şöyle buyurmakta: Bundan önce Kureyş kavmine ne bir peygamber geldi, ne de bir kitap nazil oldu ki onlara istinat ederek Kur'an'ı batıl ilan etsinler ve getirenini de sihirbaz ve yalancı bilsinler. Eğer bundan önce kitap sahibi bir peygamber gelmiş olsaydı ve siz İslam Peygamberi’nin tealimini ve kitabını önceki peygamberlerin tealimi ve kitapları ile çelişkili görseydiniz, onu batıl ve yanlış sayabilirdiniz. Oysa siz ilahi vahiyi asla bilmezken nasıl ve hangi gerekçeye dayanarak Kur'an'ı Kerim ayetlerini peygamberin ürünü sayar ve onu suçlarsınız?
Ayetler şöyle devam etmekte: Mekkeli müşriklerin gücü bizim helak ettiğimiz kavimlerin gücünün onda biri kadar bile değilken, nasıl İslam Peygamberi’nin karşısında durabilir?
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Dini durumların ispatı veya reddi, dini belgelere veya peygamberlerin sünnetine dayanarak söz konusu olmalıdır, yoksa sırf beşeri ilim ve akıl ile dini konular değerlendirilip ret veya kabulü yönünde karar verilemez.
2 – Din düşmanlarının serveti ve gücü ilahi güç karşısında bir hiçtir. O zaman onlardan kormamak ve Allah’a tevekkül ederek hak yolunda direnmek gerekir.
3 – Geçmişlerin tarihi bugün ve yarn gelecek kuşaklara güçleri ile kibirlenmemeleri ve Allah’ın dini karşısında durmamaları yönünde ibrettir. Nice büyük medeniyetler ve toplumlar hakkı inkar ettikleri için yok olup gitti.