Ağustos 13, 2018 08:14 Europe/Istanbul

El-Sebe suresinin 46 ila 47. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.

EL-SEBE suresinin 46. Ayeti:

 

قُلْ إِنَّمَا أَعِظُكُمْ بِوَاحِدَةٍ أَنْ تَقُومُوا لِلَّهِ مَثْنَى وَفُرَادَى ثُمَّ تَتَفَكَّرُوا مَا بِصَاحِبِكُمْ مِنْ جِنَّةٍ إِنْ هُوَ إِلَّا نَذِيرٌ لَكُمْ بَيْنَ يَدَيْ عَذَابٍ شَدِيدٍ (34:46)

 

 

Yani:

(Resûlüm! Onlara) de ki: Size bir tek öğüt vereceğim: Allah için ikişer ikişer ve teker teker ayağa kalkın, sonra da düşünün! Arkadaşınızda (peygamberde) hiçbir delilik yoktur! O ancak şiddetli bir azap gelip çatmadan evvel sizi uyaran bir peygamberdir.

 

 

Bu ayette ve Sebe suresinin sonraki ayetlerinde yüce Allah peygamberini, davet yöntemini açıkça insanlara beyan etmekle görevlendiriyor. İlk nokta olarak bu ayette şöyle buyurmakta:

Ey peygamber, insanlara de ki benim davetim sizi ve toplumunuzu ıslah etmek içindir ve eğer fesat, günah ve çirkinliklerin bataklığından kurtulmak ve amellerinizin ağır cezasına maruz kalmak istemiyorsanız, kendinizi ve toplumunuzu ıslah etmek için kıyam etmelisiniz. Kuşkusuz bu kıyam maddi ve dünyevi saiklerin uğruna değil, asıl Allah’a iman ve ilahi saiklerin uğruna gerçekleşmesi gerekir. Eğer ciddi olarak ve ilahi niyetle kıyam etmeye hazırlandıysanız, her şeyden önce düşüncelerinizi ıslah etmeli ve düzeltmelisiniz. Bunun için, Allah sizi neden yarattığı ve sizden neler beklediği üzerinde düşünün. Allah neden sizlere peygamber gönderdiğini düşünün. Bundan başka kendi sonunuz hakkında iyice düşünün.

Eğer biraz düşünecek olursanız, Allah teala peygamberini insanları irşad etmek ve hidayete erdirmek için gönderdiğini ve peygamberin de insanları kötü ve çirkin amellerden sakındırmak üzere uyarmaktan başka amacı olmadığını anlarsınız. O zaman nasıl olur da insanları düşünmeye davet eden bir insanın kendisine, muhalifleri attığı iftira gibi, mecnuz dersiniz? Acaba sizi bilmediğiniz büyük bir tehlike hakkında uyaran insan mecnun veya deli olabilir mi? hem de o insan o tehlikeyi fark etmesine rağmen?

Kuşkusuz toplumu ıslah etmek için başkalarını beklememeli ve bu işin bir tek kişinin çabası ile olamayacağını düşünmemeli, ya da toplumun çoğunluğu yanlış yola gidiyorsa bizim elimizden ne gelir, diye yakınmamalı, bilakis ikişer ikişer, olmazsa birer biri ayağa kalkmalı ve kendimizi ve toplumumuzu ıslah etmek için harekete geçmeliyiz ve başkalarının duyarsızlığı bizi kendi görevimizden alıkoymasına da müsaade etmemeliyiz.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Oturup konuşmakla işler düzelmez. Esas ayağa kalmak ve kıyam etmek gerekir, tabi Allah için.

2 – Allah için kıyam ederken, insanların sayısı ve niceliği esas rolü ifa etmez, asıl önemli olan şey, yapılan işin ve hareketin niteliği ve Allah yolunda olması ve ihlaslı niyetler yapılmasıdır.

3 – İslam Peygamberi –s– uzun yıllar insanların arasında yaşamıştır. Tüm insanlar o hazreti akıllı, tedbirli, sadakatli ve emin bir insan olarak bilirdi ve hiç kimse o hazretten en ufak bir yanlış görmedi. Ancak Allah Resulü –s– müşrikleri çirkin amellerinin akibeti hakkında uyardığında, bu uyarıdan hoşlanmayan müşrikler o hazreti mecnun olmakla suçladı.

 

EL-SEBE suresinin 47. Ayeti:

 

قُلْ مَا سَأَلْتُكُمْ مِنْ أَجْرٍ فَهُوَ لَكُمْ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى اللَّهِ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ (34:47)

 

 

Yani:

De ki: Ben sizden bir ücret istemişsem, o sizin olsun. Ücretim yalnız Allah'a aittir. O, her şeye şahittir.

 

 

Bir önceki ayetin devamında bu ayette de İslam Peygamberi –s– insanlara davet yönteminin detaylarını anlatmakla görevlendiriliyor: Ben sizi Allah yoluna hidayeter erdirirken ve ayrıca kıyamet günü konusunda uyarırken, hiç bir maddi amacım yoktur ve sizden de hiç bir şey istemiyorum. Benim risaletimin mükafatı Allah’a aittir. Sizden yapmanız için istediği her işin faydası da yine size aittir, bana değil. Eğer benim sizden bir şey istediğimi düşünüyorsanız, hepsi sizin olsun. Eğer sizden örneğin ehli beytimi sevin, diye talepte bulunuyorsam, bilin ki bunun faydası yine size aittir, zira ehli beytimi izlemenin sonucu, doğru yolu bulmak mve yanlış yola sapmamaktır.

Bu durum bir hocanın talebesine şöyle demesine benzer: Size ders verdiklerimi iyice çalışın ve benden sonra da talebelerimi izleyin. Kuşkusuz bu iki isteğin faydası hocaya değil, talebelerin kendilerine aittir. Tüm peygamber tarih boyunca birer öğretmen misali insanlara doğru yaşamanın yolunu göstermiş ve onlardan hiç bir ücret veya karşılık talep etmemiştir.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Dini tebliğ edenler insanlardan maddi beklentileri olmamalıdır. Onlar hiç bir karşılık beklemediklerini ve sırf görevlerini yerine getirmek amacıyla insanları irşad ettiklerini beyan etmelidir.

2 – Allah yolunu seçmek ve dinin tealimini yerine getirmekle kendimizi Allah’tan ve peygamberinden alacaklı gibi görmemeliyiz, zira yaptığımız her şeyin faydası ancak bize aittir ve Allah ve Peygamberi için hiç bir faydası yoktur.

3 – Eğer Allah teala bizim işlerimize şahit ise, o zaman neden bazılarının haksız iftiralarından çekinip insanları irşad etmekten el çekelim?