Ağustos 13, 2018 08:19 Europe/Istanbul

El- Sebe suresinin 48 ila 54. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.

EL-SEBE suresinin 48 ve 49. Ayetleri:

 

قُلْ إِنَّ رَبِّي يَقْذِفُ بِالْحَقِّ عَلَّامُ الْغُيُوبِ (34:48)

قُلْ جَاءَ الْحَقُّ وَمَا يُبْدِئُ الْبَاطِلُ وَمَا يُعِيدُ (34:49)

 

 

Yani:

De ki: Kuşkusuz, Rabbim gerçeği ortaya koyar. Çünkü O, gaybı çok iyi bilendir.

 

De ki: Hak geldi; artık bâtıl ne bir şeyi ortaya çıkarabilir ne de geri getirebilir.

 

Geçen bölümde İslam Peygamberi’nin –s– risaletinin hakkaniyetini beyan eden ayetlerin devamında bu ayetler şöyle buyurmakta:

Tüm insanların batınından haberdar olan Allah kimin ilahi vahiyi almaya layık olduğunu herkesten daha iyi bilir. Bu yüzden Allah teala Peygamberi kendisinin seçkin elçisi olarak seçilmiştir ve hepsi hak ve hakikat temeline dayanan ayetlerini onun kalbine nazil eder ve peygamber de bu ayetleri insanlara iletir.

Peygamberin seçilmesi ve risalet görevinin kendisine verilmesi ile birlikte hak insanlara ulaşır ve O’ndan başkasına doğru yapılan tüm davetlerin batıl olduğu anlaşılır ve kim Allah yerine insanlara tanıtılacak olursa, ne bir şey yaratabilecek gücü vardır, ne de yok olup giden bir şeyi geri getirme gücüne sahiptir.

Küfür ve şirk batıl yollardır ve hak karşısında durabilecek güçten yoksundur. Doğal olarak hak halka aşikar olmadığı sürece batıl ortalıkta cirit adar ve kendini güçlü ve kalıcıymış gibi göstermeye çalışır. Ancak batılın devri çok kısadır ve tahmin edilenden çok daha çabuk yok olup gider.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Allah haktır ve O’ndan gelen her şeyin hakkaniyeti vardır. Hakla batıl arasındaki kriter ise ilahi söz ve ameldir.

2 – Hak batıla karşı zafer kazanır ve genelde batılın elinden hiç bir şey gelmez.

3 – Dünyanın başı ve sonu Allah’ın elindedir. Bu arada batıl bazı hareketlerde bulunabilir, fakat suyun yüzünde oluşan köpük gibi hemen yok olur.

 

EL-SEBE suresinin 50. Ayeti:

 

قُلْ إِنْ ضَلَلْتُ فَإِنَّمَا أَضِلُّ عَلَى نَفْسِي وَإِنِ اهْتَدَيْتُ فَبِمَا يُوحِي إِلَيَّ رَبِّي إِنَّهُ سَمِيعٌ قَرِيبٌ (34:50)

 

 

Yani:

De ki: Eğer (haktan) saparsam, kendi aleyhime sapmış olurum. Eğer doğru yolu bulursam, bu da Rabbimin bana vahyettiği (Kur'an) sayesindedir. Şüphesiz O, işitendir, yakındır.

 

 

Bu ayette Allah teala peygamberini halka, hatta kendisi Allah’ın Peygamberi olmasına rağmen hidayete ilahi vahiy yoluyla erdiğini ve ilahi vahiy olmasaydı başkaları gibi sapkınlık içinde olacağını söylemekle görevlendiriyor. Kuşkusuz akıl da yüce Allah’ın biz insanlara hüccetidir. Ancak akıl da çeşitli yolların karşısında bazen hakla batıl olanı birbirinden ayırt etmekte hataya düşebilir ve böylece insan sapkınlık içinde kalabilir.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

 

7s

1 – İnsanın hidayete ermesi veya sapkınlığa sürüklenmesinin tesiri ve sonuçları başkalarından önce kendisini etkiler.

2 – İnsanı yaratan Allah kulunun her türlü halini ve ihtiyaçlarını bilir ve O’nunla mahluku arasında hiç bir mesafe yoktur.

 

EL-SEBE suresinin 51 ve 52. Ayetleri:

 

وَلَوْ تَرَى إِذْ فَزِعُوا فَلَا فَوْتَ وَأُخِذُوا مِنْ مَكَانٍ قَرِيبٍ (34:51)

وَقَالُوا آَمَنَّا بِهِ وَأَنَّى لَهُمُ التَّنَاوُشُ مِنْ مَكَانٍ بَعِيدٍ (34:52)

 

 

Yani:

(Resûlüm!) Telaşa düştükleri zaman, bir görsen! Artık kurtuluş yoktur, yakın bir yerden yakalanmışlardır.

 

(İş işten geçtikten sonra:) "Ona inandık" demişlerdir, ama uzak yerden (dünya hayatı gelip geçtikten sonra) imana kavuşmak onlar için nasıl mümkün olur?

 

 

Bu ayetlerde ve bundan sonraki Sebe suresinin son ayetleri olan ayetlerde yüce Allah peygamberine ve mümin kullarına, Kur'an'ı Kerim ve kıyameti inkar eden ve hak sözü kabul etmeyi reddeden insanları feryatları yükseleceği bir gün beklediğini, fakat artık iş işten geçtiğini buyurmaktadır. İnkar edenler kıyamet gününde iman ettiklerini dile getirir, fakat amelsiz imanın hiç bir değeri yoktur. nitekim kıyamet gününün azabını gördükten sonra iman etmenin de hiç bir faydası olamaz. Zira iman, bilinç ve öz irade ile olmalıdır, korku ve zorla değil. Dünyada ve ahirette hiç bir suçlu ilahi güç ve iradeden kaçamaz, nitekim Allah teala herkese yakın olduğu gibi O’nun sevgisi ve öfkesi de iyi ve kötü kullarına yöneliktir ve bu süreçte zaman ve mekan ve makam kavramlarının bir anlamı yoktur.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Tevbe etmekm ve sapkın düşünce ve amellerden vaz geçmek fani dünyada mümkündür, ancak ahirette geriye dönüş için hiç bir yol yoktur.

2 – Doğal olarak her kafir azabı görüp tehlikeyi hissedince iman ettiğini söyleyebilir, fakat iman ancak bilinçli bir şekilde olursa değerlidir, yoksa korku ve zorla iman etmenin hiç bir faydası yoktur.

3 – İlahi azap ve ceza uzak değildir. Allah teala ne zaman irade buyurursa istediği her yerde ve her zaman ceza verebilir.

 

EL-SEBE suresinin 53 ve 54. Ayetleri:

 

وَقَدْ كَفَرُوا بِهِ مِنْ قَبْلُ وَيَقْذِفُونَ بِالْغَيْبِ مِنْ مَكَانٍ بَعِيدٍ (34:53)

وَحِيلَ بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ مَا يَشْتَهُونَ كَمَا فُعِلَ بِأَشْيَاعِهِمْ مِنْ قَبْلُ إِنَّهُمْ كَانُوا فِي شَكٍّ مُرِيبٍ (34:54)

 

 

Yani:

Halbuki daha önce onu (hakkı) inkâr etmişlerdi. Uzak bir yerden gayb hakkında atıp tutuyorlardı.

 

Artık, bundan önce benzerlerine yapıldığı gibi, kendileriyle arzu ettikleri şey arasına perde çekilmiştir. Şüphesiz onlar, kendilerini endişeye düşüren bir korku içindeydiler.

 

12s

Önceki ayetlerin devamında bu ayetler şöyle buyurmakta: bugün ilahi azabı görünce iman ettiklerini söyleyenler, dünyada yaşarken Kur'an'ı Kerim hakkaniyetini ve peygamberin risaletini inkar ediyordu. Onlar hiç bir gerekçe göstermeksizin karanlığa doğru bir ok atarcasına gayb alemini ve mebda ve maad hakikatini reddediyordu. Onlar Peygamberi de mecnun olmak veya sihir ve büyü yapmakla suçluyordu ve asla onun söz ve amelleri üzerinde düşünmeye yanaşmıyordu.

Doğal olarak kıyamet gününü inkar edenler sürekli kendi zevklerine ve şehvetlerine düşkün yaşıyordu ve bu yüzden asla ilahi peygamberlerin sözlerini dinlemiyordu.  Fakat onların bu istekleri pek uzun sürmez ve ölüm, onlarla istekleri arasında ayrılık yaratır. Nitekim bundan önce de onlardan önce gelen bir çok kafir ve müşrik ve münker bir çok isteklerine ulaşamadan bu dünyadan ayrılmak zorunda kaldı.

Sebe suresinin son ayetinin sonunda Kur'an'ı Kerim tüm bu sorunların kökünü yersiz kuşku ve şüphe ilan ediyor. Kuşkü ve şüphe doğal olarak tüm insanlar için tüm alanlarda söz konusu olabilir. ancak insan bu kuşkuların üzerinde araştırma yaparak yakine ulaşması gerekir. Bir başka ifade ile sırf ben bu insanın Allah’ın Peygamberi olduğu ve sözleri ilahi vahiy olup olmadığı konusunda kuşkuluydum demek yüce Allah katında kabul edilebilecek bir söz olamaz, zira kuşku duyan her insan araştırma yaparak ve kuşku duyduğu konunun üzerinde düşünerek bu durumdan kurtulabilir.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Küfür, mebda ve maadı inkar etmenin ilmi ve akli temeli yoktur ve tamamen zan ve mesnetsiz tahminlere dayanır ve karanlığa bir ok atmaya benzer.

2 – Dünyanın lezzetleri ve şehvetleri fanidir. İnsan asıl uhrevi kalıcı lezzetleri düşünmelidir.

3 – Hepimiz bir kere ve son kez Kur'an'ı Kerim ve kıyamet gününün hakkaniyet hakkında görüşümüzü kesinleştirmeli ve ömrümüzün sonuna kadar kuşku içinde kalmaktan kurtulmalıyız, zira bu durumun bedeli çok ağır olur.