Kasım 10, 2018 08:13 Europe/Istanbul

FÂTIR Suresinin 7 ila 8. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.

FÂTIR suresinin 7. Ayeti:

 

الَّذِينَ كَفَرُوا لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَالَّذِينَ آَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ كَبِيرٌ (35:7)

 

 

Yani:

İnkâr edenler için şüphesiz çetin bir azap var, iman edip iyi işler yapanlara da mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır.

 

 

Geçen bölümde şeytanın insanla düşmanlığı ve insanların şeytana uymakm yüzünden cehenneme atılma tehlikesi ile karşı karşıya kalabileceğinden söz etmiştik. Bu ayet ise şöyle buyurmakta:

Küfür  ve hakkı inkar etmek, zemini şeytanın insana musallat olmasına hazırlar ve bu da çok ağır bir sonu olur. Ancak eğer insan iman ve salih amel ehli olursa, hatta şeytanın vesveselerine kapılıp bir günah işleyecek olursa, Allah teala onun günahını affeder ve ilahi lütuf ve merhametinden yararlandırır.

Kuşkusuz iman, salih amelle beraber olmayınca doğal olarak hiç bir mükafatı da olmaz. Fakat küfür tek başına insanı cennetten uzaklaştırabilir. Zira insan ne zaman yanlış yolu seçecek olursa, hatta en iyi merkeplere binmiş olsa bile, asla varmak istediği yere varamaz.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Her işin sonunu ve akibetini iyice düşünmek, insanın terbiye olması ve saadete nail olmasında etkilidir. Zira bilindiği üzere insanın işi, ölümle son bulmaz ve akıllı insan uzak görüşlü ve geleceğini düşünmelidir.

2 – Günahlar bağışlanmadığı sürece insanın cennete girmesi ve mükafatlandırılması söz konusu olamaz. Gerçekte insan günah yükü ile cennete giremez, zira cennet pak olmayan günahkar insanların yeri değildir.

 

FÂTIR suresinin 8. Ayeti:

 

أَفَمَنْ زُيِّنَ لَهُ سُوءُ عَمَلِهِ فَرَآَهُ حَسَنًا فَإِنَّ اللَّهَ يُضِلُّ مَنْ يَشَاءُ وَيَهْدِي مَنْ يَشَاءُ فَلَا تَذْهَبْ نَفْسُكَ عَلَيْهِمْ حَسَرَاتٍ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ بِمَا يَصْنَعُونَ (35:8)

 

 

 

Yani:

Kötü işi kendisine güzel gösterilip de onu güzel gören kimse (kötülüğü hiç istemeyen kimseye benzer) mi? Allah dilediğini sapıklığa yöneltir, dilediğini doğru yola iletir. O halde onlar için üzülerek kendini helak etme. Allah onların ne yaptıklarını biliyor.

 

 

Mümin ve kafir insanlardan oluşan iki kesimin akibetini anlatan önceki ayetin devamında bu ayet şöyle buyurmakta:

Küfür ve insan psikolojisi insanın çirkin amelleri güzelmiş gibi görmesine ve gerçekleri olduğu gibi idrak etmesine engel olur. Üstelik bu duruma düşen insan kendisini ıslah etmeyi düşünmez ve hiç bir vaaz ve nasihat onu etkilemez.

Kafir insan Allah’ı tanımadığından, her şeyi kendi nefsi ile ölçer ve insan nefsi de doğal olarak geçici zevk ve şehvet uğruna bazı çirkin amelleri güzelmiş gibi göstermeye çalışır. Ancak mümin insan amellerini ilahi emirlere göre ölçer ve nefsani heva ve heveslerine teslim olmaz ve bilakis nefsini ıslah etmeye çalışır.

Doğal olarak küfre sapmak ve nefsani heva ve hevesleri izlemek insanı ilahi hidayeti benimsemekten mahrum bırakır ve onu doğru yoldan saptırır. Oysa Allah tealaya iman etmek ve inanmak, ilahi hidayetin benimsenmesine zemin oluşturur ve insanı doğru yolda ilerletir.

Ayetin son bölümü İslam Peygamberi –s– ve tüm müslümanlara, hakkı benimsemek bir yana, hatta hak sözü dinlemek bile istemeyen insanların haline üzülmemelerini ve kendi ruhunu ve duygularını yıpratmamalarını tavsiye ediyor, zira kafirlerin işi Allah’ın iradesinin altındadır ve yüce Allah onların içini dışını bilendir.

Tarihin şahadet getirdiğine göre İslam Peygamberi –s– insanları hidayete erdirme yolunda çok yürek yakmıştır. Kur'an'ı Kerim o hazretin bu özelliğini şöyle anlatmakta:

Peygamber insanları hadiyate edirmekte hırslı ve müminlere karşı çok merhametlidir.

Dolaysıyla bu ayet insanların sapkınlığına üzülmemeye kastetmediği ve sadece bu üzüntü ve esef onları hareket etmekten ve çaba harcamaktan alıkoymamalarını ve asla umutsuzluğa ve hüsran duygusuna kapılmamayı ve yaptığımız tebliğin faydasız ve etkisiz olduğunu düşünmememizi tavsiye etmektedir.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – İnsan nefsinin tehlikeli boyutlarından biri, kötülükleri bezemesi ve güzelmiş gibi göstermesi ve günah ve hataları haklı ve doğru gibi göstermesidir. Bir başka ifade ile insan önce günahı haklı ve doğru gibi gösterir, ardından o günahı işler.

2 – İyilikleri ve kötülükleri gönlümüzün istekleri ile değil, akıl ve vahiy gibi güçlü kriterlerle ölçmek gerekir.

3 – Yüce Allah günahı sapma etkeni olarak belirlemiştir. Lakin bu sapkınlık insanın kendi uygulamalarının sonucudur. Nitekim kafirler yanlış yolu sırf kendi inatları yüzünden izlemeye başlar ve bunun sonucu da daha fazla sapmaktır.

4 – İnsanları hidayete erdirmek için hırslı olmak ve sapkınlıklarına üzülmek gerekir, fakat bu üzülmenin ve hasretin de belli bir yere kadar olması gerekir.