Nura giden yol
FÂTIR suresinin 18 ila 21. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.
FÂTIR suresinin 18. Ayeti:
وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى وَإِنْ تَدْعُ مُثْقَلَةٌ إِلَى حِمْلِهَا لَا يُحْمَلْ مِنْهُ شَيْءٌ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَى إِنَّمَا تُنْذِرُ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَمَنْ تَزَكَّى فَإِنَّمَا يَتَزَكَّى لِنَفْسِهِ وَإِلَى اللَّهِ الْمَصِيرُ (35:18)
Yani:
Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez. Yükü (günahı) ağır gelen kimse onu taşımak için (başkasını) çağırsa, bu çağırdığı akrabası da olsa, onun yükünden bir şey yüklenmez. Sen ancak görmeden Rablerinden korkanları ve namazı kılanları uyarabilirsin. Kim temizlenirse o, kendi menfaatine temizlenmiş olur. Dönüş Allah'adır.
Bu ayet müslümanların inanç ilkelerinden biri olan yüce Allah’ın adaletine işaret ederek şöyle buyurmakta:
Kıyamet günü ilahi ceza ve mükafatın kriteri insanların amelleridir ve hiç kimse arkadaşlık veya akrabalık gibi dünyevi ilişkilere göre başkasının günah yükünü üstlenemez. Allah teala da kullarının amellerini hesaplarken hiç kimsenin günahını başkasına yüklemez. Kıyamet günü herkes kendi amelinden sorumludur ve ona göre hesap vermesi gerekir. Orada hiç kimse ortamı ve toplumu fesatla suçlamak ve onları sorumlu tutmakla kendi işlediği günahların ve suçların yükümlülüğünden kaçamaz.
Kuşkusuz eğer biri başkalarını günah işlemeye teşvik ve davet etmişse, onların günah işlemesinde payına göre cezalarına da ortak olacaktır. Nitekim eğer biri başkalarının iyi amellerinde rol ifa etmişse, onların mükafatına ortak olur.
Ayetin devamında günah işlemenin kökü yani ruhi fesada işaret ederek şöyle buyurmakta: Hak söze ancak çirkin amellerden uzak duran ve haktalep ve hak arayışında olanlar ve yine ruhunun pak ve selamet olması için çaba harcayanlar kulak verir. Aksi takdirde hatta peygamberin sözü onları etkilemez ve akılını başına getirerek uyandırmaz.
Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Kayemet günü günahlar insanın omuzunda ağır yüktür.
2 – Fani dünyada bizi günaha teşvik eden ve “korkmayın, eğer bir cezası varsa biz sizin günahınızı üstleniriz” diyenlere aldanmayalım.
3 – Her insanın günah kendi üzerinedir ve bizi başkalarının günahı için cezalandırmazlar. Ancak eğer nehyi münker görevimizi yerine getirmez ve başkalarını çirkin amellerden ve günahlardan sakındırmazsak, o zaman biz de başkalarının çirkin amellerine karşı sessiz kalma suçundan cezalandırılırız.
4 – Kıyamet günü herkes kendi amelinden sorumludur ve başkalarının elinden, hatta en yakın akrabalırımız olsa bile, hiç bir şey gelmez.
FÂTIR suresinin 19 ila 21. Ayetleri:
وَمَا يَسْتَوِي الْأَعْمَى وَالْبَصِيرُ (35:19)
وَلَا الظُّلُمَاتُ وَلَا النُّورُ (35:20)
وَلَا الظِّلُّ وَلَا الْحَرُورُ (35:21)
Yani:
Körle, gören bir olmaz.
Karanlıkla aydınlık da bir olmaz.
Bu ayetler teşbih ve temsil yoluyla kafir ve mümin insanları mukayese ederek şöyle buyurmakta:
Acaba sizce gözü görmeyen ve hiç bir şeyi göremeyen biri ile gözleri gören ve her şeyi görebilen biri bir midir? Açıktır ki bunlar bir olamaz ve bu dünyanın hakikatinden algıları farklı olur. Zira biri karanlıktan başka hiç bir şey hissetmez, fakat öteki her şeyi nur ve aydınlıkta görür. Sanki biri sürekli gölgede ve diğeri de sürekli güneş ışınları altında yaşıyordur. Kuşkusuz görme nimetinden yararlanmak veya mahrum kalmak tekvini bir durumdur ve insanlar bu iki durumda rolü yoktur. fakat iman ve küfür insan iradesine bağlı durumlardır, yani her insan küfür yolunu izleyebilir ki sonuçta küfür karanlığına saplanır ve kendini manevi ve gaybi hakikatleri görmekten mahrum bırakır. Ya da tam tersine iman nuru sayesinde basirete kavuşur ve ilahi hidayet nimetinden yararlanır.
Kur'an'ı Kerim’in diğer bazı ayetleri de bu meseleye vurgu yapar ve Allah tealanın peygamber ve semavi kitaplar göndererek insanları karanlıktan hidayet nuruna doğru hidayete erdirmek istediği vurgulanmıştır. Oysa küfür ve tağut elebaşıları sürekli insanları nur ortamından çıkararak karanlığa sürüklemek istemektedir.
Doğada tüm canlı mahlukların hayatı, bitkisinden hayvanlarına ve insanlara kadar hepsinin bekası güneşin nuru ve sıcaklığına bağlıdır ve eğer güneş ışınları ve ısısı yeryüzüne ulaşamazsa, yerküreyi karanlık kaplar ve tüm mahluklar yok olur. İnsan ruhu de aynı şekilde bekası ilahi nurdan yararlanmasına bağlıdır. Bu nur ise akıl ve iç fıtrat ve peygamberlerin daveti ile karşılanır.
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.
1 – İyilikleri kötülüklerle veya dürüst müminlerin yaşamını kötü kafirlerin yaşamı ile karşılaştırarak doğru yolu yanlış yoldan ayırt edebilir ve şirk ve küfüre yakalanmaktan kurtulabiliriz.
2 – Din insanlara nur ve basiret kazandırır, böylece insan karanlıktan kurtuluş için gerekli bakışa ve tanıma kavuşur.
3 – Bu ayetlerde nur, çoğul şeklinde beyan edilen karanlıklara karşı tekil olarak beyan edilmiştir. Yani hak yolu birdir, fakat yanlış ve sapkın yolların sayısı çoktur.