Nura giden yol
FÂTIR suresinin 27 ila 30 ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.
FÂTIR suresinin 27 ve 28. Ayetleri:
أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ أَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَخْرَجْنَا بِهِ ثَمَرَاتٍ مُخْتَلِفًا أَلْوَانُهَا وَمِنَ الْجِبَالِ جُدَدٌ بِيضٌ وَحُمْرٌ مُخْتَلِفٌ أَلْوَانُهَا وَغَرَابِيبُ سُودٌ (35:27)
وَمِنَ النَّاسِ وَالدَّوَابِّ وَالْأَنْعَامِ مُخْتَلِفٌ أَلْوَانُهُ كَذَلِكَ إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَاءُ إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ غَفُورٌ (35:28)
Yani:
Görmedin mi Allah gökten su indirdi. Onunla renkleri çeşit çeşit meyveler çıkardık. Dağlardan (geçen) beyaz, kırmızı, degişik renklerde ve simsiyah yollar (yaptık).
İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da yine böyle türlü renkte olanlar var. Kulları içinden ancak âlimler, Allah'tan (gereğince) korkar. Şüphesiz Allah, daima üstündür, çok bağışlayandır.
Bu ayetler surenin başındaki ayetler gibi yüce Allah’ın yegane olduğu ve sonsuz güce sahip olduğuna işaret ederek şöyle buyurmakta: her türlü cansız mahluklar, bitkiler, hayvanlar ve insanlar çeşitli ve değişik renklerde yaratışmıştır ve bu çeşitlilik varlık aleminde güzel bir görüntü arz eder. Dünyanın en usta ressamların en iyi eserleri doğadan manzaları olduğu gibi görüntüledikleri ve doğadaki manzara ile eserin arasında bir fark koymak zor olduğu eserleridir. Yine insan portresini çizen ressamlar da bu eserleri adeta kamera ile çekilmiş fotoğraf gibi doğal gözükecek şekilde çizerler. Bir başka ifa deila Allah teala doğayı ve insanı güzel yaratmıştır ve bu yüzden insanlar sanat çalışmalarında yarattıkları eserleri mümkün mertebe doğadaki şekline benzetmeye çalışır. Bundan başka doğadaki renklerin çeşitliliği de başlı başına yaratılışın şaheseridir. Hepsi aynı sudan beslenen ve yetişen çeşitli meyveler ve tarım ürünlerinin türlü renklerde ve tatlarda olması da yaratılışın bir başka mucizesidir. Yağmur suyunun ne rengi vardır, ne da tadı, fakat bitkilerin kökleri ve gövdeleri aracılığı ile dallara ve çiçeklere ulaşınca türlü renklere dönüşür ve insanlara farklı tatları sunar.
Ayetler daha sonra da alimlerin ve bilim adamlarının büyük sorumluluğuna işaret ederek şöyle deva metmekte: yaratılışın azametini idrak eden ve Allah tealanın sonsuz gücünü öğrenenler, bunca azametin karşısında huşu içinde olur ve sürekli yüce Allah’a karşı görev ve sorumluluklarını yerine getirmemiş olmaktan korkar. Varlık alemine yönelik ilim ve bilim insanı, görevini yerine getirmekte en ufak müsamahakarlıktan bile korkacak kadar huzu ve huşu içinde yapar. Burada ilimve bilimden maksat sadece fizik, kimya veya biyoloji formüllerini keşfetmek değildir, zira bu formüllerin tek başına insan üzerinde bu şekilde etki yapmayabilir. Rivayetlere göre insanı ancak maddi doğadan yaratan Allah’a ulaştıran ve O’na karşı imanını güçlendirerek yakin aşamasına kavuşturan ilim huzu ve huşuya sebebiyet verebilir. Bu ayetlerde ilimden maksat, insanın alemleri yaratan Allah tealaya yönelik iman gücünü takviye eden bir nevi bilinç ve basirtten yararlanmaktır. Dolaysıyla eğer bir insan ilmi birikimi olur, fakat Allah tealanın azameti, yaratılışın amaçları, insanın kıyamet günü kaderi ve benzeri durumların hakkında bilgisi yoksa aslında alim değil, cahillerden sayılır.
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Allah tealanın gücünün bir işareti aynı sudan ve aynı topraktan türlü meyveleri farklı renklerde ve çeşitli tatlarda üretmektir.
2 – Din güzelliğe karşı değildir. Allah teala tüm güzellikleri yaratandır. Yüce Allah dağlardan, ormanlardan ve denizlerden en güzel manzaraları yaratarak bunları kendisinin varlık işareti olarak buyurmuştur.
3 – İnsanların çeşitli renklerde yaratılması, birini ötekine üstünlük taslaması için değil, Allah tealanın güç ve azametini göstermek içindir.
4 – Varlık aleminin sırlarını öğrenmek ve ilim sahibi olmak ilahi katın önünde huşuya vesile olmalıdır. İlim ve bilim kibir ve üstünlük taslama aracı değildir.
FÂTIR suresinin 29 ve 30. Ayetleri:
إِنَّ الَّذِينَ يَتْلُونَ كِتَابَ اللَّهِ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَأَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلَانِيَةً يَرْجُونَ تِجَارَةً لَنْ تَبُورَ (35:29) لِيُوَفِّيَهُمْ أُجُورَهُمْ وَيَزِيدَهُمْ مِنْ فَضْلِهِ إِنَّهُ غَفُورٌ شَكُورٌ (35:30)
Yani:
Allah'ın kitabını okuyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah için) gizli ve açık sarfedenler, asla zarara uğramayacak bir kazanç umabilirler.
Çünkü Allah, onların mükâfatlarını tam öder ve lütfundan onlara fazlasını da verir. Şüphesiz O, çok bağışlayan, şükrün karşılığını bol bol verendir.
Önceki ayetlerde alimlerin ve bilginleri Allah tealadan korkusu ve huşu içinde olmalarından söz edildi. Bu ayetler ise şöyle buyurmakta:
Allah teala korkusu ve O’na karşı huşu içinde olmak, O’nun rahmetine umut bağlamakla beraberdir. Bu umut günahların bağışlanması ve iyi amellerin mükafatlandırılmasına vesile olur. Doğal olarak amelsiz bir istek boşunadır ve ilahi hikmetle bağdaşmaz. Bu yüzden bu ayetler şöyle buyurmakta:
Dünyada ve ahirette ancak amel ehli olanlar ve Allah teala ile irtibat kuranlar ve Kur'an'ı Kerim ve namaz ehli olanlar ve ayrıca Allah’ın kulları ile irtibatta olan ve malından toplumun muhtaç insanlarına bağışlayan ve mahrumları düşünen insanlar ilahi rahmete umut bağlayabilir.
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.
1 – İlim ve bilim tek başına yeterli olmaz, bunun yanında ibadet ve Allah’a kulluk da gereklidir.
2 – Dünyada ancak sermayelerimizi Allah yolunda kullandığımız ve insanlara yardımda bulunduğumuz ticaret kârlı ve kalıcı bir ticarettir. Bu sermayeler bizim ömrümüz, ilmimiz, malımız ve onurumuzdur.
3 – İnfaksız namaz veya namazsız infakın hiç bir faydası olmaz.
4 – Eğer neyimiz varsa Allah’tan olduğunu düşünürsek, onlardan infakta bulunmakta cimrilik etmeyiz ve başkalarına infakta bulunmayı zarar olarak görmeyiz.
5 – Kurtuluş umudu, iyi ve salih amelle beraber olmalıdır, yoksa bu umut sadece bir arzudan öteye gidemez.