Şubat 17, 2019 13:42 Europe/Istanbul

YÂSİN suresinin 5 ila 9. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.

YÂSİN suresinin 5 ve 6. Ayetleri:

 

تَنْزِيلَ الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ (36:5)

لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا أُنْذِرَ آَبَاؤُهُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ (36:6)

 

 

Yani:

(Bu Kur'an) üstün ve çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir.

 

Ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için indirilmiştir.

 

 

Geçen bölümde ele alınan ve Kur'an'ı Kerim’in hikmet öğreten ve azametli ve güçlü bir kitap olduğunu beyan eden ayetlerin devamında ilkin şöyle buyurmakta: Kur'an'ı Kerim peygamberin değil, Allah’ın kelamıdır, gerçi peygamberin dilinden beyan edilmektedir, fakat peygamberin diğer sözlerinden farklıdır.

Eğer İslam Peygamberi’nden –s– nakledilen ve hadis kitaplarında yer alan rivayetlere bakacak olursak, o hazretin beyan tarzı ve ifade biçimi Kur'an'ı Kerim’in beyanı ve kelamı ile farklı olduğu anlaşılır. Kuşkusuz Arapçayı biraz bilen her insan bu farklılığı çok rahat bir şekilde anlayabilir.

Ayetler şöyle devam etmekte: Kur'an'ı Kerim insanları uyarmak için nazil olmuştur, böylece gafletten kurtulup varlık aleminin hakikatlerinden haberdar olabilirler. Bu hakikatler insanın kaderi ile ilgilidir ve onların bilincine varmamak, insanı sadece bu dünyayı görmesine ve ebedi yaşamının dünyası olan ahiret aleminden gafil kalmasına yol açar.

Ayetler İslam Peygamberi’nin –s– Hicaz yarımadasında risaletinin önemini beyan etmek için şöyle buyurmakta: Bundan önce bu bölgede Arap ırkından bir peygamber gönderilmemişti ve burada yaşayan insanlar Ululazm peygamberlerin nimetinden mahrumdu.

Gerçi Kur'an'ı Kerim’in diğer bazı ayetlerine göre, insanların arasında sürekli onları ikaz eden ve hücceti tamamlayan insanlar olmuştur, fakat bunlar ünlü peygamberler değildir. Nitekim Hz. İsa’dan –s– sonra İslam Peygamberi’ne –s– kadar hiç bir Ululazm peygamber de zuhur etmemiştir.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Yüce Allah en mükemmel sıfatlara sahiptir. Allah hem aziz, hem muktedir, hem rahman ve hem rahimdir.

2 – İnsanları gaflet uykusundan uyandırmak için ikaz ve uyarı, ilahi sünnet ve peygamberlerin temel görevlerinden sayılır.

 

YÂSİN suresinin 7. Ayeti:

 

لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلَى أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ (36:7)

 

 

Yani:

Andolsun ki onların çoğu gafletlerinin cezasını hak etmişlerdir. Çünkü onlar iman etmiyorlar.

 

 

Peygamberin insanları gaflet uykusundan uyandırmak ve gözlerini kaplayan gaflet perdesini aralamak üzere gönderildiklerini beyan eden önceki ayetlerin devamında bu ayet şöyle buyurmakta:

Bir çok insan peygamberlerin uyarılarını umursamaz ve iman etmez. Doğal olarak bu tür insanlar kıyamet günü ilahi azapla cezalandırılır.

Kuşkusuz kıyamet günü ancak ömrünün sonuna kadar tevbe etmeyen ve yanlış yoldan dönmeyen veya küfür ve şirke elebaşılık eden ve başka insanları doğru yoldan saptıranlar cezalandırılır. Ancak eğer biri ölüm işaretlerini görünce yanlış yolundan döner ve kötü amellerinden pişmanlık duyarak Allah tealaya dönerse, ilahi af ve rahmetten yararlanabilir. Yüce Allah bu tür insanları ateşte yanmaktan kurtarır.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Dindarlık meselesinde dindar insanların sayısının azlığı veya çokluğu esas kriter değildir, öyle ki hatta dünyada insanların çoğu Allah’ın dininden dönerse, bu amelleri onların haklı olduğu anlamına gelmiz. Buna göre azınlık konumunda olan mümin insanlar izledikleri yolun hakkaniyeti konusunda kuşkuya kapılmamalı ve umudunu yitirerek hüsrana uğramamalıdır.

2 – Gaybi hakikatlerden gafil olmak, insanı küfür ve hakla inada sürükler.

 

YÂSİN suresinin 8 ve 9. Ayetleri:

 

إِنَّا جَعَلْنَا فِي أَعْنَاقِهِمْ أَغْلَالًا فَهِيَ إِلَى الْأَذْقَانِ فَهُمْ مُقْمَحُونَ (36:8)

وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ (36:9)

 

 

Yani:

Biz, onların boyunlarına halkalar geçirdik. O halkalar çenelere kadar dayanmaktadır. Bu yüzden kafaları yukarı kalkıktır.

 

Önlerinden bir set ve arkalarından bir set çektik de onları kapattık, artık göremezler.

 

 

Bu ayetler kafirlerin dünyada ve ahirette cezalarını beyan ediyor. Kıyamet gününde ilahi azaptan söz edilirken, cehennemin halkasından ve zincirinden de söz edilir, öyle ki bu zincirler ve halkalar cehenneme düşenlerin hatta başını ve boynunu hareket ettirmelerine izin vermez ve yakıcı olmakla beraber bir nevi aşağılanmaları da sayılır.

Gerçekte bu dünyada önlerinde ve arkalarında duran hakikatleri görmek istemeyenler, ne varlık aleminin başlangıcı olan Allah’ı ve ne de onların ve dünyanın sonu olan ahireti görerek bu hakikatleri benimsiyor. Bunlar ahirette de aynı şekilde mahşur oluyor ve dünyadaki kör kalpleri ile kıyamette ortaya çıkıyorlar.

Gerçekte kıyamet günü insanın amellerinin başka bir şekilde ortaya çıkmasıdır. Fani dünyada amellerin dış görünüşü insanın bazen çirkinliklerini bile görmeyecek şekildedir, fakat kıyamet günü gelince insanlar iç yüzleri ile mahşur oldukları için kalplerinin körlüğü ve hakikati umursamazlıkları da kör insanlar gibi görünmelerine sebebiyet verir.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Kıyamet günü halkası ve zinciri gerçekte kafirlerin bu dünyada kendi elleri ve ayaklarına attıkları halka ve zincirlerdir. Onlar bu dünyada özgür olduklarını zanneder, fakat gerçekte nefsani heva ve heveslerinin tutsağıdır.

2 – Kafirler sadece bugünü düşünür ve yaşamın anlık zevklerinden faydalanmak ister ve sonuçta dünyanın geçmişini ve geleceğini görmemezlikten gelir ve sanki gözlerinin önüne bir perde çekilmiştir ve bu yüzden hakikati görmezler. Kafirler ne geçmişlerinden ibret alır, ne de gelecekte onları bekleyen kaderlerini düşünür.