Şubat 17, 2019 13:46 Europe/Istanbul

YÂSİN suresinin 10 ila 12. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.

YÂSİN suresinin 10 ve 11. Ayetleri:

 

وَسَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَأَنْذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ (36:10)

إِنَّمَا تُنْذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ وَخَشِيَ الرَّحْمَنَ بِالْغَيْبِ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَأَجْرٍ كَرِيمٍ (36:11)

 

 

Yani:

Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar.

 

Sen ancak zikre (Kur'an'a) uyan ve görmeden Rahmân'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. İşte böylesini, bir mağfiret ve güzel bir mükâfatla müjdele.

 

 

Geçen bölümde ele aldığımız ayetler kafirlerin ve müşriklerin kıyamet gününde ağır cezalarından haber verdi. Bu ayetler ise bu cezaların sebebi, kafirlerin ve müşriklerin Hak tealaya karşı inatçılığı olduğunu, zira bu zümre peygambebrin sözünü dinlemek ve açık mantığını kabul etmek istemiyor, ya da eğer duyacak olurlarsa da, umursamıyor ve sanki o hazretin sözlerini duymamış gibi davranıyordu. Bu yüzden peygamberin onların nasihat etmesi veya etmemesi hiç bir şeyi değiştirmezdi, zira onlar iman etmemekte kararlıydı. Onların kalbi, yağmur suyu sızamayan sert bir toprak gibiydi. Doğal olarak böyle bir toprakta ne bitki biter ne de gelişir.

Ayetler şöyle devam etmekte: Uyarı ve ikaz ancak ikaz ve uyarıyı kabul etmek isteyen ve ona göre de gereğini yapan insanları etkileyebilir. Kur'an'ı Kerim ayetleri tümüyle ikaz ve uyarıdır ve İslam Peygamberi -s- de bir çok ayette ikaz eden ve hatırlatan kimse olarak tanıtılmıştır.

Aslında bir çok dini maarif ve hakikat, insanın ilahi fıtratına yerleştirilmiştir, fakat bazı etkenler insanın bunlardan gafil olmasına neden oluyor. Yüce Allah insanları gaflet uykusundan uyandırmak ve fıtri özelliklerini hatırlatmak için peygamberler ve semavi kitaplar göndermiştir, böylece kim hakikat peşinde ise hidayete erebilir ve gafletten ve sapkınlıktan kurtulabilir. Doğal olarak kim ilahi peygamberlerin mesajları üzerinde durup düşünecek olursa, her halükarda, hem açıkta ve nihanda Allah tealayı gözetler ve daha az hataya düşerek günah işler.

Kuşkusuz Allah tealanın böyle bir insana karşı davranışı da mağfiret ve keramet temelinde davranır ve hatalarını örterek iyiliklerini de mükafatlandırır.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Hücceti tamamlamak tüm insanlar için gereklidir, fakat bu hüccet ancak nasihat ve ikazı benimsemeye hazır olan ve hakikat peşinden giden insanları etkileyebilir.

2 – Kur'an'ı Kerim ikaz ve uyarı kitabıdır ve amacı insanların uyuyan fıtratını uyandırmak ve gaflet etkenlerinin etkisinden kurtarmaktır.

3 – Allah tealaya gerçek imanın işareti O’ndan sadece görecede ve halkın önünde değil, nihanda da korkmaktır.

4 – Peygambebrlerin ikazlarını dikkate alan insanlar ilahi rahmetten yararlanır ve cennetle müjdelenir.

 

YÂSİN suresinin 12. Ayeti:

 

إِنَّا نَحْنُ نُحْيِي الْمَوْتَى وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَآَثَارَهُمْ وَكُلَّ شَيْءٍ أحْصَيْنَاهُ فِي إِمَامٍ مُبِينٍ (36:12)

 

 

Yani:

Şüphesiz ölüleri ancak biz diriltiriz. Onların yaptıkları her işi, bıraktıkları her izi yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir kitapta (levh-i mahfuz'da) sayıp yazmışızdır.

 

 

İlahi peygamberlerin ve kitapların en önemli ikazlarından biri kıyamet günü ve bu günde amellerin hesabına bakılmasıdır. Şöyle ki insan öldükten sonra bir başka alemde dirilir ve fani dünyada yaptıkları hakkında sorgulanır. Doğal olarak kıyamet mahkemesine çıkmak için insanın fani dünyada tüm amelleri kayda alınmış olması gerekir ve hesabına ancak bu şekilde bakılabilir.

Dünyada yargı ve mahkeme süreçlerinde ancak suç unsuru teşkil eden fiillere ceza verilir ve her ceza işlenen suçla orantılıdır. Ancak kıyamet mahkemesinde her insanın çirkin amelleri sorgulanarak cezalandırılırken, ayrıca insanın iyi amellerinin hesabına da bakılarak ona göre mükafatlandırılır. Bu mahkeme hem insanın amellerinin görece etkilerinden başka, belki de öldüğün günden onlar ve hatta yüzlerce yıl sonraki tesirleri de göz önünde bulundurulur.

Örneğin bir insanın bir cinayet işlediğini düşünün. Bu dünyada mahkeme katile ancak işlediği suça göre ceza verir. Oysa maktulun eşi ve çocuklarlı türlü iktisadi, sosyal ve kültürel sorunların etkisi altında kalabilir ve bu etki maktul öldükten sonra onlarca yıl sürebilir. Günümüz dünyasının yargı düzeninde bu tür sorunlar sanık hakkındaki iddianamede yer almaz ve maktul ailesinin karşılaşacağı daha sonraki sorunlar için katil hakkında hiç bir ceza öngörülmez. Oysa Allah tealanın adalet mahkemesinde bu tür konular da gözeltenir.

Ayetlerin devamında insanların amellerinin kayda alındığına vurgu yapmak için şöyle buyurmakta: Her şey levh-i mahfuz'da kayda alınarak korunur ve hiç bir şey unutulmaz. Bu levh-i mahfuz kıyamet gününde insanların ceza ve mükafatında tüm ilahi meleklerin dayandığı ve insanların iyi kötü amellerinin ölçülmesi için bir kriter olduğundan bu ayette ondan İmam şeklinde söz edilmiştir.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – İnsanın amel mektubu, ölümünden sonra kıyamet gününe dek açıkltır ve ölümünden sonra da amellerinin tesiri devam ediyorsa kayda alınır.

2 – İslami kültürde insan sadece yaptığı amellerden sorumlu değildir ve bunun yanında amellerinin toplum ve aile ve bireylerin üzerinde devam eden tesirlerinden de sorumlu tutulur.

3 – Kıyamet gününde ilahi mahkeme tahmin ve zanna göre değil, kayda alınan kesin belgelere ve kayıtlara göredir ve hiç bir kusuru yoktur.