Nura giden yol
es-SÂFFÂT suresinin 79 ila 92. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.
es-SÂFFÂT suresinin 79 ila 82. Ayetleri:
سَلَامٌ عَلَى نُوحٍ فِی الْعَالَمِینَ (37:79)
إِنَّا کَذَلِکَ نَجْزِی الْمُحْسِنِینَ (37:80)
إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِینَ (37:81)
ثُمَّ أَغْرَقْنَا الْآَخَرِینَ (37:82)
Yani:
Bütün âlemlerden Nuh'a selam olsun!
İşte biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.
Zira o, bizim inanmış kullarımızdan idi.
Nihayet ötekileri (inanmayanları) suda boğduk.
Geçen bölümde ele aldığımız ayetlerde belirtildiği üzere Hz. Nuh -s- ve beraberindekiler korkunç fırtınadan sağ salim kurtuldu. Onları sonunda güvenli bir sahile ulaştı. Bu ayetler ise şöyle buyurmakta:
Hz. Nuh’un risaletini tekzip eden ve onun sözleri ile alay eden tüm kafirleri ve münkirler sonunda ilahi azaba kapılarak hepsi helak oldular. İlahi selam ve tarih boyunca tüm ehli imanın selamı Hz. Nuh’un üzerinedir, zira Nuh 950 yıl kavmini kurtarmak ve hidayete erdirmek için çaba harcadı. Hz. Nuh bu yolda büyük sabır sergiledi ve çok eziyet çekti. Üstelik yüce Allah’ın insana selam göndermesinden ve onu kıyamet gününe dek dünyalıların arasında korumasından daha büyük onur olabilir mi ki?
Ayetler şöyle devam etmekte: Bu ilahi selam ve mükafat Nuh’a özel bir şey değildir ve tüm iyi insanlar ilahi selam ve kurtuluşun kapsamı içine girer ve onlara büyük mükafatlar verilir.
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Bu dünyadan ayrılan peygamberler ve evliya bizim selamlarımızı alırlar, zira Allah’ın hiç bir şeyi duymayan ve hiç bir sözü idrak etmeyen birine selam vermesi anlamsızdır. Böylece geçmiş enbiya ve evliyaya selam vermek ilahi ve değerli bir iştir.
2 – Allah’ın sünneti tüm iyilerin ilahi lütuftan yararlanmaları ve ilahi mükafat almalarına yöneliktir. Allah teala iyilere bu dünyada da mükafat verir.
3 – İmanla beraber olan ihsan ve ihsanla beraber olan iman faydalıdır. Bunların hiç biri tek başına kafi değildir.
4 – Dünyaya azap nazil olurken, Allah teala mümin kulları kafirlerin arasında olsa bile, kurtarır.
es-SÂFFÂT suresinin 83 ila 87. ayetleri:
وَإِنَّ مِنْ شِیعَتِهِ لَإِبْرَاهِیمَ (37:83)
إِذْ جَاءَ رَبَّهُ بِقَلْبٍ سَلِیمٍ (37:84)
إِذْ قَالَ لِأَبِیهِ وَقَوْمِهِ مَاذَا تَعْبُدُونَ (37:85)
أَئِفْکًا آَلِهَةً دُونَ اللَّهِ تُرِیدُونَ (37:86)
فَمَا ظَنُّکُمْ بِرَبِّ الْعَالَمِینَ (37:87)
Yani:
Şüphesiz İbrahim de onun (Nuh'un) milletinden idi.
Çünkü Rabbine kalb-i selîm ile geldi.
Hani o, babasına ve kavmine: Siz kime kulluk ediyorsunuz? demişti.
"Allah'tan başka bir takım uydurma ilâhlar mı istiyorsunuz?"
"O halde âlemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?"
Tarihi açıdan Hz. Nuh -s- ile Hz. İbrahim -s- arasında uzun bir zaman dilimi söz konusudur. Ancak Hz. İbrahim’in risaleti Hz. Nuh’un risaletinin devamında ve aynı tevhid inancının doğrultusunda olduğundan, Kur'an'ı Kerim Hz. İbrahim’i Hz. Nuh’un izleyeni olarak ilan etmiştir, öyle ki aralarında zaman açısından hiç bir mesafe olmadığı düşünülebilir.
Bu eyatlerin Hz. İbrahim için saydığı en önemli özellik kalb-i selim’dir. Selam hem sağlıklı ve her türlü kirlilikten ve şirkten arınmış demek, hem da Allah tealaya teslim olmak demektir.
Hz. İbrahim’in kabli her türlü şirk, küfür ve kötülükten münezzeh ve temiz olduğundan başkalarının ve kavminin şirk ve putperestliğine karşı sessiz kalamazdı. Dolaysıyla Hz. İbrahim onları irşad ve ikaz etmeye başladı ve hepsinin dikkatini fıtratının sesine çekti. Hz. İbrahim onlara nasıl cansız nesnelerin önünde eğildiklerini ve onlara taptıklarını sordu. Neden hakiki ilahın yerine sahte ve uydurma ilahların peşinden gidersiniz, diye sordu. Nasıl alemleri yaratan Allah’ın bıraktıkları halde yine O’ndan lütuf ve merhamet beklediklerini, sordu.
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Tüm ilahi peygamberlerin yolu birdir ve aralarında hiç bir tezat ve ihtilaf yoktur. Zaman ve mekan gibi etkenler semavi dinlerin aydın ilkeleri üzerinde hiç bir etkisi yoktur.
2 – Her türlü şirkten ve kötülükten uzak durmak ve Allah teala karşısında teslim olmak, ilahi enbiyanın ve izleyenlerinin en önemli özelliğidir.
3 – İnsan başkalarının karşısında sorumludur ve yakınları ve dostlarının hidayete erdirilmesi için çaba harcaması gerekir.
4 – Evliyalar bozuk ortamlarda bozulmaz, bilakis türlü yollardan bozuk ortamı ıslah etmeye ve değiştirmeye çalışır.
es-SÂFFÂT suresinin 88 ila 92. ayetleri:
فَنَظَرَ نَظْرَةً فِی النُّجُومِ (37:88)
فَقَالَ إِنِّی سَقِیمٌ (37:89)
فَتَوَلَّوْا عَنْهُ مُدْبِرِینَ (37:90)
فَرَاغَ إِلَى آَلِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْکُلُونَ (37:91)
مَا لَکُمْ لَا تَنْطِقُونَ (37:92)
Yani:
Bunun üzerine İbrahim yıldızlara şöyle bir baktı.
Ben hastayım, dedi.
Ona arkalarını dönüp gittiler.
Yavaşça putlarının yanına vardı. (Oraya konmuş yemekleri görünce:) Yemiyor musunuz?
Neden konuşmuyorsunuz? dedi.
Hz. İbrahim’in putperestlere yönelttiği soruların devamında bu ayetler o hazretin müşrikleri ve sapkınları uyandırmak için baş vurduğu bir başka yönteme işaret ediyor. eskiden Babil kentinde yaşayan halkın bir adeti, bayram merasimi için kentin dışına çıkmaktı. Babil halkı bayramdan önceki gecede Hz. İbrahim’i onlarla birlikte merasime katılmaya davet etti. Ancak Hz. İbrahim putları kırmak etmek için bir fırsat kolluyordu. Babil halkı yıldızların onların kaderini etkilediğine inanırdı. Hz. İbrahim onları kentten çıkmamak için ikna etmek için onların inancına göre yıldızlara baktı ve ardından şöyle dedi: beni mazur görün, zira yıldızların durumuna göre kentten çıkacak olursam hastalanırım. Bu yüzden kentte kalmam benim için daha iyidir.
Kuşkusuz Hz. İbrahim yıldızların onun kaderini etkileyeceğine inanmıyordu, fakat halkı ikna etmek için onların kullandığı yöntemi kullandı. Her halükarda Hz. İbrahim bu bahaneden yararlanarak halkla birlikte kentten çıkmadı ve yaptığı plan için hazırlık yaptı. Hz. İbrahim halkın yokluğunda irili ufaklı putların yanına gitti ve onlara şöyle sordu: neden halkın adak olarak size getirdiklerinden yemiyorsunuz? Neden bana cevap vermiyor, benimle konuşmuyorsunuz? Hani müşrikler sizin onların kaderini etkilediğine inanırdı, o zaman neden hiç bir şey yapamıyorsunuz?
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Hak yolunu tebliğ ederken her kesimle kendi dilinden konuşmak gerekir. buna göre halkın gelenek ve göreneklerini ve düşüncelerini tanımak, onları Hak yoluna doğru hidayete erdirmek için gereklidir.
2 – Toplumda sapkın düşüncelerle mücadele etmek için akılcı davranmak ve fırsatlardan en iyi şekilde yararlanmak gerekir.
3 – Peygamberlerin şirki reddetmek ve tevhide davet etmek için mantığı açık ve insan aklı ve fıtratına uygundur.