Nura giden yol
es-SÂFFÂT suresinin 93 ila 101. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.
es-SÂFFÂT suresinin 93 ila 96. Ayetleri:
فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًا بِالْيَمِينِ (37:93)
فَأَقْبَلُوا إِلَيْهِ يَزِفُّونَ (37:94)
قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ (37:95)
وَاللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ (37:96)
Yani:
Bunun üzerine, yanlarına gelip sağ eliyle vurdu (kırıp geçirdi.)
(Putperestler) koşarak İbrahim'e geldiler.
İbrahim: Yonttuğunuz şeylere mi ibadet edersiniz!
Oysa ki sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı, dedi.
Geçen bölümde Hz. İbrahim’in -s- putperestleri gaflet uykusundan uyandırmak için bir fırsat kolladığını anlattık. Hz. İbrahim -s- putperestlere putların elinden hiç bir şey gelmediğini ve bu cansız mahlukların onların kaderi üzerinde de hiç bir etkileri olmadığını anlatmaya çalışıyordu.
Bu yüzden bir bayram sırasında kent halkı kentin dışına çıktıklarında, Hz. İbrahim -s- hasta olduğunu ileri sürerek kentte kaldı. Hz. İbrahim -s- bu uygun fırsatı değerlendirerek bir baltayı eline aldığı gibi kentin puthanesinin yolunu tuttu ve büyük put dışında diğer tüm putları kırıp darmadağan etti.
Putperestler kente geri döndüklerinde inanılmaz acayip bir manzara ile karşılaştılar. Zira onların taptığı tüm irili ufaklı putlar kırılmış ve ayaklar altında kalmıştı. Kent halkı Hz. İbrahim’in -s- putların hakkında düşündüklerini bildiklerinden hemen ona gittiler, zira o hazret onlarla birlikte kentin dışına çıkmamıştı ve bu yüzden halk putların kırılma olayı ancak onun işi olduğuna karar verdi. Bunun üzerine halk Hz. İbrahim’in -s- evinin önünde toplandı ve onu sorgulamaya başladı.
Ancak Hz. İbrahim -s- putperestlerden ve öfkelerinden hiç korkmadan açık ve mantıklı delillerle onların iddialarına cevap vererek şöyle dedi: Hangi akıllı adam, kendi yaptığına tapar? Eğer insanın kendi yaptığı bir şey ilah olabilecekse, o zaman onu yapan insan daha da büyük bir ilah olabilir. Ey ahali, gelin putlara tapmak yerine alemleri ve bu putları yaratan yegane Allah’a tapın, zira hepiniz O’nun mahluklarısınız.
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Sapkınlık etkenlerini yok etmek için doğru plan yapmak ve uygun fırsatta bu etkenlere darbe indirmak gerekir.
2 – Peygamberler şirkle mücadele ve sapkınlık etkenlerin kökünü kurutma yolunda ikaz, uyarı ve bilinçlendirme çalışmalarının yanı sıra ne zaman maslahat olursa, pratikte da harekete geçerdi. Hz. İbrahim’in -s- putları kırdığı gibi.
3 – İnsanların icat ettiği veya yaptığı her şey ister sade, ister gelişmiş olsun, hepsi gerçekte yüce Allah’ın mahluklarıdır. Zira tüm icatların, yenilikleri ve bulguların kaynağı, Allah tealanın insanlara sunduğu akıl ve yetenek muhibetlerinin ürünüdür.
es-SÂFFÂT suresinin 97 ve 98. Ayetleri:
قَالُوا ابْنُوا لَهُ بُنْيَانًا فَأَلْقُوهُ فِي الْجَحِيمِ (37:97)
فَأَرَادُوا بِهِ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْأَسْفَلِينَ (37:98)
Yani:
Onun için bir bina yapın ve derhal onu ateşe atın! dediler.
Böylece ona bir tuzak kurmayı istediler. Fakat biz onları alçaklardan kıldık.
Ancak müşrikler Hz. İbrahim’ın -s- mantıklı ve güçlü delillere dayanan sözünü dinlemek ve kabul etmek yerine o hazreti yok etmeye ve böylece başkalarına ibret konusu olmasına karar verdiler ve buna göre çok yüksek bir fırın yaparak içini de odunla doldurdular ve en son odunları yaktılar.
Müşrikler ateş iyice alevlenince de Hz. İbrahim’i -s- ateşin içinde attılar ve kendilerince o hazretin işini bitirmek istediler. Ancak yüce Allah’ın iradesi ile ateş gül bahçesine dönüştü ve Hz. İbrahim’i -s- yakmak yerine serinletti. Böylece Hz. İbrahim -s- müşriklerin şaşkın bakışları arasında ateşin ortasından sağ salim ve selametle çıktı ve böylece düşmanlarının şom planı suya düştü.
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Küfür ve şirk, mesnetsiz inançlardır ve hiç bir doğru mantığa ve delile dayanmaz. Bu yüzden müşrikler ve kafirler tevhidle mücadelede zora başvurmak zorunda kalır.
2 – Evliyalar görevlerini yerine getirme ve zulüm ve küfür ve haksızlığa son verme uğruna her türlü tehlikeyi göze alır, öyle ki hatta ateşin ortasına atılmaktan bile korkmazlar.
3 – Yüce Allah’ın iradesi doğa kanunlarının üstündedir. Dolaysıyla Allah teala ne zaman irade buyurursa, doğa kanunlarını değiştirebilir, nitekim Hz. İbrahim -s- macerasında ateşin yakıcı özelliğini soğutucu özelliğe çevirdi.
es-SÂFFÂT suresinin 99 ila 101. Ayetleri:
وَقَالَ إِنِّي ذَاهِبٌ إِلَى رَبِّي سَيَهْدِينِ (37:99)
رَبِّ هَبْ لِي مِنَ الصَّالِحِينَ (37:100)
فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَلِيمٍ (37:101)
Yani:
(Oradan kurtulan İbrahim:) "Ben Rabbime gidiyorum. O bana doğru yolu gösterecek".
O: "Rabbim! Bana sâlihlerden olacak bir evlat ver", dedi.
İşte o zaman biz onu uslu bir oğul ile müjdeledik.
Hz. İbrahim -s- müşriklerin ona kurduğu şom kumpastan sağ salim kurtulduktan sonra, Babil diyarında risaletinin sonuna geldiğini anladı ve bu yüzden Şam diyarına hicret etmeye karar verdi. Zira tarih boyunca bu bölge peygamberlerin ve pak evliyaların diyarı olmuştu. Hz. İbrahim -s- Allah tealadan ona risaletini yerine getirmekte yardırm etmesini talep etti. O hazret ayrıca yüce Allah’tan onun risaletini ve yolunu sürdürecek pak ve salih bir evlat niyaz etti. Bu evlat her açıdan salih ve şayeste olması gerekiyordu. Yüce Allah da peygamberinin duasını icabet etti ve ona İsmail ve İshak gibi iki pak ve salih evlat sundu ve ikisi de nübüvvet makamı ile onurlandırıldı.
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Evliyaların yolu her daim Allah tealaya doğrudur ve her işleri ve her hareketleri de Allah içindir. Onlar yüce Allah’tan bu yolu izlerken onlara yardımcı olmalarını niyaz eder ve Allah’a tevekkül ederek yollarını bulur.
2 – Eğer biz de Allah yolunda adım atacak olursak O’nun lütuf ve yardımlarından yararlanacağımızdan emin olabiliriz.
3 – Salih evlat sahibi olma duası, her zaman peygamberlerin duası olmuştur. Bu durum başlı başına pak ve şayeste evlat ve soyun ne kadar önemli olduğunu ve toplumun da pak ve salih olmasına katkı sağladığını ortaya koyar.