Nura giden yol
es-SÂFFÂT suresinin 133 ila 138. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.
es-SÂFFÂT suresinin 133 ila 136. Ayetleri:
وَإِنَّ لُوطًا لَمِنَ الْمُرْسَلِینَ (37:133)
إِذْ نَجَّیْنَاهُ وَأَهْلَهُ أَجْمَعِینَ (37:134)
إِلَّا عَجُوزًا فِی الْغَابِرِینَ (37:135)
ثُمَّ دَمَّرْنَا الْآَخَرِینَ (37:136)
Yani:
Lût da elbette peygamberlerdendi.
Hani biz Lût'u ve ailesinin hepsini kurtardık.
Ancak geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında,
Sonra diğerlerini yok ettik.
Geçen bölümlerde bu surede bazı peygamberlerin öykülerini beyan ettik. Bu ayetler ise peygamberlerin öykülerinin devamında Hz. Lut -s- ve kavminin öyküsünü ve bu kavmin başına gelenleri anlatıyor.
Lut kavmi, Hicaz’ın kuzeyinde bir yörede, Mekke’den Şam’a uzanan yolun üzerinde güzel bir bölgede yaşıyordu. Her gün bir çok ticari kervan bu yolun üzerinden gelip geçiyor ve sonuçta Lut kavminin yaşadığı bölgeden geçiyordu. Tarihi açıdan ve Kur'an'ı Kerim ayetlerine göre Hz. Lut -s- Hz. İbrahim -s- çağında yaşıyor ve o hazretin getirdiği inancı ve şeriati tebliğ ediyordu.
Bu ayetler Hz. Lut -s- ve kavminin öyküsünün son bölümüne işaret ediyor ve şöyle anlatıyor:
Lut’un günahkar kavmine ilahi azap nazil olduğunda, o hazrete iman eden ve iman ehli sayılan insanlar ilahi azap nazil olacağından haberdar edildi. Bu insanlar Hz. Lut ve ailesi ile birlikte kentin dışına çıkarak ilahi azaptan kurtuldular, fakat hepsi fasık olan kentte geriye kalanlar, ilahi azaptan habersizdi. Bu fasık insanlar evlerinde ilahi azaba yakalandılar. İlahi azap yeri göğü sardı ve onların evlerini başlarına yıktı.
Ayetlerin devamında Hz. Lut’un -s- eşi de günahkar kavimle işbirliği yaptığı ve onların çirkin amellerine rıza gösterdiği için fasık kavmin başına gelen kaderlerini onlarla paylaştı ve peygamberin eşi olmak onu kurtarmaya yetmedi. Zira yüce Allah’ın ilahi sevgisi veya azabının kriteri insanların dini ve ahlaki ilkelere uymaları veya uymamalarıdır. İlahi azapta ailevi bağlar veya akrabalık gibi durumlar fasık insanları kurtarmaya yetmez.
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz:
1 – Kur'an'ı Kerim’de geçmiş kavimlerin kaderi beyan edilmesi gerçekte tarih boyunca hakim olan ve beşerin gelecek kuşakları için ibret konusu olan ilahi sünnetlerin ifadesidir.
2 – Peygamberlerin hesabı, eşleri veya evlatlarının hesabından ayrıdır ve ailevi ilişkiler insanların kaderini belirlemez. Bir başka ifade ile, ailevi bağlar tek başına insanın kurtuluşu için yeterli değildir.
3 – İman ehli olan ve peygamberleri fikri ve pratik açılardan izleyen insanlar velev ki başka kavimden veya ırktan olsun, peygamberlerin hanedanının bir ferdi gibi sayılır. Bilakis, eğer peygamberlerin eşi veya evlatları iman etmemişse onların ehli beyt fertleri sayılmazlar.
es-SÂFFÂT suresinin 137 ve 138. ayetleri:
وَإِنَّکُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَیْهِمْ مُصْبِحِینَ (37:137)
وَبِاللَّیْلِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ (37:138)
Yani:
(Ey insanlar!) Siz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz: sabahleyin
Ve geceleyin. Hâla akıllanmayacak mısınız?
Bundan önceki ayetlerle ilgili açıklamamızda Hz. Lut’un -s- kavmi Mekke’den Şam’a uzanan yolun üzerinde bir bölgede yaşadıklarını beyan etmiştik. Bu ayetler ise şöyle buyurmakta:
Lut kavmine ilahi azap nazil olduktan sonra bu kentin kenarından geçen insanlar kentte yaşayan insanların nasıl enkazların altında kalıp can verdiklerini görüyordu. Lut kavmi eşcinsel ve fasık insanlardı. Bu arada bazıları da bu çirkin amel karşısında ses çıkarmıyor ve bu büyük münkerle mücadele etmiyordu ve bu yüzden hepsi ilahi azapla cezalandırıldı.
Aslında Lut kavmi arasında eşcinselliğin çirkinliği ve kabahati tamamen yok olmuş ve bu çirkin amel normal bir amel haline gelmişti. Bu fasık insanlar hatta onları bu çirkin amelden sakındıran ve bunun yerine normal bir şekilde evlenmelerini tavsiye eden Hz. Lut’u -s- ölümle tehdit ediyordu.
Ve çok tuhaftır ki lut kavminin macerası üzerinden bir kaç bin yıl geçtiği bir sırada, uygarlık ve medeniyet iddiasında bulunan ve ilahi dinleri hurafe olmakla suçlayan Batılı toplumlarda insanlar bu çirkin ve cahilce amelin esiri olmuştur. Ve daha da tuhaf olan şey yeni medeniyetlerin iddiasında bulunan Batılı ülkeler bu çirkin ameli yasallaştırmayı ve caiz saymayı, demokrasi, özgürlük ve insan hakları gibi alanlarda ilerlemenin işareti olarak değerlendiriyorlar.
Oysa unutmamak gerekir ki insanların hakiki haklarından biri vücudunun doğal ihtiyaçlarını normal bir şekilde karşılamaktır. Fizyolojik açıdan kadın ve erkek cinslerinin organları karşıt cinsle ilişki için tasarlanmış ve yaratılmıştır ve aynı cinsten ilişki kurmaya asla ve asla müsait ve uygun değildir. Dolaysıyla bu bağlamda her türlü ters uygulama insan fizyolojisine ve doğal ihtiyaçlarına aykırıdır, ayrıca yaratılış düzeni ile de çelişir.
Belki burada bazıları çıkıp, bazı insanlar kendi hemcinslerine eğilimlidir ve onları bu eğilimden mahrum bırakmamak gerekir, diyebilir. Ancak bu kesime verilecek cevap açıktır. Acaba insanların her türlü eğilimine tabi olmak mı gerekir? örneğin bir çok insanda uyuşturucu madde kullanma eğilimi vardır. Peki bu durumda uyuşturucu madde kullanımı yasal ve caiz mi sayılmalıdır?
Bir başka ifade ile kanunlar, insanların eğilimine göre yazılmaz, bilakis kanunların bir amacı da anormal ve yersiz eğilimleri engellemektir. Yine bir örnek vermek gerekirse, günümüzde bazıları da bazı hayvanlarla cinsel ilişkide bulunma eğilimindedir. Peki, acaba bu anormal eğilim yasal mı sayılmalıdır? Oysa bütün insanlar ve özellikle hayvan hakları aktivistleri bunu anormal ve doğa kanunlarına aykırı bir eğilim saymakta ve bu yüzden da karşı çıkmaktadır. Dolaysıyla bir grup insanın bir amele eğilimi o amelin doğru ve akılcı olduğu anlamına gelmez, yasalar ona göre belirlenemez.
Her halükarda, gerçi günümüzde insanoğlu giyim kuşam, konut, araç, teknoloji ve her türlü refah konusunda büyük ilerleme kaydetmiş olmasına rağmen maalesef insani ilişkiler alanında gerektiği gibi ve gerektiği kadar ilerlemediği ve hatta yer yer gerilediği gözlenmektedir, nitekim batıda eşcinsellerin evlilik fiilinin yasallaştırılması bu gerileme örneklerinden biridir.
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Dünyada tarihi mekanları ve geçmiş kavimlerden geriye kalan bölgelerde enkazları gezerek onlardan kendinize dersler çıkarmalıyız.
2 – Aslında ibret alınacak şey az değil, esas sorun, bu şeylerin kenarından umursamadan geçmek ve üzerlerinde düşünüp ders çıkarmamaktır.