Temmuz 18, 2020 13:01 Europe/Istanbul

SAD suresinin 1 ila 4. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.

Geçen bölümde Saffat suresini bitirdikten sonra bugün Kur'an'ı Kerim’in 38.suresi olan Sad suresine başlıyoruz.

Mekke'de inmiştir 88 ayettir. İsmini birinci âyette yer alan Sâd harfinden alır.

 

Şimdi SAD suresinin 1 ve 2. ayetleri:

 

ص وَالْقُرْآَنِ ذِی الذِّکْرِ (38:1)

بَلِ الَّذِینَ کَفَرُوا فِی عِزَّةٍ وَشِقَاقٍ (38:2)

 

Yani:

Sâd. Öğüt veren Kur'an'a yemin ederim ki,

 

Küfredenler, (iddia ettiklerinin) aksine, bir gurur ve tefrika içindedirler.

 

Sad suresi de Kur'an'ı Kerim’ın diğer 28 suresi gibi kesik harflerle başlamıştır. Bundan önce Bakara suresinin tefsirinde anlatıldığı üzere, kesik harflerden sonra genellikle Kur'an'ı Kerim’in azametinden söz edilmiştir, zira Kur'an'ı Kerim tüm insanların bildiği aynı harflerle telif edilmiş, ama buna karşın hiç bir beşerin benzerini getiremediği ve getiremeyeceği bir mucizedir.

Bu sure de Sad harfinden sonra Kur'an'ı Kerim’ı vasfederken şöyle buyurmakta: Bu kitap baştan başa zikir ve öğüt ve ikazlarla doludur. Burada insanların bir çok hakikati Allah vergisi pak fıtratları ile bildiklerini hatırlatmak gerekir. Ancak ne var ki gaflet, heva ve heves, içgüdüler veya dış etkenler insanların bu hakikatleri unutmalarına sebebiyet verir. Fakat Kur'an'ı Kerim tilaveti ve ayetlerinin muhtevası üzerinde düşünmek insanları gafletten kurtarır ve ikaz olmalarına vesile olur. Yine insanların dini öğretilerden öğrendikleri kıyamet günü gerçeği gibi bazı gerçeklerin unutulması mümkündür. Bu yüzden Kur'an'ı Kerim bir çok ayetinde ölümden sonra insanları bekleyen durumu çeşitli münasebetlerde ona hatırlatmak ister.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

1 – Yüce Allah’ın Kur'an'ı Kerim’in üzerine yemin etmesi, bu kitabın azameti ve getireninin hakkaniyetinin işaretidir.

2 – Kur'an'ı Kerim insanların uyuyan vicdanını uyandırır ve unuttukları hakikatleri onlara hatırlatır.

3 – Kur'an'ı Kerim insanları ikaz etmek ve hidayete erdirmek için gönderilmiştir, fakat bazı insanlar gurur ve kibir ve inat yüzünden hak sözü kabul etmek istemez.

 

SAD suresinin 3 ve 4. ayetleri:

 

کَمْ أَهْلَکْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ فَنَادَوْا وَلَاتَ حِینَ مَنَاصٍ (38:3)

 

وَعَجِبُوا أَنْ جَاءَهُمْ مُنْذِرٌ مِنْهُمْ وَقَالَ الْکَافِرُونَ هَذَا سَاحِرٌ کَذَّابٌ (38:4)

 

Yani:

Onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. O zaman feryat ettiler. Halbuki artık kurtulma zamanı değildi.

 

Aralarından kendilerine bir uyarıcının gelmesine şaştılar ve kâfirler: Bu pek yalancı bir sihirbazdır!

 

Kur'an'ı Kerim’in ilk muhatapları Mekkeli müşriklerdi. Bu ayetler onları başka kavimlerin akibetine baktıkları takdirde, bu kavimlerin her biri şirk ve küfür içinde olduklarını ve bu yüzden ilahi öfke ve gazaba maruz kaldıklarını ve kurtulacak hiç bir yolları olmadığını anlayacaklarını hatırlatıyor.

Ayetler şöyle devam etmekte:

Ancak peygamber müşriklere Kur'an'ı Kerim ayetlerini okuduğunda ve onları uyardığında, onlar geçmiş kavimlerin başına gelenlerden ibret almak yerine ve ayetlerin üzerinde düşünerek hidayet yolunu bulmaya çalışmak yerine peygambebri büyücü ve yalancı hitap ettiler.

Rivayet kaynaklarında belirtildiğine göre, bir gün Kureyş elebaşıları İslam Peygamberi’nin -s- amcası Ebu Talib’e gittiler ve şöyle dediler: Ey Ebu talib, kardeşinin oğlu bizim gençlerimizi saptırıyor ve bizim tanrılarımızı sorguluyor. Eğer o şan şöhret veya servet peşindeyse biz onu Kureyş’in en zengin adamı yapmaya hazırız, fakat bir şartımız var, o da söyledikleri sözlerden el çekmektir.

Ebu Talib müşriklerin söylediklerini İslam Peygamberi’ne -s- ilettiğinde o hazret amcasına şöyle buyurdu: Eğer onlar güneşi sağ elime ve ayı da sol elime koyup benden hak sözümden el çekmemi talep edecek olurlarsa, ben asla bunu kabul etmem. Ben ya sözümü toplumun içinde yaygınlaştırır, ya da bu uğurda canımı feda ederim. Ebu Talib Resulullah’ın -s- azim ve kararlılığını görünce şöyle arzetti: sen yolunda kal, ben de seni desteklemekten asla el çekmeyeceğim.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

7s

1 – Küfür ve şirk inat yüzünden olursa insanın bu dünyada helak olmasına vesile olur.

2 – İlahi güç ve irade karşısında hiç bir sığınak yoktur. Tevbe ve istiğfar ilahi azap nazil olmadan önce etkili olabilir, fakat daha sonra hiç bir faydası olmaz.

3 – Peygamberler halktan biri olmalı ki onların ihtiyaçları ve özellikleri başka insanlarla ortak olsun ve onlar da başka insanlara iyi ve uygun örnek olsun.

4 – Hakaret ve töhmet, kafirlerin iman ehli olanlarla mücadele için başvurdukları en yaygın yöntemdir. Kafirler ve müşrikler peygamberleri yalancı ve büyücü hitap ettiklerinde peygamberlerin izleyenleri de her türlü hakaret ve töhmete karşı koymaya hazırlıklı olmalıdır.