Eylül 24, 2021 23:08 Europe/Istanbul

Bu bölümde din kardeşliği ve dini kardeşe yardım etme sorumluluğunu ele alacağız.

Hudeybiye barış anlaşmasının sağlanmasının ardından  Mekke'ye yönelik müşrikler tehdidi ortadan kalktıktan sonra, Allah Resulü saa  komşu ülkelerin liderlerine mektup yazarak onları İslam'a davet etme kararı aldı.  Bu amaç doğrultusunda  Allah Resulü saa  Haris bin Umeyr Ezdi'yi  bir mektup ile beraber  Şam hükümdarının yanına gönderdi. 

Haris Şam diyarının sınır şehirlerine vardığında   bölgenin hükümdarı Şurahbil, Allah Resulünün temsilcisinin görevinden haberdar olduğundan dolayı onun eli kolu bağlı bir şekilde katledilmesi emrini verdi.  Allah Resulü  elçisinin ölüm haberini alınca çok üzüldü ve Müslümanlardan katilleri cezalandırmayı istedi.  Buna paralel olarak  Hicri Kameri 8'inci yılın  Rebiülevvel ayında Allah Resulü   bir grubu  Zatüttulu' diyarına gönderip onları tek ve vahid Allah'a tapmaya çağırdı.  

Müslüman grup sağlam ve güçlü İslami mantıkla  onları vahid Allah'a tapmaya davet ettiler.  Ancak birden bire hepsi halk tarafından saldırıya uğradı. Kötü bir durumda olan  bir kişi hariç herkes öldürüldü. Bu kişi zar zor bile olsa kendini Allah Resulüne ulaştırdı ve olayı anlattı.  Bu iki olay  Cemadi ayında  Mute savaşını başlatan emrin verilmesine yol açtı.  3 bin kadar  askerden oluşan İslam ordusu  İslam'ın yayılmasına karşı olanları ve gönderilen elçilere eziyet edenleri bastırmak için harekete geçti. 

 Allah Resulü Hz. Muhammed saa İslam ordusunu  sahaya sürmeden önce  şöyle bir konuşma yaptılar: "  İslam elçisini öldürdükleri noktaya gidip  tekrar onları İslam ve  tek Allah'a tapma dinine çağırırsınız.  İman getirirlerse, elçimizin intikamını almayacaksınız. Ancak  böyle yapmazlarsa  Allah'tan yardım isteyip onlar ile savaşa girersiniz.  Ey İslam'ın askerleri!  Allah adına cihat yapın, Şam diyarında bulunan Allah düşmanları ve kendi düşmanlarınızı  terbiye edin. Bu ortamdan uzakta yaşayan, manastırlarda bulunan ruhbanlara ve rahiplere saldırmayın. Beyinlerinde  şeytanın yuva yaptığı bazı grupları  aynı kılıçlar ile yok edin.  Yaşlıları, çocukları ve kadınları öldürmeyin.  Hiçbir hurma ağacı veya başka ağacı yok etmeyin veya hiçbir evi yıkmayın.   Ey Mücahitler!  Ordunun  komutanı  amcaoğlum Cafer bin Ebi Talib'dir.  Ona yaralanırsa  Zeyd bin Harise  bayrağı eline alıp orduyu yönlendirecektir.  O da zarar görürse   kendiniz birini komutan olarak seçin. "

Allah Resulü saa bu konuşmayı yaptıktan sonra  yola koyulma emrini verdi. 

Öte yandan, İslam ordusunun yola çıkma haberi Roma hükümetine bildirildiğinde, Roma kralı Herkül, Şam bölgesindeki kukla yönetimine yardımı sağlamak amacı ile  en büyük ve en güçlü orduyu, üç bin Müslümanla savaşmak için hazırladı. Sadece Şam hükümdarı Şurahbil , çeşitli Şam kabilelerinden yüzbinlerce askeri toplayarak, İslam askerlerin ilerlemesini engellemek için sınır bölgelere gönderdi.Roma imparatoru da yüz bin askerle Roma'dan ayrıldı ve Belka bölgesindeki Maab'a ulaştı.  İki ordu arasındaki savaş, Belka bölgesindeki Mute köyünde gerçekleşti. İslam ordusunun  üç komutanının peş peşe şehit edildiği zorlu ve eşsiz bir savaş başlamıştı.  Son komutan Abdullah Bin Revaha'nın şehit edilmesi ile  , askerler yeni Müslüman olmuş  Halid bin Velid'i komutan olarak seçtiler.

Yeni komutan, Müslümanların sıkıştığını görünce yeni bir taktik kullandı. Gece yarısı her yer karanlık olduğunda, askerlerin taşınmasını emretti ve gürültülü ortamın yaratılmasını istedi. Ordunun sağ tarafını sola ve sol tarafını sağa ve ön saftakileri de ordunun ortasına kaydırdı.Bunu yapmak sabaha kadar sürdü.  Daha sonra bir grup Müslüman'a, uzak bir yere gitmelerini ve şafak vaktinde La ilaha illallah sloganını haykıra haykıra Müslümanlara katılmalarını emretti.

Halit bin Velid bu hareketi ile  düşmana Müslümanlara yeni bir güç katıldığını ve yeni gelenlerin savaşa girdiğini göstermek istiyordu. İşte bu hareket, Roma ordusunun üzerinde böyle bir izlenime neden oldu ve Roma ordusunun komutanı da Müslümanlar tarafından öldürüldüğünden dolayı, Roma ordusu düzenini kaybetti ve göreceli bir sessizlik ve sakinlik ortam sağlandı. Müslümanlar fırsatı değerlendirip savaş sahasını terkedip vatanlarına geri döndüler. 

Mekke, Hicri Kameri sekizinci yılda fethedildi. Müslümanların artan gücü, Roma ve İran gibi dönemin iki süper gücünü her zamankinden daha fazla tedirgin etti.  Pers İmparatorluğu Müslümanlar tarafından pek büyük tehdit altında hissetmiyordu kendini; Çünkü İslami hükümetin merkezinden çok uzaktaydılar.  Tam tersine, Romalılar Müslümanlarla uzun ortak bir sınıra sahip olduklarından dolayı  İslam ordusu ile muhtemel savaş için güçlerini sınıra konuşlandırdılar.  Bu haberi duyan Peygamber Efendimiz saa daha önce yaşanan meseleleri de göz önünde bulundurarak, Müslümanların saldırgan Romalı kafirleri önlemek için Tebük topraklarına gitmeleri için genel seferberlik emri çıkardı.

Medine halkının çoğu tarımla geçiniyordu. O zamanlar meyve toplama ve hasat mevsimi gelmişti ve tarım ve hayvancılıkla sınırlı bir hayat yaşayan insanlar önemli günleri geride bırakmaktaydı. Bun insanların bir yıllık geçim kaynakları buna ve bu fırsata bağlıydı. Bu nedenle Medine'den çok uzak olan Tebük'e gitmek onlar için zor bir işti. Ne de olsa, zamanın en önemli iki süper gücünden biri olan bir ülkeyle çatışma zor görünüyordu. Dolayısıyla, her zaman Müslümanların moralini zayıflatmak için fırsat arayan münafıklar, Roma imparatorunun gücünü abartarak halkın korkusunu arttırmaya çalışıyorlardı. Zaten ortam da münafıkların bunu yapmasına tamamen müsaitti. 

Münafıkların propagandası ve halkın motivasyon eksikliği, pek çok saf ve zayıf imanlı insanın İslam Peygamber'in  çağrısına cevap vermede tereddüt etmesine ve kafirlerle savaşmakta geri adım atmasına neden oldu.   Bu sırada Tevbe suresinin 38 ve 39'uncu ayetleri indirilerek Müslümanlar sert ve kesin bir dille  düşmanları haklarında uyarıldılar. 

Allahu Teala bu ayetlerde şöyle buyurmuştur: "« یا أَیُّهَا الَّذینَ آمَنُوا ما لَکُمْ إِذا قیلَ لَکُمُ انْفِرُوا فی سَبیلِ اللّهِ اثّاقَلْتُمْ إِلَى الأَرْضِ أَ رَضیتُمْ بِالْحَیاةِ الدُّنْیا مِنَ الآْخِرَةِ فَما مَتاعُ الْحَیاةِ الدُّنْیا فِی الآْخِرَةِ إِلاّ قَلیلٌ/  إِلاّ تَنْفِرُوا یُعَذِّبْکُمْ عَذاباً أَلیماً وَ یَسْتَبْدِلْ قَوْماً غَیْرَکُمْ وَ لا تَضُرُّوهُ شَیْئاً وَ اللّهُ عَلى کُلِّ شَیْء قَدیرٌ:"

"﴾38﴿ Ey iman edenler! Size ne oldu ki, “Allah yolunda seferber olun” denilince yerinize çakılıp kaldınız; yoksa âhiretten vazgeçip de dünya hayatıyla yetinmeye razı mı oldunuz? Halbuki dünya hayatının sağladığı fayda âhiretinkine göre pek azdır.   ﴾39﴿ Eğer toplanıp seferber olmazsanız Allah sizi elem veren bir azapla cezalandırır, yerinize başka bir topluluk getirir ve siz O’na zerrece zarar veremezsiniz. Allah’ın her şeye gücü yeter."

Bu ayetler açıkça İslam Mücahidlerinin dünyanın ihtişamını görmezden gelerek dindar ve zühd sahibi bir halk olması gerektiğini belirtir. İmam Seccad as ise  kendi dönemine uygun düşecek şekilde bu İslami maarifi  dua şeklinde İslam ülkelerinin sınırlarını koruyanlar için  söylemiştir. 

İmam Seccad as  Sahifei Seccadiye'in  27'inci duasında  şöyle diyor: "Allahım!   düşmanların karşısında dizildiklerinde bu aldatıcı dünya düşüncelerini onlardan uzak tut, insanı kandıran ve fitnelere yol açan  düşünceleri kalplerinden sil.  Böylece senin aşkınla dolu bir kalple savaşmalarını sağla. "